KUR’ÂN MEDENİYETİNİN SESİ İZMİR’DE YANKILANDI

GAZETEMİZ İzmir Temsilciliği ve Risale-i Nur Enstitüsünün ortaklaşa düzenlediği “Said Nursî’ye Göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’ân Medeniyeti” konulu panel büyük bir ilgi gördü.

Kur’ân medeniyetinin sesi İzmir’de yankılandı

GAZETEMİZ İzmir Temsilciliği ve Risale-i Nur Enstitüsünün ortaklaşa düzenlediği “Said Nursî’ye Göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’ân Medeniyeti” konulu panel büyük bir ilgi gördü.

Çevre il ve ilçelerden de gelen dinleyicilerin ilgiyle izlediği panel, Ege Bölgesinin ve Türkiye’nin önemli tarih, sanat,  kültür, ticaret, siyaset merkezi olan İzmir’de yapıldı. Balçova Termal Tesislerinin Kardelen Salonunu dolduran bini aşkın dinleyici çok heyecanlı ve keyifli dakikalar geçirdiler.

Sunuculuğunu Özgür Kök’ün yaptığı, yöneticiliğini Av. Kadir Akbaş’ın üstlendiği panelin konuşmacıları ise Bosna Hersek’in sembol isimlerinden rahmetli Aliye Izzetbegoviç’in dâvâ arkadaşı ve Bosna’nın millî şairi ve Saraybosna Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cemalettin Lâtiç, Turgut Özal Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Battal, İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi ve Star gazetesi yazarı Dr. Cemil Ertem ve gazetemiz Genel Yayın Müdürü ve başyazarı Kâzım Güleçyüz’dü. Güzel bir bahar gününde rengârenk çiçeklerin süslediği harika bir mekânda İzmir’e, Türkiye’ye, âlem-i İslâm’a ve insanlık âlemine Kur’ân baharının mesajları verildi. Yıllarca birbirini görmeyen insanların hasret gidermesine de vesile olan panele ilgi umulandan da büyük oldu.

Yeni Asya Gazetesi İzmir Temsilciliği haftalar  öncesinden hazırlık yapmış, ulusal ve mahallî gazetelere ilânlar vererek, binlerce el ilânı bastırarak, büyük boy posterler hazırlayarak çok ciddi ve profesyonel bir tanıtım ve ilân çalışması yapmıştı.

İzmir’in en müstesna mekânlarından olan Balçova Termal Tesislerinin Kardelen Salonunu dolduranların büyük bir kısmının hanımlar olması ayrıca dikkate değerdi. Üç saati aşkın süren panelde heyecan ve ilgi kesintisiz devam etti.  İnternet üzerinden canlı olarak yayınlanan panelin açılış konuşmasını gazetemiz imtiyaz sahibi ve Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kutlular yaptı.

Kutlular konuşmasında, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin dünyayı buhranlar içinde bırakan    problemin özünde  yatan temel nedeni “mimsiz medeniyet” olarak belirlediğini ifade etti. İnsanlığa huzursuzluk ve problemler yumağı sunan materyalist felsefeye karşı çözümün de çağdaş Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nurlarda olduğunu ifade eden Kutlular, Bediüzzaman Hazretlerinin özetlediği Kuran medeniyetinin hak, adalet, muhabbet, barış, medeniyet, şefkat gibi değerlere sahip olduğunu vurguladı.

Risale-i Nurların çeşitli bölümlerinden yola çıkarak Kur’ân ahlâkı ve medeniyet anlayışıyla, materyalist ve Batı felsefesi karşılaştırmaları yapan Kutlular, tertiplenen bu tür toplantılarla Türkiye’nin, Asya’nın ve insanlık âleminin bahtının açılacağını belirttti. Kutlular bu vesileyle Bediüzzaman Hazretlerinin müjdelerinin zaman içerisinde gerçekleşeceği inancını dile getirdi.

Panelin açılış konuşmasından sonra sinevizyon gösterisi yapıldı. Ardından minik şair Mustafa Can Tarihçe-i Hayat’ın “Önsöz” kısmındaki “Bir azm, eğer îman dolu bir kalbe girerse,/İnsan da o îmandaki son sırra ererse” diye başlayan şiiri seslendirdi. Panelin sunumunda yönetici Av. Kadir Akbaş şu önemli konulara vurgu yaptı:

“Said Nursî’ye Göre İnsanlığın Kurtuluş Reçetesi Kur’an Medeniyeti” konulu panel için yurt dışı olarak Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’nın seçilmiş olması ne kadar anlamlı ve yerinde bir tercih idiyse, bu gün aynı konuyla ilgili, Türkiye için İzmir’in tercih edilmiş olması da çok uygun bir seçimdir” diye sözlerine başladı ve Saraybosna’nın yürek dağlayan hatıralarından kısa kesitlerle insanımızın bu kardeş ülkeye olan yakınlığını ve sıcak temaslarını nazarlara verdi.

