Keyfî emirlere taraftar değiliz

Image

Ayasofya’yı puthâne ve Meşihâtı kızların lisesi yapan bir kumandanın keyfî, kanun nâmındaki emirlerine fikren ve ilmen taraftar değiliz ve şahsımız îtibâriyle amel etmiyoruz.

[Afyon Mahkemesine, iddianameye karşı verilen îtiraznâme tetimmesinin bir zeylidir]

Ey heyet-i hâkime! (…) Risâle-i Nur’un cerh edilmez kuvvetli hüccetleri, elbette mahkemede kalbleri kendine çevirmiş. Aleyhimde ne yapsanız ben hakkımı helâl ederim; gücenmem. Bunun içindir ki, eşedd-i zulüm ile, bir eşedd-i istibdat tarzında, şahsımı hiç ömrümde görmediğim ihânetlerle çürütmekle, damarıma dokundurulduğu halde, tahammül ettim. Hattâ bedduâ da etmedim. Bize karşı bütün ittihamlara ve bütün isnad edilen suçlara karşı, elinizdeki Risâle-i Nur’un mecmuaları benim mukabele edilmez müdâfaanâmem ve cerh edilmez îtiraznâmemdirler. Medâr-ı hayrettir ki; Mısır, Şam, Halep, Medîne-i Münevvere, Mekke-i Mükerreme allâmeleri ve Diyânet Riyâsetinin müdakkik hocaları, o Nur mecmualarını tetkik edip, hiç tenkit etmeyerek, takdir ve tahsîn ettikleri halde, iddiânâmeyi aleyhimize toplayan zekâvetli(!) zât, Kur’ân’ı, “Yüz kırk sûredir” diye acîb ve pek zâhir bir yanlışıyla ne derece sathî baktığı; ve Risâle-i Nur bu ağır şerâit içinde ve benim gurbet ve kimsesizliğim ve perişâniyetimde ve aleyhimde dehşetli hücumlarla beraber, yüz binler ehl-i hakîkate kendini tasdik ettirdiği halde, daha Kur’ân’ın kaç sûresi var olduğunu bilmeyen o iddiâcı zât, “Risâle-i Nur, Kur’ân’ın tefsirine ve hadîslerin teviline çalışmasıyla beraber, bir kısmında, okuyanlara birşey öğretme bakımından ilmî bir mâhiyet ve kıymet taşımadığı görülmektedir diye tenkidi, ne derece kanundan, hakîkatten, adâletten ve haktan uzak olduğu anlaşılıyor.

Hem size, şekvâ ediyorum ki: Kırk sahifeli ve yüzer yanlışı bulunan ve kalblerimizi yaralayan iddiânâmeyi-tamamıyla-bize iki saat dinlettirdiğiniz halde, ayn-ı hakîkat bir buçuk sahifeyi, ona karşı, ısrarımla beraber iki dakika okumaya müsaade etmediğiniz için, ona mukabil îtiraznâmemi tamamıyla okumamı adâlet nâmına sizden istiyorum.

Sâlisen: Herbir hükûmette muhâlifler var. Âsâyişe ilişmemek şartıyla kanunen onlara ilişilmez. Ben ve benim gibi dünyadan küsmüş ve yalnız kabrine çalışanlar; elbette bin üç yüz elli senede ecdâdımızın mesleğinde ve Kur’ânımızın daire-i terbiyesinde ve her zamanda üç yüz elli milyon mü’minlerin takdîs ettiği düsturlarının müsaade ettiği tarzda hayat-ı bâkiyesine çalışmayı terk edip, gizli düşmanlarımızın icbârıyla ve desîseleriyle, fânî ve kısacık hayat-ı dünyeviyesi için sefihâne bir medeniyetin ahlâksızcasına, belki bir nevî bolşevizmde olduğu gibi vahşiyâne kanunlara, düsturlara taraftar olup onları meslek kabul etmekliğimiz hiç mümkün müdür? Ve dünyada hiçbir kanun ve zerre miktar insafı bulunan hiçbir insan, bunları onlara kabul ettirmeye cebir etmez. Yalnız o muhâliflere deriz: “Bize ilişmeyiniz; biz de ilişmemişiz.”

İşte bu hakîkate binâendir ki, Ayasofya’yı puthâne ve Meşihâtı kızların lisesi yapan bir kumandanın keyfî, kanun nâmındaki emirlerine fikren ve ilmen taraftar değiliz ve şahsımız îtibâriyle amel etmiyoruz. Ve bu yirmi sene işkenceli esâretimde eşedd-i zulüm şahsıma edildiği halde, siyasete karışmadık, idareye ilişmedik, âsâyişi bozmadık. Yüz binler Nur arkadaşım varken, âsâyişe dokunacak hiçbir vukuâtımız kaydedilmedi. Ben, şahsım îtibâriyle hiç hayatımda görmediğim bu âhir ömrümde ve gurbetimde şiddetli ihânetler ve damarıma dokunduracak haksız muâmeleler sebebiyle yaşamaktan usandım. Tahakküm altındaki serbestiyetten dahi nefret ettim. Size bir istidâ yazdım ki, herkese muhâlif olarak, ben berâetimi değil, belki tecziyemi talep ediyorum ve hafif cezayı değil, sizden en ağır cezayı istiyorum. Çünkü bu emsâlsiz acîb muâmeleden kurtulmak için ya kabre veya hapse girmekten başka çarem yok. Kabir ise, intihar câiz olmadığından ve ecel gizli olmasından, şimdilik elime geçmediğinden, beş altı ay tecrid-i mutlakında bulunduğum hapse râzı oldum. Fakat bu istidâyı mâsum arkadaşlarımın hatırları için şimdilik vermedim.

Tarihçe-i Hayat, s. 491, (yeni tanzim, s. 868)

LÜGATÇE:

Meşîhat: Diyanet işleri dairesi.

istidâ: Dilekçe.

tecrîd-i mutlak: Tek başına, hücre hapsi.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*