Kazların ve taşların verdiği ders!

alt

Kur’ân kâinatın yazılımı; kâinat Kur’ân’ın açılımıdır. Kur’ân’da her bir cümle bir âyettir. Âyet delil/belge, yol gösteren demektir. Molekül, hücre, uzuv, unsur, hayvan, taş, hava, su, ateş, güneş, yıldız—bütün varlıklar—hakikate ulaştıran tekvinî/kevnî, yani kâinattaki âyetlerdir. Her varlık hem yapısı, hem de hâl diliyle Yaratıcısını zikrederek anlatır.

Aynı zamanda bu âyetler bize delil olur, ders verir, yol gösterir. Meselâ, sineğin verdiği dersi Bediüzzaman şu çarpıcı diyalogla aktarır:

“Mehâsiniyle mağrur olan nefsime dedim ki: ’Sen birşeye mâlik değilsin, nedir bu gururun?’ Dedi ki: ‘Madem mâlik değilim, ben de hizmetini görmem.’ Dedim ki: ‘Yâhu, bu sineğe bak. Gayet küçücük zarif elleriyle kanatlarını, gözlerini siler süpürür. Her işini görür. Sen de lâakal onun kadar vücuduna hizmet etmelisin’ diye ikna ettim. Takdis ederiz o Zâtı ki, bu sineğe nezafeti ilhamen öğretir, bana da Üstad yapar. Ben de onunla nefsimi ikna ve ilzam ederim.”1

Kediler, “Ya Rahim, ya Rahim!” diyerek zikir; karıncalar cumhuriyetperverlik, çalışkanlık; arılar iktisat, kanaat; yaban kazları ittihat (birlik / beraberlik), cemaat şuuru dersini verir.

İşte 1 sinek, 3 kaz, 4 elif, aynı zamanda cemaatî ittihadın sırrını, ittifakı, dayanışmayı ders verir, yol gösterir. Yaban kazlarının göç sırasındaki düzenli uçuşları sırasında verdikleri muhteşem ittihat, birlik dersi şöyledir:

* “V” şeklinde uçulduğunda, her kaz, kanat çırptığında arkasındaki kazı kaldıran bir hava akımı oluşturur. Böylece kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya çıkan hava akımını kullanarak uçuş menzillerini yüzde 70 oranında uzatır. Kazlar tek başına gidebilecekleri yolu grup halinde neredeyse ikiye katlar.

* Bir kaz, ”V” grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çeker. Çünkü diğer kazların oluşturduğu hava akımının dışında kalır. Ve ekseriyetle gruba geri dönüp yoluna bu şekilde devam eder.

* “V” grubunun başında uçan kaz, hava akımından yararlanamaz; diğerlerine oranla daha çabuk yorulur. Bu durumda en arkaya geçer ve bu defa hemen arkasındaki kaz öncü olur. Sürekli tekrarlanan bu dönüşümle her kaz, grubun her kademesinde vazife alır.

* Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kazlar, daha hızlı gitmeleri için öndekileri bağırarak uyarıyor.

* Gruptaki bir kaz hastalanırsa ya da bir avcı tarafından vurulursa; düşen kaza yardım etmek üzere gruptan iki kaz ayrılır ve korumak üzere yanına giderler. Tekrar uçabilene veya ölümüne dek başında beklerler. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu bulurlar. Hiçbir kaz grubu, kendilerine iltihak edenleri reddetmez.

“Uçan kazlar bile cemaat olmuş, kazlar kadar olamadık!” diye hayıflanmaktansa, “Allah’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın!” âyetine kulak vermeli ve ittifakın şu müthiş gücünün sırrını yakalamalı:

“Üç elif ittihad etmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, yüz on bir kıymet alır. Dört kere dört ayrı ayrı olsa, on altı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksat ve ittifak-ı vazife ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dört yüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakikî sırr-ı ihlâs ile, on altı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuat-ı tarihiye şehadet ediyor.

Bu sırrın sırrı şudur ki:

Hakikî, samimî bir ittifakta herbir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.”2 İşte birlik ve beraberliğin harika gücü!

Bu harika sırrı eğer grup/cemaat ve cemaatler arası gösterebilsek harika sonuçlar almayacak mıyız?

Kubbeli yapılarda taşlar omuz omuza vererek düşmekten kurtuluyor, kazlar harika dayanışma ile yol alıyor. Taşlar, kazlar kadar da mı olamayacağız?

Dipnotlar:
1- Mesnevî-i Nuriye, s. 69.
2- Lem’alar, s. 165.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*