‘Kürdî caiz, Türkî lâzım’

AİD Nursi 1960’ta Urfa’da vefat etti. Bugünlerde 50’nci ölüm yıldönümü nedeniyle farklı etkinlikler düzenleniyor.

Lise yıllarında kitaplarıyla tanıştığım Bediüzzaman Said Kürdi’nin onlarca ciltlik eserlerindeki fikirlerine katılmasam da, uzun yaşamı boyunca verdiği mücadeleye hep saygı duydum.

Türkiye’nin ana fikir damarlarından birini derinden etkileyen isimlerin başında geliyor.

O damarı dışlayarak Türkiye’nin kendisi olması ve dünyayla buluşması pek gerçekçi değildi ve olmadı da…

Halen de o çizgi Türkiye’nin demokrasiyle buluşmasında önemli rol oynuyor.

Ama ne yazık ki bazı kesimlerin korku ve önyargıları da hiç değişmiyor.

Bu yaklaşımı canlı tutan ise darbeci zihniyettir.

Tıpkı 50 yıl önce 27 Mayıs 1960 askeri darbesinde olduğu gibi. Onlar Said Nursi’nin mezarına bile tahammül edemedi. Öyle edemediler ki, 12 Temmuz 1960’ta Urfa’daki türbesine girip, naaşını aldılar ve uçakla bilinmeyen bir yerlere götürdüler.

Böyle bir devlet olabilir mi?

Bir devlet vatandaşına bunu nasıl yapar?

Ömrü zaten sürgünler, cezaevleriyle geçen bir fikir adamına, mezarında bile rahat verilmeyen bir sistemden söz ediyoruz.

Bu sistem olduğu için hâlâ darbeler gündemde ve hâlâ 12 Eylül darbecilerinin anayasasını değiştiremiyoruz.

Said Nursi bugün Türkiye’nin tartıştığı eğitim ve demokratik açılımın gerekliliği üzerine yıllar önceden farklı fikirler önermiş önemli bir mütefekkirdir.

Bakın bugün “dil böler” diyen siyasetçilerin aksine Said Nursi, ana diliyle verilen eğitim ve kültürün taşa işlenmiş nakış gibi baki kalacağını ve milli lisanın nakışıyla görünen bir şeyin, içeriği ne olursa olsun, insanlara sıcak geleceğini ifade ediyor.

Van’da kuracağı Arapça, Türkçe ve Kürtçe eğitim yapacak üniversite hayalini anlattığı Medresetüzzehra’da şu tespiti yapar:

“Lisan-ı Arabi vacip, Kürdi caiz, Türki lazım.”

Yani eğitimde, resmi dili de ana dili de vazgeçilmez gören bir anlayışa sahip… Bu anlayış yıllar önce hayata geçirilseydi Kürt sorununun bedeli bugünkü kadar ağır olur muydu?

Said Nursi’nin şu sözleri de çok önemli. Mısır El Ezher Üniversitesi öğretim üyelerinden birinin, “Osmanlı devletindeki hürriyete, Avrupa’daki medeniyete ne diyorsun?” sorusu üzerine Nursi şöyle bir cevap verir:

“Osmanlı devleti Avrupa’ya hamiledir. Avrupa gibi bir hükümeti doğuracak. Avrupa da İslamiyet’e hamiledir, o da bir İslam devleti doğuracak.”

Neredeyse yüz yıl önce gelecekte kurulacak Türkiye’nin Avrupalılığının altı böylesine net çiziliyor.

Mahmut Övür, Sabah, 26 Mart 2010

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*