EURONUR ÖZEL

Kırık Cam Teorisi ve Risale-i Nur

Özel Makale / Kırık

Kırık Cam Deneyi

Bu yazı bir dostla yapılan güzel bir sohbetin meyvesidir.

Araştırmacılar, biri problemli bir mahalleye, diğeri daha iyi bir mahalleye olmak üzere iki aynı model araba bırakıyor:

Problemli mahalleye bırakılan araç kısa sürede parçalanıyor, camları kırılıyor, eşyaları çalınıyor.

İyi mahalleye bırakılan arabaya ise günlerce kimse dokunmuyor.

Sonra tuhaf bir şey oluyor.

İyi mahallede sağlam duran arabanın bir camını araştırmacılar deney için kırıyorlar.

Çok kısa sürede insanlar arabayı parçalamaya başlıyor, yağmalama başlıyor.

Gel “Kırık cam teorisi”ni ile Risale-i Nur’u birlikte düşünelim. Çünkü biri sosyolojik/kriminolojik bir teori, diğeri ise iman ve ahlak temelli bir tecdid hareketidir. Aralarında şöyle bir bağlantı kurdum ben:

Küçük ve ilk bozulmaların büyük çöküşlere yol açması.

Bir yerde küçük bir bozulma (örneğin kırık bir cam) düzeltilmezse, daha büyük kırıkların önü açılır.

Risale-i Nur’da aynı mantık işliyor.

Manevî, ahlakî ve içtimaî günlük hayat düzeyinde ele alınıyor.

“Batıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlaldir.” (Mektubat)

Aynı camı kırılan araç gibi, göz önünde oldukça normalleşiyor ve yaygınlaşıyor.

“Evet, günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, ta nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor.” (Lem’alar, İkinci Lem’a)

Bir an önce tamir lazım, hem de acil olarak.

Bu, kırık cam teorisinin manevî versiyonu gibidir.

 İlk Kırık

Kırık cam teorisinde:

İlk kırık cam tamir edilmezse sokak ve şehir hayatı bozulur.

Risale-i Nur’da ise:

İlk günah ciddiye alınmazsa kalp bozulur.

Günah işlendikçe kalpte siyah bir nokta oluşur. Bu noktalar çoğalırsa kalp kirlenir. Kalp kirlenince ilişkiler kirlenir ve adım adım dünya kirlenir.

Bir cam kırılır, sonra duvar yazıları, sonra hırsızlık ve sonra içtimaî sosyal hayatın çöküşü başlar. Allah korusun.

Kırık cam teorisi dış dünyaya bakar: sokak, şehir, toplum düzeni.

Risale-i Nur ise iç dünyaya bakar: kalp, vicdan, iman.

Ortak nokta ise şudur: İç bozulursa dış da bozulur. Dış bozulursa iç de etkilenir. Toplumun ıslahı ve mutluluğu, fertlerin kalbinin ıslahıyla olur.

Kırık cam teorisi “bozulmayı engelle” derken, Risale-i Nur imana vurgu yapar. Bu yüzden nur talebeleri düzenli bir araya gelip arınma ve kırık tedavisi yapar.

Çünkü:

“Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı ve bir küçük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan ve dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhît kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor.” (Şualar, Yedinci Şua)

Risale-i Nur, kırık camı tamir etmekten ziyade camın hiç kırılmamasını hedefler. Yani koruyucu bir hekimdir.

 Kalpteki Kırıklar

Birinci Lem’a’da geçen çok çarpıcı bir tasvir var:

“Gaflet ve dalaletimiz sebebiyle aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve heva-yı nefs…”

Burada üç şey var: nefis, dünya, gaflet. Bunlar bir araya gelip insanı kuşatır.

Bir mahallede düzensizlik artarsa herkesin ona uyduğu gibi, bir kalpte gaflet artarsa bütün latifeler (manevî organlar) bozulur.

“Bizim heva-yı nefsimiz… hayat-ı ebediyemizi mahvetmeye çalışıyor.”