SERBESTİYET VE MALİKİYET İFADELERİ BENİ ÇOK ETKİLEDİ

İlk sözü alan İstanbul Üniversitesi öğretim görevlisi ve Star Gazetesi yazarı Dr. Cemil Ertem konuşmasında özetle; kendisinin Bediüzzaman Said Nursî’nin fikir ve görüşlerine kısa bir zaman önce vâkıf olduğunu, buna rağmen bu fikirlerinden çok istifade ettiğini ve bir akademisyen olarak  bu sahada gayretlerinin devam edeceğine vurgu yaptı.  Dr. Cemil Erdem Risale-i Nur’daki “serbestiyet ve malikiyet” ifadelerinin kendisini çok etkilediğini belirterek; hürriyetin bu günün dünyasınıda öne çıkan bir husus ve herkesçe bilinen bir olgu olduğunu beyan etti. Belki bir çok insanın değinmediği veya göz ardı ettiği önemli bir başka konunun da “malikiyet,” mülk edinme ve sahiplik olmak hakkı olduğunu nazara veren Dr. Ertem, “Kapitalizmi taklit ederek bir yere varamayız. İslâm malikiyete önem verir, ama bunun tek elde toplanmasına karşıdır diyerek Bediüzzaman Said Nursî’nin “Asya’nın bahtının miftahı meşveret ve şûrâdır” vecizesine dikkat çekti. Dr. Ertem “Meşveret kavramı bir katılımdır. Batının demokrasi kavramı da çökmüştür. Bu da Bediüzzaman’ı doğruluyor.’ dedi. Ertem konuşmasını Risale-i Nurlarda sık sık vurgulanan Zekat ve Riba kavramları üzerinden sürdürdü. Ertem, toplumsal dayanışma, yardımlaşma, muhabbetin sağlanabilmesinin bu kavramların Bediüzzaman’ın işaret ettiği şekilde uygulanabilmesinden geçtiğini ifade etti.  Fütüvvet kavramına da dikkat çeken Ertem,  “İnsanlık sınırları kaldıran ‘ümmete’ dönüşüyor. Ortadoğu da Adriyatik kıyıları da sınırlarını kaldıracak. RN ve Bediüzzaman bu konuda büyük bir define ve kaynaktır” dedi.

KUR’AN MEDENİYETİ İLAHİ VAHİYLE BAŞLAR

Daha sonra söz alan  Saraybosna Devlet Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Cemalettin Latiç, kısa ve özlü konuşmasında : “İslâm uygarlığı, Kur’ân medeniyeti ve Osmanlı uygarlığının nerede ve ne zaman başladığı bellidir. İlâhî vahiyle başlamıştır ve Mekke’de Hira dağında başlamıştır. Fakat Batı uygarlığının nerede ve ne zaman başladığı bilinmiyor. Şu anda da bu açığa çıkmış değil. Bu konuda son asırda da bu karmaşa hâlâ devam ediyor. Doğu-Batı Medeniyetleri arasındaki çok önemli ve öne çıkan bir fark ise: Batı ve materyalist felsefe ve  medeniyeti dinle toplumla hiç uyuşmaz, menfaat ve çıkar üzerine çalışı. Kur’ân medeniyeti-doğu medeniyeti toplumla ve insanlıkla uyum içersinde çalışır. Batı medeniyeti tarihi boyunca ve şu anda da toplumdan tamamen ayrıdır. İşte bu karakteristik özelliğidir ki, iki dünya savaşını netice verdi.” dedi. “Bizde din ve toplum ayrı değil. Batıda bu alanlar tamamen karantina gibidir. Bediüzzaman iki dünyayı birleştirir.” diyen Latiç, Batı medeniyetinin prensipleriyle ırkçılığı, terörü çözmenin mümkün olmadığını vurguladı.   İngiliz Düşünürü Bernard Show’un ifadesiyle sözlerini tamamlayan Latiç, ‘İnsanlığın bütün problemlerini Kur’ân ve Hz. Muhammed’in (asm) getirdiği barış, kardeşlik ve sulhla çözmek mümkündür’” dedi.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSî MEDRESETÜZZEHRA’YI KURMA HEDEFİNDEN HİÇ VAZGEÇMEDİ

Daha sonra söz alan  gazetemiz Genel Yayın Müdürü Kâzım Güleçyüz sözlerine; “Demokrat Ege’nin demokrat insanlarını selâmlıyorum” diyerek başladı ve şöyle devam etti; “Kur’ân medeniyetinin temelleri Asr-ı Saadette atıldı. İlerleyen süreçte Avrupa Ortaçağ karanlığından kurtulup medenîleşmesini Müslümanlara borçlu. Hem Haçlı seferleri sırasında, hem de—bilhassa—Endülüs modelinden çok şey öğrendi. “Müslümanların Asr-ı Saadette ve sonrasında, bilhassa milâdî 8, 9, 10 ve 11. asırlarda bir altın çağ yaşamaları, Kur’ân’ı doğru anlayıp dinlerini hakkıyla yaşamalarının bir sonucuydu. Bilâhare inişe geçmeleri ise, tam tersini yapmalarının…

