Kimilerinin laiklik anlayışı ve Bediüzzaman’ın tarifi

Laik-seküler anlayışın hayatın her kademesinde uygulanmak istendiği, CHP’nin 1947 kongresinde “Laiklik yalnız din ile siyaset arasında bir alâka kurulmaması değil, sosyal hayatın her yönü ile din arasında bir münâsebet kurulmamasıdır” şeklinde yer alır.1

 

Aslında laiklik bir idâre şekli ve bir rejim değildir. Ama, Türkiye’de bir rejim gibi algılandı. Dahası, Osmanlı aydınlarının, laiklik olarak ifâde edilen düşünceye buldukları ilk karşılık, “asrîlik”tir.2 Bu kavram, Anglo-sakson geleneğindeki “sekülarizmi” (din dışı, dinsizlik) karşılamaktadır. Sözde aydınlara göre; asrîleşmek ilericilik, din ise gericilik demekti. Öyle ise, modernleşmek, yâni asrîleşmek için dini ortadan kaldırmak gerekirdi! Ord. Prof. Dr. Enver Ziya Karal, “Biz Avrupa’daki mânâda bir laiklik kabul etmiyoruz, devlet kontrolü olacaktır ve olmasında da fayda ve zarûret vardır”3 şeklindeki sözleriyle CHP zihniyetinin laiklik anlayışını ortaya koyuyordu.

1926’da kabul edilen Cezâ Kanunu’nun, meşhur 163. maddesi, dinî faaliyetlerle ilgili cezaları öngörüyordu. 15 Nisan 1928’de, Anayasanın 2. maddesi olan “Bu devletin dinî, din-î İslâmdır” ibâresi kaldırılır, 26. Madde’de yer alan, “Meclis, dini hükümleri yerine getirir” hükmü de çıkarılır. Laiklik maddesi, Anayasa’ya 1937 yılında, bir politika gereği sokulmasına rağmen, o zamana kadar ilke ve inkılâplar tamamlanmış, din dersleri tamamen kaldırılmış, din adına ne varsa yasaklanmıştı. Oysa siyasî literatürde, demokrasinin temel esaslarına aykırı olmamak şartıyla laiklik, devletin her türlü inanç ve düşünce karşısında tarafsız kalmasıydı. Bediüzzaman Said Nursî de: “Lâik cumhuriyet, dinî dünyadan ayırmaktır. Yoksa, dinî reddetmek ve bütün bütün dinsizlik olmadığını biliyoruz. Laiklik dine karşı tarafsız kalmaktır… Eğer lâik cumhuriyeti soruyorsanız, ben biliyorum ki, lâik mânâsı bîtaraf (tarafsız) kalmak, yâni hürriyet-i vicdân düstûruyla dinsizlere ve sefahetçilere ilişilmediği gibi, dindarlara ve takvacılara da ilişilmez bir hükûmet telâkki ederim”4; “Hem, bu mübarek vatanda bu fıtraten dindar millete hükmedenler, elbette dindarlığa taraftar olması ve teşvik etmesi, vazife-i hakimiyet cihetiyle lâzımdır. Hem madem, laik cumhuriyet, prensibiyle bîtarafane kalır ve o prensibiyle dinsizlere ilişmez; elbette dindarlara dahi bahaneler ile ilişmemek gerektir”5 ve “Lâik cumhuriyet, prensipleriyle tarafsız kalır”6 diyerek o mefhum kargaşasında gerçek târifini vermişti.

Buna ters uygulamalara da, “Cumhuriyet devrinde laiklik, dinsizlik olarak tatbik edildi”7, “Dinsizlik, laiklikten istifade ile kuvvet buldu”8 sözleriyle eleştirir.

Bugün, aynı zihniyet, hâlâ aynı bağnazlığı devam ettirmektedir.

Dipnotlar:

1- Doç. Dr. Mümtaz’er Türköne, Modernleşme, Laiklik ve Demokrasi, s. 3.

2- Age.

3- Sebilürreşad, Mecliste Anayasa Müsakereleri, c. 13, sayı: 320, Nisan 1961, s. 317.

4- Tarihçe-i Hayat, s. 187, 332.

5- Age, s. 194.

6- Tarihçe-i Hayat, s. 195.

7- Tarihçe-i Hayat, s. 195.

8- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 9

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*