Yani:

Küçük bir kırık hem dünya hayatını hem ebedî hayatı etkiler.

Kırık cam teorisi “düzeni koru, böylece büyük suçları engelle” derken, Risale-i Nur “imanî ve ahlakî hassasiyetleri koru, kalp ve toplum kurtulur” üzerinden çalışır.

Asıl tamir edilmesi gereken yer: kalp ve iman dünyasıdır.

Günlük Hayatta Nasıl Uygulanır

“Bu küçük bir şey” deme.

Küçük yalan, küçük haram, küçük ihmal…

Bir harama bakışta “bir şey olmaz” deme.

Sürekli negatif, boş ve günaha açık ortamdan uzaklaş.

Anında tamir (istiğfar sistemi):

Camı hemen tamir et.

Günahı hemen sil.

Hata yapınca sakın bekleme, hemen “Estağfirullah” de.

Bu, kalbin onarım mekanizmasıdır.

“Bizim hevâ-yı nefsimiz, hûtumuzdur; hayat-ı ebediyemizi sıkıp mahvına çalışıyor.” (Birinci Lem’a)

Her isteğini yapma, canın istemese bile doğruyu yap. Günlük hayatındaki kırık camı tamir et.

Müslüman olmamıza ve örnek olmamız gerekmesine rağmen ve bunu bilmemize rağmen:

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler. Belki, küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler.” (Emirdağ Lahikası)

Trafikte küçük kural ihlalleri, yalanın “beyaz yalan” diye meşrulaştırılması, iş hayatında küçük haksız kazançlar…

Hatta kardeşler arasında saygısız dilin yaygınlaşması, uhuvvet risalesi hakikatlerinin sadece malumatta kalması  kalpte küçük çatlaklara sebep olur.

Sonra bu çatlaklar alışkanlık haline gelir.

Yani:

Bir kişi bozmaz, ama herkes biraz bozarsa içtimaî sosyal hayatımız çöker.

Dindarın bozulması tuzun kokması gibidir.

Bu yazıyı okurken “bunları başkaları yapıyor” diye değil, “İslami kimlik taşıyan ben yapıyorum” diye değerlendirmek lazım. Yoksa cam tamir edilemez.

“Herkes böyle yapıyor”, “zaman kötü” demek yerine aynaya bakmak lazım ki camı kırmayalım.

Biliyorsun, bize sunulan ve seve seve kabul ettiğimiz hayat: hız, gürültü, dikkat dağınıklığı, düşünmeden yaşamak, sürekli oyalanmak, iç dünyayı ihmal etmek… Bu bir gaflet halidir ve cam kırılmasıdır. Gaflet, bütün manevî bozulmaların başlangıcıdır.

Zaten bu hayat tarzında günah “cool” gösteriliyor, israf “lüks yaşam” diye pazarlanıyor, ahlâksızlık “özgürlük” diye sunuluyor.

Kimse kimseye güvenmiyor.

İnsanlar kalabalık içinde yalnız.

Herkes kendini koruma modunda.

Bundan kurtulmanın yolu ise camı kırmamak:

Kalp tamiri, iman hakikatleri, muhabbete muhabbet…

“Kimse görmüyor” yerine “Allah görüyor” şuur hali bize en lazım olan

Ve Kurtuluş yolumuz ise

Şahs-ı manevî (iyi çevre, güvenli alan) içinde yaşamak ve Şahs-ı manevînin koruyucu kalkanı altına girmekle olacak inşallah

Bir kalp düzelirse, bütün dünya düzelir.

“Allah’ım! Senden, öyle bir merhamet diliyoruz ki, onunla korku ve ürpermemizi huzura kavuştur, dağınıklığımızı toparla, aramızda olan ayrılıkları gider, bizi bir araya getir, hastalarımıza şifa ihsan eyle, amellerimizi, işlerimizi ve vakitlerimizi safi ve halis kıl, bereketli yap.”

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu