Mahlûkatın zikri ve kâinat kitabını okumak

İnsanlık için, Kur’ân’da tarif edilen kâinattaki en önemli iş ve sorumluluk sırası şöyledir:

Birincisi; iman ve tevhid.

İkincisi; ahiretin varlığı, haşir.

Üçüncüsü; nübüvvet.

Dördüncüsü; ibadet—en başta “namazdır”—, kulluk, duâ, tesbih ve adalettir.

İnsanın dışındaki bütün varlıklar; melek, ruhanî, hayvan, bitki ve cansızlar kendilerine yaratılıştan verilen İlâhî nizama ve programa hiç muhalefetsiz, uygun hareket etmektedir. Bu kaidenin dışında kalan tek yaratık maalesef (cinlerlerle beraber) insanoğludur. Kâinattaki her zerrenin ve her şeyin Allah’ı tesbih ettiği, Kur’ân’ın âyetleriyle sabittir. Âlem bütünüyle kâinat kitabını okuyor.

Hizmet seyahatlerinde sıklıkla solo ve koro olarak söylediğimiz aşağıdaki şu ilâhi; yazımızın konusuna katkı sağlar inşaallah. İlk önce ilâhimize bir göz atalım:

MAHLÛKATIN ZİKRİ

Şakıyan şu bülbüller / Der ya Rabbi ya Rabbi / Bunca lâleler güller / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Ağaçlar yaprak yaprak / Yeşil, mavi, kara, ak / Ne varsa büyük ufak / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Yer gök mekân ve zaman / Dağ, taş, dere, toz, duman / Çığlık feryat ah aman / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Çayır çimen ot yonca / Lâle sümbül gül gonca / Yerde gezen karınca / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Kalp gözünü açıp bak / Bir an için yok durmak / Şu sular ırmak ırmak / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Feryat figan aman ey / Bunca varlık bunca şey / Çığlık çığlık öten ney / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Koyun, kuzu, kuş, cüce / Hem gündüz hem de gece / Durmadan hece hece / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Ne mazi var, ne ati / Her günün her saati / Bağrı yanık Necati / Der ya Rabbi, ya Rabbi

Dünya güzel. Ülkemiz güzel. Mevsim güzel. Müslüman olmak, bir dâvâ içerisinde bulunmak güzel. Ramazan ise her şeyiyle taçlanmış bir başka güzellik. Ve bütün bu güzellikleri yaşamak, dâhil olabilmek, katkıda bulunabilmek hepsinden daha güzel. İbadet vakti. Duâ vakti. Zikir ve tefekkür vakti. Okuyup aşk ve şevke gelme vakti.

Medeniyetin müzahrefatından uzak, tabiatla baş başa olmak tefekkür ufkunu genişlettiriyor. Kâinat sarayında hizmet eden bitkiler, hayvanlar ve cansızlar Hâlıklarına itaat hâlinde, yaratılıştan kendilerine verilen programlarına aksaksız uyuyorlar. Onların bu gayelerine ulaştıklarını görebilmek, zikir ve tesbihlerini Cenâb-ı Hakk’ın nâmına beyan ettiklerini, yaratılış vazifelerini en güzel bir tarzda yerine getirmelerini müşahede edebilmek büyük bir şeref ve ibret.

Şu anda yaz mevsimini geçirmek üzere, “Akdenizin sırma gerdanlığı, Toros Dağlarının” eteklerinde mütevazı yayla çardağımda böyle bir bahtiyarlığa sahibim. Asude yeşilliğin her çeşit tonlarının süslediği sakin ve serin mekânda “okumayla” barışık bir haldeyim. Etraf gece gündüz kesintisiz zikreden hayvancıkların hoş sedalarıyla çınlıyor. Bu tatlı nağmelerin sırrını ve amacını terennüm etmeye ve çözmeye çalışıyorum. “Sıla-yı rahimi” de içine alan bu hâl nasip olursa bir aydan fazla devam edecek inşaallah.

Böylece aktif hizmet koşuşturmalarından kış mevsiminde bulamadığım okuma ve tefekkür fırsatını burada biraz yakalamış durumdayım. Başta Kur’ân, Cevşen, Risale ve diğer çeşitli kaynak kitapları okumaya gayret ediyorum.

Allah’a şükür ki yaylada olmama rağmen, burada da her sene olduğu gibi Yeni Asya’mı da günlük getirtip takip edebiliyorum. Bol oksijen, serin hava ve kudret pınarından akan soğuk su nimetleri ikram-ı İlâhîden. Şükür ki, namazlarımızı da cemaatle kılabiliyoruz.

