Komşuluk, sorumluluk demektir

Kul hakkının azı çoğu, küçüğü büyüğü, astı üstü; gecesi gündüzü olmaz.

Bir kimse, bir kimsenin ayağına bassa ve parmaklarını acıtsa, telâfiye, “pardon” demek yeter mi?

Büyüklerini bir tarafa bırakalım; çarşıda pazarda, otobüste tramvayda ya da sıranın olduğu her yerde, senden önceki insanı omuzlamak ve maksada ondan önce dalmak, bu bir kul hakkı değil mi?

Bu fiil kasıtlı yapıldığı için -velev ki kasıtsız bile olsa- özür dilenmediği, ihlâle uğrayanın gönlü yapılmadığı müddetçe onun hakkı, havada asılı kaldı demektir.

Peki, ne olacak şimdi?

Bu meselenin çeşitleri öyle çok, sınırları o kadar geniş ki, serdetmeye sayfa yetmez.

Bir gün, müdâvim okurlarımızdan bir kardeşimiz, birlikte bulunduğumuz bir mekânda, benden sordu ve dedi ki:

“Üst kattaki dairenin sakinleri, masalarını ve sandalyelerini tepemde öyle bir çekiyorlar ki, masayı çektiklerinde ‘caarrt’, sandalyelerini çektiklerinde ise ‘cuurrt’ ses çıkarıyor.

“Sanki kahvehane!

“Bu ses, gündüz çok rahatsız etmese de, geceleri; hatta geç vakitlerde beynimizi zonklatıyor, uyku muyku kalmıyor.

“Evin efendisine, durumu anlattım; lisan-ı münasiple ikaz ettim, ama nâfile.

“Komşum, saygıdeğer bir kimse; fakat ıyalinin bu dikkatsizliği ve kendisinin pişkinliği ise, hiç hoş değil doğrusu.

“Bu davranış biçimi, ‘kul hakkı’ değil mi Allah aşkına?

“Üstadımız, ‘Hürriyetin şe’ni odur ki; ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın’ 1 demiyor mu?

“Ne dersiniz, bu duruma karşı olarak bana ne tavsiye edersiniz?”

Ben ne diyeyim, bilmem ki? Bize bedel, Üstadımız, gerekeni söylemiş.

Şu var ki: Atalarımızın “Ev alma, komşu al!” sözü, son derece manidar.

Bir Müslüman ev alırken veya bir eve taşınırken, öncelikle, Müslümanların bulunduğu bir semti ve yine Müslümanların yaşadığı bir apartmanı tercih etmelidir.

Her hâlde kardeşimiz de bunlara dikkat etmiş, komşuluk yapacağı insanların “mütedeyyin kimseler” olduğu kanaatiyle bu mekâna, gönül rahatlığıyla gelmiş, girmiş olmalı!

Mutemet bir kaynakta: “Bir Müslüman komşusunu rahatsız etmekten kaçınır, çünkü bunun kul hakkı olduğunu bilir. İstemeyerek bir gürültü yapsa, farkına varır varmaz özür diler, vaziyeti düzeltir” deniyor.

Bu, işin dinî ve ahlâkî tarafı! Bir de yasal yönü var:

“Apartmanda huzuru bozan, uyku kaçıran gürültü kanunen yasak.” 2

Görülüyor ki komşuluk, “sorumluluk” demektir.

Peygamber Efendimiz (asm) “Cebrâil, komşu hakkı üzerinde o kadar önemle durdu ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım” 3 diyor.

Sözün özü işte, bu! Hak hukuk, edep âdap hepsi bunun içinde!

Bundan gayri her ne dense, beyhude…

Dipnotlar:

1- Beyanat ve Tenvirler, 40. 2- Gürültü, Madde, 36. 3- Buhârî, Edep, 28; Müslim, Birr 140,141.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*