Konya’da Risale-i Nur’un bayramı

“Ben acele ettim kışta geldim. Sizler cennet âsâ bir baharda geleceksiniz.”

Sadakte Üstadım!
Konya’da yüzlerce, binlerce Nur’un Talebesi senin sözlerini yaşayarak ve yaşatarak bilfiil gösteriyorlar. Zira senin geleceğe ümitle bakan sözlerini hayatları ile tasdik ediyorlar. Baharda Nur’un baharını yaşayan Said’ler, Hamza’lar, Ahmed’ler, Abdussamed’ler, Zübeyir’ler senin özleminle Risale-i Nur’a koşuyorlar, okuyorlar ve cennetin kokusuyla tefekkür âlemlerine dalıp; senin dizinin dibinde oturup derslerini dinleyen Hulusi’ler, Sabri’ler, Hafız Ali’ler gibi Nur’un fütuhatını seyrediyorlar.

Hani Üstadım bir gün sen yolu bile olmayan, devletin unuttuğu, seni de unutulsun diye gönderdiği, Risale-i Nur’un neşrinin başladığı yer olan Barla’da; değil sadece talebelerine bütün kâinata haykırarak “Ben bu Nur’ları bütün dünyaya okutacağım” demiştin. Evet, Üstadım sen haklı idin, haklı çıkmıştın ve hep haklı çıkacaktın. Çünkü sen beklenendin. İstikbali aydınlatan sözlerin milyonlarca insanın kalbini fethettiği gibi Konya’yı da fethetti. Elhamdülillahi hâzâ min fazli Rabbi.

Konyalı Zübeyirler, Halıcı Sabriler ile başlayan Konya’daki iman hizmeti; ilköğretimli Yusuflar, Mahmudlarla; liseli Hüseyinlerle, Saidlerle; üniversiteli Yüksellerle, Hasanlarla ve bir çok ağabeyimizle devam ediyor ve inşaallah Kıyamete kadar devam edecek. İşte bu programlara ve hizmetlere misâl olarak altı bölgede yapılan talebe hizmetleri, semt dersleri, üniversite dersleri, umumî dersler, yurt programları, piknikler ve daha niceleri…

KONYA RİSALE-İ NUR OKUMA GÜNLERİ

Sosyal hayatın ağırlığının ve bunaltıcılığının getirdiği bir sıkıntı, bir dert, belki de bir belâdır kendimize vakit ayıramayışımız. Hakikaten insan kendine vakit ayıramazsa manen ve maddeten birçok sıkıntı kendini gösteriyor. Ruhî, kalbî ve aklî bunalımlar ise insanın yıpranmasında çok önemli yer tutuyor.

Bununla birlikte Risale-i Nur okuyanlar, Risale-i Nur’la meşguliyetlerini yeterince yapamayıp, onu yeterince okuyamayınca daha farklı sıkıntılar ortaya çıkıyor. Özellikle hayat-ı içtimaiyede yer alan ağabey ve kardeşlerimiz bu sıkıntıları dile getirince, biz de bu sıkıntıların izale edilmesi için çeşitli arayışlar içine girdik. Bu arayışlar neticesinde daha öncesinde liseli kardeşlerimizle yaptığımız programdan şevk alarak, düzenli olarak ayda bir defa iki günlük okuma programının az da olsa bu ihtiyacı karşılayacağını düşünüp böyle bir program düzenledik.

Cumartesi sabah başlayan program öğleye kadar okuma ile devam etti. Okumanın verdiği heyecan ve şevkle simaların nurlandığını hissettiğimiz anlarda bir yemek ve namaz molası verdik. Sonrasındaki müzakereli ders ile okuduklarımızı kardeşlerimizle paylaştık. Daha sonra programımız yine okuma ile devam etti. Yasin Ağabeyimizin akşam yemeği ile birlikte umumî derse iştirak ettik. Pazar günü de yine bu şekliyle ve şevkiyle programımız devam etti.

Program sonunda ağabey ve kardeşlerimize görüşlerini sorduğumuzda “Bunalmıştık, daralmıştık, sıkılmıştık; rahatladık, ferahladık” sözlerini hepsinden işittik. Anladık ki program güzel olmuştu. Bir ay sonraki programda tekrar bir araya gelip böyle bir manevî ortamda bulunmak niyeti ile duâlarla ayrıldık.

KAMPÜS RİSALE-İ NUR DERSİ

Çok değil, bundan elli altmış sene öncesi… Karanlık, zifiri karanlık dönemler… Allah demenin, Kur’ân okumanın, iman hakikatlerinden bahsetmenin yasaklandığı, ezanın Türkçe okutulduğu, bid’atların her yeri sardığı günler… Birçok Nur Talebesinin yalnızca Allah rızası için bir araya gelmelerine suç deyip, nice bahanelerle, bir de “ayin yapıyorlar” diye hapislere atıldığı günler… Hapishanede Allah diyenlere eziyetlerin yapıldığı, zehirlendiği, gün yüzünün gösterilmediği günler… Ve şimdi…

Bütün dünyanın Risale-i Nur okuduğu, Peygamber Efendimiz (asm) için, Bediüzzaman Said Nursî için sempozyumlar, paneller yapıldığı, iman hakikatlerinin her yerde konuşulduğu, kampüste bile Risale-i Nur okunduğu günler…

Evet, aynen anlatıldığı üzere Konya’da Selçuk Üniversitesi’nde Nur Talebeleri kampüsün tam ortasında toplanıp Risale-i Nur okuyorlar. Aynı tarihlerde bir yanda ehl-i dalâlet, ehl-i sefahat, ehl-i gaflet şenlikler, konserler düzenleyip gençlerimizi zehirlerken; adına “Kampüs Risale-i Nur Dersi” verdikleri ve çiğ köfte ile süsledikleri bu kardeşlik meclisinde kardeşlerimiz gençleri imana dâvet ediyor ve asıl şenliklerin müsbet dairede, aklın ve kalbin bütün lâtifelerinin açık olduğu bir ortamda olduğuna dikkat çekerek, lisan-ı hâlleri ile cennet âsâ baharı yaşayarak hüsn-ü misal oluyorlar.

