Konuşmak, başarmaktır

Konuşmak o kadar muhteşem bir şey ki, konuşarak halledilemeyecek hiçbir mesele yoktur. Konuşmak problemi adeta çözüyor. Konuşma zemini bozuk olmadıktan sonra, bireysel, ailevî ve toplumsal bütün problemleri konuşarak çözmek mümkündür. Yeter ki, konuşmalarda niyet güzel olsun.

Ben anlıyorum ki, konuşurken sadece iki insan karşılıklı konuşuyor değildir, sanki bunun ötesinde bir şeyler var gibi geliyor. Çünkü konuşma atmosferine hükmeden bir şeyler var. Bazen ikram olan, ilham olan bir cümle konuyu sonuçlandırıyor. Yani vicdan gibi, akl-ı selim gibi, kalb-i selim gibi; ya da nefis gibi, kör hissiyat gibi faktörler var. İnsanın konuşurken kurduğu cümlelerdeki kelimeler sayısınca ruhlar yaratılıyor. Onun için güzel niyetli kurulmuş cümlelerdeki kelimeler sayısınca, güzel ruhlar yaratılıyor. Ya da çirkin ruhlar. Demek ki, sürece onlar da müdahil oluyorlar.

Onun için konuşmak da kolay değildir. Hatta ‘elini vicdanına koy’ diyoruz ya. Değerli yazar Ahmet Altan’ın dediği gibi, ‘Vicdan yalnız değildir.’ Vicdanın etrafında oluşan ruhlar var. Vicdansız derken de, vicdan sahibi derken de bir ‘birliktelik’ten bahsediliyor. Onun için zaman zaman kendimize hâkim olamıyoruz. Zaman zaman da bir şeyler bizi frenliyor.

O zaman çevremizde güzel ruhlar bulunsun diye, güzel kelimeler (kelime-i tayyibe) kullanmak gerekiyor. Bu bir koruma kalkanıdır. Kendimizi yalnız bırakmayalım. Kendimizi bıraktığımızda, yalnız kalmış da olmayız. İnsan boşluk kaldırmıyor.

Tabiî konuşmak, usûlüne uygun, incitici olmadan, dışlamadan, hemen karşıt görüşler oluşturmadan, muhalefete geçmeden, samimî, alıcı kulaklarla, bütün maddî ve manevî varlığınla konuşmak hakikaten kerametvârî sonuçlar içeriyor. Kavl-i leyyin üslûbuyla konuşmak.

Konuşmayı başaranlar, konuyu sonuçlandırırlar. Bu sonuç her zaman bizim istediğimiz gibi olmayabilir. Böyle olması olumsuz demek de değildir. Yanlışta bile olsa ihlâslı konuşmalar aynı güçlü tesirleri netice veriyor.

O zaman, önce konuşabilmeyi kazanmak gerekiyor. Yani anlaşılabilmek, anlayabilmek, oldukça önem arz eden bir konudur. Konuşmak, bir anlamda, karşılıklı iletişimi açık tutmak demektir. Yani köprüyü atmamak, yıkmamak. Zaman zaman üzerinden geçilmese de, ihtiyaç duyulduğunda üzerinden geçilecek bir köprünün olması oldukça önemlidir. Çünkü köprü yoksa, hiçbir şey paylaşılamaz. Yüce Allah’ın her an kendisine ulaşılabilir bir iletişim köprüsünde olması dikkat çekicidir. Yani “Beni her halimle, her an, bilen, gören, dinleyen Bir’i var” inancı çok orijinaldir.

Yani bir de iletişimi kestiğimiz, konuşmayı kapattığımız, adeta onu ademe mahkûm ettiğimiz; kendimiz, eşimiz, çocuğumuz, çalışma arkadaşlarımız, akrabalarımız ise işte asıl problem buralarda başlıyor.

Aylardır, babasıyla bir iletişim kurmamış genç tanıyorum. “Hocam ben epeyce adım attım, ama hepsinde olumsuz karşılık buldum. Bana, adımı söyleyerek böyle bir evlâdım yok diyor. Aramızda da ciddî bir konu geçmedi. Beni yanlış anladığını düşünüyorum. Ama artık ben de onu aramıyorum.”

Bu, aslında çok ciddî bir sinyaldir. Bu bilgiyi almış insanların hemen bir barış operasyonu başlatması gerekiyor. Benim tanıdığım, babasıyla problemli o genç için, babasının kıramayacağı bir akrabasını devreye koyduk. Şükür ki, sonuç aldık. Birlikte oturduk, konuştular. Önce baba her şeyi anlattı. Haklı olduğu taraflar yok değil, ama haksız olduğu taraflar da var. Sonra evlâdı konuştu. Doğrusu evlâdı daha olgun ve nezaketli bir konuşma yaptı. Özürlerle başladı konuşmasına. Ama onun da yanlış olan adımları yok değil.

Sonuç, güzel.

Özellikle de o kucaklaşma sahnesinde hiçbirimiz gözyaşlarımıza hâkim olamadık. Allah kimseyi, anne babasıyla zor imtihanlara düşürmesin. Anne babayı da evlâdıyla ağır imtihan etmesin.

Oysa, baba var, evlât da varsa; imtihanın bir boyutu bu açıdan olacaktır.

Hâsılı, bütün problemler konuşamamaktan kaynaklanıyor.

Herkesin konuşmak konusunda atacak bir adımı mutlaka bulunuyor.

Meselâ başkalarıyla adeta bülbül gibi şakıyan bir baba, eve geldiğinde dut yemiş bülbül kesiliyor. Böyle bir beyefendi, eşiyle konuşamıyor olabilir. Ya da anne babasıyla çok iyi konuşabilen bir genç, başkalarıyla konuşamıyor olabilir. Bunlar gibi onlarca problem özel adım atmayı gerektiriyordur.

Burada en önemli şey, onlarca farklı adımlar atılabilecekken, sadece bir noktaya takılıp kalmamak ve problemi olumsuz vakıa olarak görmemektir.

Her insan için atılabilecek bir değil, binler adım mutlaka vardır.

Yeter ki, samimiyet ve ihlâs önplanda olsun.

***

Ben başkasıyla konuşmaktan çok daha öncelikli olarak, kişinin kendisiyle konuşmasını önemsiyorum. Kendisiyle konuşamayan, bunu beceremeyen insanların başkalarıyla sağlıklı iletişim kurması pek mümkün değildir.

Oysa sağlıklı, olumlu, pozitif iç konuşmalar kişiyi mutlu kılar.

O zaman iç yürüyüşlere ihtiyaç var.

Derinliklerimize inmeye ihtiyaç var.

İç benlerimize ulaşabilmek, ancak nitelikli iç konuşmalarla mümkündür.

Kendimle çok iyi, olumlu konuşabiliyorum diyen, başkalarıyla da çok iyi, sağlıklı, olumlu konuşur.

Başkalarıyla konuşmadan önce, kendimizle konuşmalıyız. Kendimizle konuşurken de yalnız değilizdir.

Hâsılı, elimizden tutup kendimizle yürüyüşlere ihtiyaç var.

İç barış böyle sağlanır.

Konuşmak terapidir. Problemler konuşarak çözülür.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*