Tefekkür dünyamızın kahramanlarına gelince: Hayvanlar âleminin, kuşlar taifesinin güzide kraliçesi meşhur bülbül kuşu buralarda yok maalesef. Ama onun sırdaşları bolca var. O mübarek hayvanın bütün hayvan kabileleri adına yaptığı İlâhî ilânatı yapan yüzlerce çeşidiyle birlikte aynı ortamı paylaşıyoruz. Hem gece, hem de gündüz fıtrî kasidehâncıların, taifeleri adına tatlı sözlü nutuk-hânlarını zevkle dinliyorum. Ağaçların, çalıların minberlerinde, yüksek sesleriyle, lâtif nağmeleriyle, kafiyeli tesbihatlarıyla Rahmanirrahîm’e olan ikram ve ilânatlarını, şükür ve teşekkürlerini dinliyorum. Özel lisanlarıyla, böceklerin envâı çeşidi ve bütün küçük hayvanlar ordusu devamlı korodalar. Tebessüm ettikleri ağaçların zirvelerinde, biz insanlara tam olarak kulluk vazifesini ihtar edecek bir icraat yapıyorlar.

İnsan âlemine bakınca; “Sultan ayın” rahmet sağanağı; başta Kâbe-i Muazzama olmak üzere bütün cami ve mescidlerde milyonlarca dillerden semaya yükselen Kur’ân bülbülerinin sedaları gökkubbeyi çınlatıyor. Yapılan duâ, zikir ve tesbihlerin İslâm dünyasının hasret kaldığı cennetasa baharları getirmesini niyaz ve temenni ediyoruz.

Bütün bülbüllerin en faziletlisi, en şereflisi, en nuranisi, en büyüğü, en sonuncusu, en kerîmi, sesçe en yüksek, vasıfça en parlak, zikirce en mükemmeli, şükürce en umumî, mahiyetçe en mükemmel, görünüşçe en harikası, kâinat bostanında, arz yüzünde, gök kubbede, başta Ezan-ı Muhammedî olmak üzere yankılanan leziz nağmelerin maliki ve sahibi, nev-i beşerin andelib-i zîşanı (şan sahibi bülbülü) ve insanlığın bülbül-ü zü’l-Kur’ân’ı Muhammed-i Arabî’nin (asm) sünnetinin rehberliğinde bir huzur ve sükûn ortamının rahmet-i İlâhî tarafından ikram edilmesini bekliyoruz.

En büyük dilek ve temennimiz şudur:

Bu mübarek günler hürmetine, bütün kâinatın şikâyet ettiği; insanoğlunun yaptığı küfür, isyan ve tuğyana karşı; hadiste “Hatta deniz dibindeki balıklar dahi günahkâr ve zalimlerden şekva ediyorlar ki, onların yüzünden yağmur kesilir, hatta bizim de nafakamız azalır” denilen halin ortadan kalkmasını bekliyorsak…

Rahmet ve berekete gidecek yol olan başta İsm-i Azam’ı, Kur’ân-ı Azimüşşan’ı, Resul-i Ekrem (asm), onun mübarek neslinden gelen evliya, asfiya, aktap ve müçtehidlerin virdlerini şefaatçı yapıp bir silkinmeyi gerçekleştirme yolunda adım atma istek ve arzusundaysak…

Mümtaz ve müstesna varlık olmanın şuuruyla bir hareket olsun diliyorsak…

Taş, ağaç hayvan olmayıp, hiçlikten vücuda, varlıktan insan olup, Müslüman olmayı nasip eden Küllî İrade’ye uymak ve sadakatla teslim olmak istiyorsak…

Kâinat ağacının semeresi ve meyvesi olma şerefine nail olan insan olarak; en ziyadar, nurlu, ahsen, ekrem, eşref, lâtif, bütün peygamberlerin efendisi, İmamü’l-Müttakîn, Habib-i Rabbü’l-Âlemin Hazret-i Muhammed’e (asm) tam ümmet olmak istiyorsak…

“Müslüman evlâtlarının, hattâ mâsum hayvanların teellümlerine karşı dahi bir rikkat, bir elem, o sırr-ı şefkatle hissediyordum.” (Barla Lâhikası, s. 252) diyen asrın manevî tabibine hakikî ve sadakatli bir talebe olmak istiyorsak, çare şunlarda olsa gerek:

Allah’a gerçek kul olmak için, Resûlüne ümmet olmak için, birbirimize tam kardeş olmak için; Allah’ı zikre, Peygamber’e (asm) salâvata, karşılıksız ve sürekli duâya ittiba ederek devam ettirmemizle hedef ve amaçlarımıza ulaşabiliriz. Duâ ve zikre aralıksız devam etme niyet ve temennisiyle…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*