Kurbana hazır olmak

Bugün (8 Zilhicce) Terviye günü…

Hacılarımız Mekke’den Mina’ya gidip orada geceledikten sonra, Arefe günü sabah namazını Mina’da kılarak güneşin doğuşunu takiben Arafat’a çıkacaklar. Rabbim, adap ve erkânı içinde tamamlamayı ve “hacı” olarak hanelerine dönmeyi cümlesine nasip eylesin. Amin.

Ve yarın Arefe! Efendimiz (asm) buyurur: “Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür.” Arefe’nin bundan daha güzel ne tarife ne de arife ihtiyacı olur.

Arefe gününde bin ihlâs-ı şerif okumayı, Üstad’larından aldıkları derse binaen umum Nur talebeleri biribirlerine hatırlatırlar.

Arefe günü sabah namazından itibaren, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar her farz namazın hemen akabinde teşrik tekbirlerinin mutlaka okunması gerekliliği de önceden hatırlatılır.

Evet, dünya Müslümanları haftalar öncesinden kurban kesimine ve bayramına hazırlanıyorlar.

Hazret-i İbrahim, oğlu İsmail’i Allah için kurbana, ve oğlu İsmail de buna hazırken; Rabbimiz buna izin vermiyor ve kesilmesi için bir koç gönderiyor.

Öyle büyük ve muazzam dâvalar var ki; aday olmadan önce adam olmayı, hatta icabında “adak” olmayı, yani o yolda kurban olmayı bile icap ettirir. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Hazreti Ömer’e (ra), oğlu Abdullah’ın halife olması teklif edilince, o şöyle demiştir: “Eğer bu iş güzel bir iş idiyse biz zaten buna eriştik. Ama eğer bu iş zor ve dayanılmaz bir iş ise-ki öyledir-bir evden bir kurban yeter.”

Şurası da unutulmamalı ki, hak dâva uğruna kurban olmaya hazır olanlar daima Cenab-ı Hakk’ın koruması altında olmuştur.

Madem ki, Resul-ü Ekrem (asm) “Ben iki kurbanlığın oğluyum” buyurmuş.

Madem ki, ilk dedesi Hz. İsmail’i kurban olmaktan kurtaran koçu, Rabbülalemin Cebrail (as) ile göndermiş. Ve babası Abdullah’ın kurban edilmekten kurtarılmasına karşılık yüz devenin kurban edilmesi, yine Rabbülalemin tarafından kabul görmüş. Demek ki, hak ve hakikat davasına kurban olmaya hazır olanları Cenab-ı Hak her zaman korumuştur, korumaktadır.

Merhum Ali Ulvi Kurucu, Üstad Said Nursî Hazretlerinin Tarihçe-i Hayat kitabı için özel bir ilham ve iştiyakla kaleme aldığı önsözde şöyle diyor:

“İslâm, bugün öyle mücahidler ister ki dünyasını değil, âhiretini dahi feda etmeye hazır olacak.”

İşte harikulade vasıflarla mümeyyiz Üstad Bediüzzaman’a bakınız ki, yeri gelmiş ve münasebet hasıl olmuş, şöyle ilan etmiştir:

“Umumun malûmu olsun ki: İki elimde iki hayatımı tutmuşum, iki hasım için iki meydan-ı mübarezede iki harple meşgulüm. Tek hayatlı olan adam meydanıma çıkmasın.”

Bu sözleri de; bid’alara giren bazı şeyhleri ve hocaları tenkid etmesine karşılık, “onların içinde bazı evliyalar da vardır, onları böyle tenkid etmek senin için iyi olmaz” şeklinde hatırlatmada bulunanlara beyan etmiştir. Üstadın bu beyanında aslında bir mâna daha saklıdır. O da şudur: Ahirette zararıma olur korkusuyla, hakikatı beyan etmekten çekinmem. Zaten bundan dolayı da zarar gelmez, korkmayın..

Son okarak, Üstad’ın kendisini Kur’an ve iman dâvasına adamışlığının, (bizim ölçücüklerimizle tartılamaz olan) derecesine bakalım:

“Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*