![]()
Taberanî’nin el-Kebir’de yaptığı rivayet göre Peygamberimiz (a.s.m) şöyle buyurmuştur:
“Kadılar/ hakimler/ yargıçlar üç sınıftır. Birisi cennette, diğer ikisi ateştedir. Cennette olanı, hakkı bilip onunla hüküm verendir. İnsanlar arasında bilgisizce hüküm veren ile hakkı bilip hükümde haksızlık yapan ise ateştedir.” (Ebû Dâvud, Akdiye, 2; İbn Mâce, Ahkâm, 3)
Yargının Sorumluluğu ve Hadisler Işığında Hakimler
Son zamanlarda siyasiler; siyasi istikballeri için yargı ile top onar gibi oynamak istiyorlar. Bunların oyunlarını bozacak olanlar yine yargı mesleğini icra edenler olabilir. Çünkü yukarıda zikrettiğimiz hadis-i şerif, yargı mesleğini seçenler için tehlikenin ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Siyasilerin kendi menfaatlerini elde etmeleri için her yola başvurdukları bilinen bir gerçektir. Bu menfaatlerini elde etmenin yolu ise siyasi faaliyetlerdir. Bu şahısları siyasi faaliyet yaptıkları için kimse kınamaz, ayıplamaz. Ancak yargıya el uzattıklarında bunlara dur denilmesi gerekir.
Kendi siyasi meslekleri dışında, yargıyı etkilemek ya da kullanmak yolunu seçtiklerinde tehlikeye atılan kendileri değil yargıyı icra edenler olur. Başkasına çıkar sağlamak için kendisini azim tehlike ile karşı karşıya bırakan kimse akıllı bir yol seçmiş olmaz.
Kur’an-ı Kerim de 23 yerde adalet emrediliyor. Her Cuma günü bu ayet-i kerimenin biri hutbeden duyuruluyor.
“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl sûresi 90. ayet)
Yer yüzüne çok hükümdarlar gelmiş geçmiş. Hepsi de tarih olmuşlar. Kendileri de servet ve iktidarları da unutulmuş. Muktedir oldukları dönemlerde adaleti icra edenleri bir şekilde kullanmışlarsa, bundan zarar eden kullanan değil, kullanılan olmuştur. Günahını boynuna yüklenip göçüp gitmiştir. O zaman işgal ettiği mahkeme makamı, kendisine mülk olmamış aksine yük olmuştur.
Tarihte Adalet ve Hürriyetin Önemi
Hükûmetin daireleri içinde en ziyade hürriyetini muhafaza etmeye ve tesirat-ı hariciyeden en ziyade bîtarafâne, hissiyatsız bakmakla mükellef olan, elbette mahkemedir. Ben mahkemenin hürriyet-i tâmmesine istinaden, hürriyetle, hukuk-u hürriyetimi bu suretle müdafaa etmeye hakkım vardır. Evet, her yerde, adliyede mal ve can meseleleri var. Eğer hâkim şahsî hiddet edip bir katili katletse, o hâkim katil olur. Demek adliye memurları, hissiyattan ve tesirat-ı hariciyeden bütün bütün âzâde ve serbest olmazsa, sureten adalet içinde müthiş günahlara girmek ihtimali var.
Evet, hâkim ve mahkeme tarafgirlik şaibesinden müberra ve gayet bîtarafâne bakması birinci şart-ı adalet olduğuna dair binler vukuat-ı tarihiyeden, Hazret-i Ali Radiyallahü Anhın hilâfeti zamanında bir Yahudi ile mahkemede beraber oturmaları ve çok padişahların âdi adamlar ile mahkeme-i adalette görülmesi gibi çok hâdisât-ı tarihiye var. (Şualar)
Hayat şartlarının ağırlaştığı bu zamanda insanların en kıymetli varlıkları hürriyetleri olmuştur. Bediüzzaman “Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam” diyerek bu hakikate dikkat çekmiştir. Hürriyetinden mahrum edilen bir insan aslında birçok hakkından da mahrum edilmiş olur.
Bugün dünyanın her tarafında kişi hürriyetini kısıtlamak yetkisi mahkemelere verilmiştir. Mahkemelerin bu yetkiyi kullanırken kılı kırk yarmaları gerekir. Bu hakikat bilindiği için usul kanunları da tutuklamayı istisna, tutuksuz yargılamayı esas kabul etmiştir.
Mahkeme ve Kıyamet
Bu kuralı ters çevirenler, düşeceği kesin olan kuyusunu, kendi kazan adamın durumuna düşer. Yaşıyorken düşmese bile tarih olduğunda, gelecek nesiller tarafından o kuyuya iteklenir. Ahirette de, lüzumsuz yere hakkını yedikleri davacıları, kendi aleyhlerine hak almak için hazır bulur. Orada tedavülde olan meta; ya kendi hasenatıdır ya da davacısının günahlarıdır. Altın, gümüş, döviz orada geçmez.
Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın va‘di gerçektir. Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O çok hilekâr şeytan da, sizi Allah’ın rahmeti ve affına güvendirerek kandırmasın! (Fatır Suresi, 5)