Külliyattaki Kur’ân tarifleri

Risale-i Nur Külliyatı’nda, Kur’ân’ın anlam ve tarifleri konusunda oldukça ilginç, dikkat çeken, tefekkür ve mana dünyasına ışık tutacak ifade, açıklamalı hakikatlerle karşılaştım. Onların bazılarını birlikte paylaşmak istedim.
Kur’ân, âyine ister, vekil istemez.

Kur’ân, beşeriyete ilâhî bir lütuftur.

Kur’ân, içinde binler Kur’ân bulunur ki, herbir meşreb sahibine birisini verir. Kur’ân, ile İncil, ittihad ederek, Hıristiyanlık âleminin Müslümanlıkla ittihâdı, yani ve Kur’ân’a tâbi olması neticesi elde edilecek semâvî bir kuvvetle mağkip edileceği iş’âr buyunıluyor.

Kur’an ile kavanîn-i tabiiye arasında tam bir ãhenk vardır.

Kur’an ile muaraza ve mübarezeye çıkan insanların kuvveti Cenab-ı Hak tarafından körleştirilerek, muarazayı yapabilecek kabiliyetten sukut ettirilmiştir.

Sekkaki demiştir ki: “İ’caz, zevkidir; tarif ve tabir edilemez.”

Kur’ân, ahlâk ve felsefenin bütün esâsâtını câmîdir.

Kur’ân, akıl ve kalb gözüyle hak ve hakîkati görmeyi temin eder.

Kur’an, arş-ı âzamdan ve ism-i âzamdan gelmiş bir kelâmullahtır.

Kur’anın, Asırlar boyunca gençliğini, güzelliğini, tatlılığını, garabetini muhafaza etmesi harikadır.

Kur’an, avalim-i uhreviyenin mukaddes haritasıdır.

Kur’an, baştan aşağıya kadar, nazil olduğu heyet üzerine bakidir.

Kur’an, baştanbaşa Tevhid’i gösterir. Kur’an, bu kâinatta ve her asırda en büyük makamdadır.

Kur’an, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah’ın kelâmıdır.

Kur’an, Cenab-ı Hakkın zatına, sıfatına, esmasına, şuünatına bir bürhan ve bir tercümandır.

Kur’an, evhâm ve şübehâtın zulümatından Mûsaffâdır.

Kur’an, hiçbir nakş-ı belagat örneği üzerine nakış yapmamıştır.

Kur’an, hikmet-i kudsiyeyi bize bildiriyor, bizi mânevî kirlerden temizlendiriyor.”

Kur’an, içi, bilbedâhe hâlis hidâyettir. Kur’an, insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyetin mâ ve ziyâsıdır.

Kur’an, insâniyeti saadete sevkeden hakikî mürşidi ve hâdîsidir.

Kur’an, işlenmemiş bir yolda yürümüştür.

Kur’an, kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir. Kur’an, kâinatın kendi lisanlarıyla okudukları ayat-ı tekviniyenin tercümanıdır.

Kur’an, kâinattan gitse, Risâlet-i Muhammediyyenin (A.S.M.) nûru çıksa, gitse, kâinat vefat edecek. Kâinat divâne olacak ve Küre-i Arz, kafasını, aklını kaybedecek. Belki, şuursuz kalmış olan başını, bir seyyâreye çarpacak, bir Kıyâmeti koparacak.

Kur’ân, kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifâdır. Gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır. Tekrar etmekle daha melûf ve menus olduğundan lezzeti artar.

Kur’ân, kalblere ruhlara şifâdır.

Kur’an, kelamullahtır; umum asırlar üzerinde ve arkasında oturan muhtelif tabaka tabaka olarak dizilmiş bütün nev-i beşere hitap ediyor, ders veriyor.

Kur’ân, Lisan mütehassısları için, bir elfaz hazînesidir.

Kur’an, merhameten, kadınların hürmetini muhafaza için, hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesât-ı rezilenin ayağı altında o şefkat madenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesât, ehemmiyetsiz bir metâ’ hükmüne geçmesinler.

Kur’ân, Muzaffer Cumhuriyetler Meydana Getirmiştir.

Kur’an, mü’minlere hüdâ ve rahmettir. Kur’ân, mürşiddir. İrşadı umumîdir. Kur’an, müşahhas olduğu halde, efrad sahibi olan külli” gibi tarif edilir. Kur’an, serapa samîmiyet ve hakkàniyetle doludur.

Kur’an, sözü hazfeder, tâ çok mânâları ifade etsin.

Kur’an, sözü kısa keser, tâ herkesin hissesi bulunsun.

Kur’an, sözü mutlak bırakır, tâ âmm olsun. Kur’an, sutur-u hadisatın altında muzmer hakaikin miftahıdır.

Kur’an, şu âlem-i insâniyetin mürebbisidir.