GENÇ SAİD’LERİ BULUŞTURAN PİKNİK

Bir senenin yorgunluğu, rahatlama ihtiyacı, bütün bölgedeki kardeşlerimizi uhuvvet duygularıyla buluşturma isteği, kâinatı tefekkür etmek ve Kur’ân kâinatı okurken bizim de Kur’ân ve kâinatı okuma isteğimiz…

Sadece bir kısmını saydığımız sebepler piknik düzenlememize sebep olmuştu. Uzun müzakereler sonucunda aldığımız karardı bu piknik. Tarihlerin uygun olmayışı, yapılan diğer programlar ve Pazar gününün tatil olması 20 Mayıs’ta “Geleneksel Konya Genç Saidler Pikniğimizi” yapmamıza imkân sağlamıştı. Aslında pikniğimiz sadece gençlere değil, umuma açık olacaktı. Ama bir aydır Konya’da devam eden ve meteorolojiye göre 20 Mayıs’ta da yağdırılacağı tahmin edilen rahmet umumî pikniği iptal etmemize sebep    oldu. Ancak genç kardeşlerimiz Genç Saidleri buluşturacak olan pikniği iptal etmeyeceklerini söylediler ve azimle hazırlıklara başladılar.

20 Mayıs Pazar günü olmuş, bütün hazırlıklar tamamlanmış ve 100’den fazla kardeşle yola çıkma zamanı gelmişti. Hava durumu yağışlı deniyor, ancak Rabbim minik ellerini yukarıya kaldırıp yalvaran kardeşlerimizin duâlarını kabul ediyor ve yağmur yağdırmıyordu. Gerçekten günlük güneşlik bir hava vardı Pazar günü Kozağaç’ta. İlginç olan, Konya’nın birçok yerine yağmur yağdırılmış; bizim bulunduğumuz yere yağdırılmamıştı.

Program güzel bir kahvaltıyla başladı. Börekler, pastalar, poğaçalar… Kardeşlerimiz getirdikleri malzemeleri birbiriyle paylaşıyorlar ve kardeşlik duygularını pekiştiriyorlardı. Kahvaltıdan sonra düzenlenen futbol turnuvaları, voleybol maçları… Her şey çok güzel gidiyordu. Kardeşlerimiz mutluydu. Öğle namazına kadar devam eden oyunlara, öğle namazı ile bir ara verildi. Arkasından yapılan Risale-i Nur dersi kardeşlerin kâinata farklı bir bakışla, mana-i harfiyle bakmalarına vesile oldu.

Daha sonra manen gıdasını alanların maddeten gıdasını alma zamanı gelmiş ve uzun bir yemek kuyruğu oluşmuştu. Artık yemekler yenmiş sıra diğer turnuvalara gelmişti. İlköğretimli kardeşlerin çuval yarışı olmuştu. Büyük heyecana sebep olan yarışı, Karatay dershanemizden Metin kardeşimiz kazanmıştı. Sıra orta öğretimli kardeşlere gelmiş ve heyecan artmıştı. 20 kişinin katıldığı bu yarışmada da birinciliği Uhuvvet dershanesinden Ahmed kardeşimiz kazandı. Liselilere gelince sıra, turnuvanın şekli değişti. Büyük çekişmeye sahne olan bu turnuvayı da yine Karatay dershanesinden Hafız Yunus kardeşimiz kazandı.

Üniversiteli ağabeylerinin de yarışmasını isteyen kardeşlerimiz, onları da zorla yarışmaya sokmuşlar ve bu yarışmayı da Otogar dershanesinden Mustafa kardeşimiz kazanmıştı.

Daha sonra hiç vakit kaybetmeden halat çekme yarışına geçilmiş ve inanılmaz güzel anlar yaşanmıştı. Bu turnuvayla birlikte müsbet dairede eğlencenin doruğuna ulaşan kardeşlerimizin mutlulukları yüzlerinden okunuyordu.

Voleybol, futbol maçlarıyla piknik devam etmiş, ikindi namazı ve sonrasında yapılan Risale-i Nur dersiyle programın sonuna yaklaşılmıştı. Artık gitme zamanı gelmişti. Beraber olmanın, doyasıya meşrû olarak eğlenmenin, kardeşlik duygularını pekiştirmenin verdiği mutluluk ve ayrılığın hüznüyle ayrıldık piknik alanından.

Kardeşlerimizin gözlerinden ve sözlerinden anladığımız, pikniğin çok güzel oluşuydu. Anlaşılan bir dahaki pikniği onlar da, biz de iple çekeceğiz. Piknikte bizi yalnız bırakmayan bütün ağabeylerimize, Meram’dan, Bosna’dan, Otogar’dan, Karatay’dan, Merkez’den, Uhuvvet’ten katılıp desteklerini esirgemeyen bütün ağabey ve kardeşlerimize şükranlarımızı sunuyoruz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*