“Şimdi, aradan geçen zaman zarfında küllenmiş, önemli bir kısmı da Said Nursî’nin “Medeniyetin güzellikleri, şeriatın başka şekle çevrilmiş birer meselesidir” mealindeki sözüyle ifade ettiği gibi günümüz medeniyetinin müsbet kısmıyla devam eden Kur’ân medeniyetini yeniden ihya etmek gibi bir vazife ve sorumlulukla karşı karşıyayız.

“Medresetüzzehra, İslâm toplumunda bütün bu mânâları yoğuran bir medeniyet hamlesinin ilmî, fikrî ve sosyal altyapısını hazırlarken bölge ve dünya barışının da temellerini inşa edebilecek güç ve muhtevaya sahip bir projeydi.

“Bir taraftan toplumu tehdit eden cehalet, fakirlik ve ihtilâf düşmanlarının sanat, marifet ve ittifak silâhlarıyla mağlûp edilmesini; diğer taraftan mektep, medrese ve tekkenin buluşturulmasını; meşrutiyet (demokrasi) ve hürriyette ifadesini bulan değerlerin kitlelerce sahiplenilmesini; Müslüman kavimlerin İslâm kardeşliği ortak potasında bir araya gelerek ırkçılığın tahripkâr sonuçlarından korunmasını; felsefe ve modern fenlerle dinî ilimlerin kaynaştırılmasını ve Avrupa medeniyetinin İslâm hakikatleriyle barıştırılmasını öngören cihanşümûl bir proje.

“Bediüzzaman Medresetüzzehra’yı kurma hedefinden hiç vazgeçmedi. Ömrünün sonuna kadar bu idealin takipçisi oldu. Şartların uygun hale geldiğini gördüğü her dönemde ve bulduğu her fırsatta projesini gündeme getirerek sahiplenilmesini istedi. Ama beklediği ilgi ve desteği göremedi. “Buna karşılık, Nur hizmetiyle bu proje manen tahakkuk etti. Eserlerin okunduğu her evi okul haline getiren, dünyanın her yerinde şubeleri olan, her milletten öğrencilerin gönüllülük temelinde tahsil gördüğü sivil bir eğitim ağı olarak…”

Son olarak söz alan Turgut Özal Üniversitesi  öğretim görevlisi Prof. Dr. Ahmet Battal ise Kur’ân medeniyeti kavramının basit ve şeklî bir kavram olmadığını, bu medeniyet için de sembollerin önemli olduğunu, ama sembollerin değerinin bunların manasının bilinmesine bağlı olduğunu anlattı. Bağlamından koparılmış ve manasından uzaklaştırılmış ritüellerin Müslümanların hayatını sığ bir hale getirdiğini belirterek konuşmasını sürdürdü.

KARDEŞLİK KUR’ÂN’IN EMRİ

Prof. Battal bu girişin ardından yirmi soruda Bediüzzaman’ın adalet anlayışını özetledi. “Kur’anın adalet anlayışına göre insanlar arasındaki ilişkilerde adaletin ön şartı uhuvvete riayet ve hak edene merhamet etmektir, ihtilafları mümkünse adliyeye düşürmeden halletmektir, zira mü’minler ancak kardeştir, mü’minlerin arasını kardeşçe düzeltmek Kur’anın emridir, iş mahkemeye düşerse kayden kardeş olanlar hakikatte kardeş kalamazlar, zira hasım olan artık hısım olamaz, kişi elbette hakkını aramalı ama fedakarlık dünyevi haklardan da fedakarlık biçiminde olursa bir değer taşır” dedi. Ahmet Battal’ın “Risale-i Nuru çevreme de ulaştırmak ve okutmak istiyorum ancak bu kitaplarda Mustafa Kemal dinî konulardaki tutumu hakkında yer alan bilgi ve kanaatler insanların bu eserlere tereddütle bakmasına sebep oluyor. Ne yapabilirim” sorusuna verdiği cevap izleyicilerin takdirine sebep oldu. Battal cevaben; “Mustafa Kemal konusunu İzmir’de konuşmak tehlikeli, zira on yıl önce Profesör Atilla Yayla bir partinin davetlisi olarak bu şehre geldi, Kemalistleri eleştirdi ve ‘Atatürk’e hakaret’ suçunu işlediği bahanesiyle ceza aldı, üstelik onu çağıranlar da arkasında durmadı. Size güveniyorum” diyerek soruyu cevapladı ve özetle,  Said Nursî ile M. Kemal’in barışmasının imkansızlığını vurguladı. 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*