Kur’an, umuma her vakitte hidâyettir.

Kur’an, zahiren bir kitap şeklinde ise de, ihtiva ettiği fünun ve ulüm cihetiyle binlerce kitap hükmündedir.

Kur’an, zeminde ve gökte gizli Esmâ-i İlahiyenin mânevî hazinelerinin keşşâfı.

Kur’an; nev-i beşerin hikmet-i hakikiyesidir.

Kur’an; şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesidir.

Kur’an’da, hiçbir cihetle eser-i tasannu’ ve tekellüf görünmüyor.

Kur’ân’ın nûrundan uzakta kalanlar zulmette kalırlar.

Kur’an’ın nuruyla, herşey görünür, anlaşılır ve bilinir.

Kur’anda hep dâva nurdan nuradır.

Kur’an’da mücazefe olamaz. Belagat-i hakikiyesine mübalağa yakışmaz.

Kur’an’daki edebse hevayı karıştırmaz.

Kur’ân-ı Azîmüşşan yedi vecihle harikadır.

Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın elbette her harfinde on ve yüz ve bazen bin ve binler sevap bulunur.

Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın rahmeten li’l-âlemîn olduğunu kâinatta ilân etmiştir.

Kur’an-ı Hakîm şu âlem-i insâniyetin mürebbisi, hikmet-i hakikîsi, mürşid ve hâdîsidir.

Kur’an-ı Hakîm, ehl-i şuura îmamdır.

Kur’an-ı Hakîm’in her harfinin okunmasıyla öyle bir kıymeti olur ki, bir harf, on, yüz, bin ve binler sevabı ve baki meyve-i uhreviyi verecek mahiyettedir.

Kur’an-ı Kerim, bütün insanlara rahmettir. Çünkü herbir insanın şu hakikî âlemden kendisine mahsus hayalî bir âlemi olduğu gibi, herkes kendi meşrebine göre Kur’ân’dan fehim ve iktibas ettiği, hâfızasında kendisine has bir Kur’ân vardır ki, onun ruhunu terbiye, kalbini tedavi eder.

Kur’an-ı Kerim, irşadını noksan bırakmamıştır. Bu zamanın fencilerini de istifadeden mahrum etmemek üzere, çok karine ve emarelerin vaz’ıyla, hakikatlere işaretler yapmıştır.

Kur’an-ı Kerim, umumi bir muallim ve bir mürşiddir.

Kur’an-ı Kerim, zahiren ve batınen, nassen ve delaleten, remzen ve işareten, her zamanda vücuda gelmiş veya gelecek herşeyi ifade ediyor.

Kur’an-ı Kerime imtisal ancak beladan kurtuluş çaresidir.

Kur’an-ı Kerîm’in cihanşümûl bahçesinden derilen bir gül demetidir.

Kur’an-ı Mu’cizü’1-Beyân bütün mukaddes ve hakîkatli kitapların hulâsatü’1-hulâsasıdır.

Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyân kâinat semâsında daim parlayan ve hiçbir vakit gurub etmeyen, âlem-i hakikatın Şemsüşşümus’udur.

Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan, nev-i beşeri itaate irşad, isyandan zecr ve men etmek üzere kullandığı üslüb-u alisi vardır.

Kur’an’ın beyânâtı, beşeriyetin refâhı nokta-i nazarından Yunan felsefesinin ifâdâtından pek ziyâde ulvîdir.

Kur’anın bir harfinden bir sahife kadar esrar bulduklarını ülemâ-i ilm-i huruf iddia ederler ve dâvalarını o fennin ehline isbat ediyorlar.

Kur’an’ın bir kısmı, bir kısmını tefsir eder.

Kur’anın bir nakş-ı i’câzını bütün mu’cizât-ı enbiya, göstermiştir;

Kur’anın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Daima gençtir, kuvvetlidir.

Kur’anın ekser âyetleri, herbiri birer hazine-i Kemâlâtın anahtarı ve birer define-i ilmin miftahıdır.

Kur’anın en büyük mu’cizelerinden birisi de, gençlik ve tazeliğini muhafaza etmesidir. Ve o asırda inzal edilmiş gibi, her asrın ihtiyacını karşılayan bir vechesi olmasıdır.

Kur’ân’ın fesâhat, belâgat ve nezâhet îtibârıyla mümtâziyeti, Müslümanları başka belâgat aramaktan vâreste kılmaktadır. Monsieur Renaud (Mösyö Reno)

Kur’an’ın güzelliği, diğer bütün edebî eserlerin güzelliklerinden kàbil-i temyizdir.

Kur’an’ın hakaikinden herkes, her tabaka, her zaman, fehmine, istidadına göre hisse alabilir ve hissedardır.

Kur’an nurundan istifadelerimizin ebedîolması dilek ve temennisiyle.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*