“Kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek”

20. Lema’da geçen önemli bir prensip:

“Müsbet hareket etmektir ki, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.”

Bu prensip Risale-i Nur meslek ve meşrebi için çok önemlidir. Aynı zamanda hayatının en önemli meselesi Nura hizmet olanlar için de önemli bir yol gösterici prensiptir.

Mezkur ifadeye göre hizmet etmek için en mühim mesele müspet harekettir. Ve ancak müspet hareket ederek doğru ve istikametli bir hizmet yapılabilir. Aksi taktirde manevi hizmetlerde çeşitli sıkıntılar meydana gelmesi mukadderdir.

Yine ifadeye göre müspet hareketin iki ana unsuru vardır:

Birincisi:

Kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek.

İkincisi ise diğer mesleklerin, meşreplerin ve hizmet ekollerinin tenkitleri ile uğraşmaktan kaçınmak, onlarla zihnen ve fikren ilgilenmeyi bırakmak ve sadece kendi işi ile ilgilenip zihnen ve fikren onlarla meşgul olmaktan uzak durmaktır.

Hz. Üstad da hayatında hep bu prensip doğrultusunda hareket etmiştir. Ömrü boyunca hep Risale-i Nurun neşri için uğraşmış, iman ve Kuran davasını hayatının en önemli hizmeti olarak telakki etmiştir. Çünkü kainatta iman ve Kuran hizmetinden daha daha kıymetli bir hizmet yoktur.

Hatta “Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl) hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun.” sualine muhatap olarak İkinci Dünya Harbi gibi tüm dünyayı etkileyen bir hadiseye karşı bile dönüp bakmamıştır.

Yani, “Küre-i arzı herc ü merce getiren” bir dehşetli meselenin dahi davasının önüne geçmesine fırsat vermemiştir. Kuran ve imandan başka hiçbir olayı dava haline getirmemiştir.

Ne yazık ki yukarıdaki prensip hep ikinci şıkkı ile anılır olmuştur. Yani başkaları tenkit etmemek öncelikli mesele olmuştur. Halbuki Üstad “Kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmeyi” öncelikli bir prensip olarak zikrediyor. Bazı kardeşler de bu prensibin birinci şıkkını görmeden ikinci şık üzerinden meseleye yaklaşıyor.

Şimdi siz manevi hizmetlerde bir kurumun başına bir kardeşi getiriyorsunuz. Bu kardeşin en öncelikli maksadı içinde bulunduğu kurumun hak ve hukukunu muhafaza etmek, o kurumu daha ileriye götürmek için gayret sarf etmektir. Şimdi o kardeş kendi kurumunu ve iç bünyesini nazara almadan başka kurumlar ile ilgilenir ise bu doğru bir yaklaşım olmaz.

Hatta bazı durumlarda kendi mesleğinin muhabbeti ile hareket etmek yerine “başka mesleklerin muhabbeti” ile hareket etmeye başlar. Bu da o kurum için bir zafiyet göstergesi haline gelir.

Bu nedenle bizlerin en öncelikli meselesi Risale-i Nur davasıdır. Risale-i Nura doğrudan hizmet eden Yeni Asya gibi bir kurumu daha ileriye götürmek amacıdır. Yoksa hem Yeni Asya camiası içinde olmak, hem de başka konuları bir dava haline getirmek sıkıntılı bir zemin oluşmasına vesile oldur.

Bunları niçin dile getiriyoruz?

Bazı kardeşler 15-20 Temmuz süreci diyerek öylesine ifrat bir şekilde KHK ve mağdur meselesine daldılar ki, kendi meslek ve meşreplerini ihmal etme derecesine geldiler. Adeta KHK meselesini bir dava haline getirdiler ve Yeni Asya’nın iç bünyesine ciddi sıkıntı verdiler.

Bu tür davranışlardan kaçınmak gerek diye düşünüyoruz.

Ve Üstadın sözünü bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz:

“Kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkalarının tenkîsi, onun fikrine ve ilmine müdahale etmesin, onlarla meşgul olmasın.”

Benzer konuda makaleler:

Halil Akgünler | Arşiv

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*