Mâsûm çağ (1)

Mümkün olabilseydi dönüş dünki güne,

Gönlüm küçücük olmağı isterdi yine.

Burnumda tüter, hazla geçen hoş seneler!

Hayfâ! O günahsız çağımın geçdiğine…

 

Ne kadar kötü şartlar içinde de geçmiş olsa, herkes için çocukluk günleri hasretle ve sevgiyle anılan bir zaman dilimidir. Allah bilir ya, bunun asıl sebebi o yaşlarda mâsûmiyetin hüküm sürmesidir. Cenâb-ı Hakk’ın insana verdiği maddî ve mânevî cihazlar henüz tam mânâsıyla gelişmediğinden, çocuk, yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmamaktadır. Şefkate ve korunmaya muhtaç oluşu, yetişkinlerde öyle bir te’sîr yapmaktadır ki, bir büyük insana gösterilmeyen müsâmaha onun her türlü davranışını hoş göstermeye yetmektedir.

Maalesef, insanların bir kısmında cibillî şefkat ve merhamet hisleri dumûra uğradığından, çocuklara gerekli ihtimâmı göstermezler; hattâ onları her sâhada istismâr ederler. Bu hâl, cem’iyyetin tedâvîye muhtaç maddî ve mânevî hastalıklarından ileri gelmektedir. Başta Allâhu Teâlâ’ya îmânın yokluğu veyâ zayıflığı, nefsin kendisinden başka bir mahlûka hak tanımaması, cem’iyyette bu gibi suçlara lâyık olan cezânın verilememesi gibi sâikleri sayabiliriz.

Fıtratı bozulmamış, insanlık değerlerini kaybetmemiş her insan değil kendi nev’înden olanlara, bütün canlıların yavrularına karşı yüreğinde bir sevgi, şefkat, merhamet hisseder. Bu duygu yaratılıştan insanın içerisine konulmuştur. Aksi halde kendisine nisbeten çok zayıf ve korumasız, üstelik şahsına bir faydası dokunmayan o canlıya hiç hayât hakkı tanımayacaktır; bahse konu kimselerde olduğu gibi…

Maddî çıkarlar için çocukların kullanılması muhakkak önlenmesi gereken bir musîbettir. Daha kötüsü, yavruların cinsî istismâra uğratılmalarıdır ki, kâinâtı hiddete getirecek bir belâdır… Çocuklara zarar verenler yalnızca kötü niyetliler de değildir. Pek çok kimse, bizzat kendi evlâdını göz göre göre ateşe atmaktadır. Çocuğa gösterilen sevginin sû-i isti’mâl edilmesi sûretiyle aşırı şımartılması bunlardan biridir. Yavrunun mânevî yönünün ihmâl edilmesi bir başka kötülüktür. Çocuklara istibdâd uygulamak onun kabiliyetlerinin gelişmesini engeller. Aşırı başı boş bırakılması da ayrı bir fenâlıktır.

Çocukların beden sağlığı kadar rûh sağlığı ile alâkadâr olmak hem ebeveynin, hem de devletin vazîfesidir. Gerek âilenin, gerek başkalarının çocukların insânî haklarını engellemesinin önüne geçecek ancak devlettir. Ne var ki, devletin bu konuda bütün ihtiyâçları karşılamaya ne kànunları müsâiddir, ne teşkilâtı… Olanları da işlemez hâle getiren yine insan unsûrudur. Görevlilerin vicdânî ve insânî hislerle techîz edilmiş olmaması hâlinde kim, neyi, nasıl uygulayacaktır.

Döne dolaşa, yine aynı noktaya gelip çâresiz kalmaktayız. Ormanda yolunu kaybeden ve bütün gayretleri boşa çıkan kişi ne yapar? “Nerede hatâ yapıyorum, hangi yeri bir nirengi noktası olarak tâyin etmeliyim, yanıldığım noktalara bir daha aynı kusûru işlememek için nasıl bir işâret koymalıyım?” diyerek oturup kendisini bir muhâsebeye çekmeli değil midir? Bu mevzûlarda kafa yorup, çâre üretmek isteyenler çeşitli vâsıtaları kullanarak bir araya gelmeli; fikirlerini ve seslerini sağır devlet yapısına işittirmek için iş birliği, ses birliği yapmalıdırlar.

Makyavelist felsefenin hedefe ulaşmak için her yolu mübâh görmesi insanların akıl ve fikirlerini öylesine istîlâ etmiş ki, müsbet veyâ menfî her yolun yolcusu bu konuda çocukları istedikleri gibi kullanmaktan geri durmuyorlar. Halbuki, bu mâsûm yavrular sevk edildikleri yolun ne tehlikelerinden, ne faydalarından haberdârlar… Zâten kendi başlarına temyîz kabiliyetleri henüz inkişâf etmiş değildir. Gayr-i ihtiyârî, kendilerine sevgi ve zor kullanan kişilerin irâdelerine tâbî olmak mecbûriyetinde kalarak işâret edilen sâhalara atılmakta tereddüd etmiyorlar.

Çocukların, yavruların Allâhu Teâlâ tarafından yetişkinlere birer emânet olduğunu bilen kimseler, emânete hiyânet tarzında bir harekete kalkışmazlar. O mâsûm varlıkların bütün hayâtları boyu ezikliğini duyacağı, sıkıntısını çekeceği, korkusunu yaşayacağı hâllere dûçâr olmalarını canları bahâsına engellemeye çalışırlar. İnsanlık hasletleri, îmân, şefkat ve merhamet başka türlüsünü kabûl etmez… Yerdekilere acımayana, göktekilerden şefkat beklemek yersizdir!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*