EURONUR ÖZEL

Men Amene Bi’l-Kaderi Emine Mine’l-Kederi

Özel Makale / kader

Kadere İman ve Ben

Bütün kalbimle, ruhumla ve aklımla arzu ederim ki ben bu “ikinci adam” olayım ve hayatımın her anını böyle yaşayayım inşallah. Bütün kalbimle, ruhumla ve aklımla arzu ve dua ederim ki sen de ikinci adam olasın inşallah. Amin

“İkinci adam, padişahı tanır, padişaha kendini misafir bilir. Bütün o bahçede, o sarayda olan işler bir nizam-ı kanunla cereyan ettiğini, her şey bir programla, kemâl-i suhuletle işlediğini itikad eder. Zahmet ve külfetleri padişahın kanununa bırakıp, kemâl-i safâ ile o cennet-misal bahçenin bütün lezzetlerinden istifade edip, padişahın merhametine ve idare kanunlarının güzelliğine istinaden herşeyi hoş görür, kemâl-i lezzet ve saadetle hayatını geçirir.” 26.Söz

Padişahı Tanımak

“İkinci adam, padişahı tanır, padişaha kendini misafir bilir.”

Buradaki Padişah, kâinatın tek hâkimi, yaratıcısı, Rahmân ve Rahîm idarecisi olan Allah’tır.

İkinci adam, yani imanlı ve şuurlu insan olarak ben; bu kâinatın sahipsiz olmadığını, her şeyin arkasında sonsuz bir ilim, irade ve kudret sahibi bir Yaratıcı bulunduğunu hem kalbimle hem aklımla bilir ve ilk sözleşmeye uygun davranırım.

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorunca, onlar “Evet, Rabbimizsin, buna şahitlik ederiz.” dediler.
(A’râf Sûresi, 172)

Kendini Misafir Bilmek

Dünyayı kalıcı bir mülk değil, geçici bir misafirhane olarak görürüm.

Kendini misafir bilen insan olarak ben, dünya hayatının dertlerini, yüklerini ve sorumluluklarını sahiplenip sırtıma ve başıma yükleyerek altında ezilmem. Çünkü bilirim ki misafir, Kerîm olan ev sahibinin ikramıyla yaşar; evin idaresi ve masrafları ona ait değildir.

Kâinattaki İlahi Düzen ve Kanunlara Güvenmek

“Bütün o bahçede, o sarayda olan işler bir nizam-ı kanunla cereyan ettiğini, her şey bir programla, kemâl-i suhuletle işlediğini itikad eder.”
Kâinatta tesadüfe tesadüf edilemez. Yerçekiminden hücre bölünmesine, gezegenlerin hareketinden mevsimlerin dönüşüne kadar her şey ilâhî bir program (kader) ve kanun dairesinde işler.

Kemâl-i Suhulet (Mükemmel Bir Kolaylıkla)

Bu muazzam işler, sanki hiçbir zorluk yokmuş gibi büyük bir kolaylıkla akar gider.

İman eden insan olarak ben, bu harika düzeni seyrederken hayranlık duyar ve her şeyin emin ellerde olduğunu anlayarak rahatlarım. Her şey öylesine kolaydır ki…

Yükü Bırakmak

“Zahmet ve külfetleri padişahın kanununa bırakıp, kemâl-i safâ ile o cennet-misal bahçenin bütün lezzetlerinden istifade edip…”
İnsan, kâinatın yükünü omuzlarında taşımaya kalkarsa ezilir.

( Tam burada Okuma Tavsiyesi : 8.Söz)

Gelecek kaygısı, ölüm korkusu, rızık endişesi, sevdiklerinin başına gelebilecek musibetler… Bunların hepsi insan için taşınması zor birer külfettir.

İkinci adam olarak ben, tevekkül ederek bu zahmet ve külfetleri “Padişahın kanununa” (ilâhî takdire ve kadere) bırakırım.

“Ben buranın yöneticisi değil, sadece seyircisiyim.” derim.

Bu teslimiyet sayesinde dünyanın helâl ve temiz lezzetlerinden tam bir huzur, neşe ve gönül rahatlığıyla (kemâl-i safâ ile) istifade ederim.

Okuma Tavsiyesi : Huz Ma Safa

Elhamdülillah.

Merhamete Sığınmak ve Her Şeyi Hoş Görmek

“…padişahın merhametine ve idare kanunlarının güzelliğine istinaden her şeyi hoş görür, kemâl-i lezzet ve saadetle hayatını geçirir.”
Hayatta her zaman rüzgârlar sakin esmez; fırtınalar, hastalıklar ve musibetler de vardır.

Ancak imanlı bir insan olarak ben ve sen, Padişahın (Allah’ın) sonsuz merhametine ve O’nun koyduğu kanunların nihai güzelliğine güveniriz.

Biliriz ki görünüşte acı veya çirkin olan şeylerin arkasında bile ya ilâhî bir merhamet, ya bir imtihan ya da büyük bir hayır vardır.

Bu yüzden başımıza gelen her şeyi rıza ile karşılarız.

“Bu da geçer.” teslimiyetiyle her şeyi hoş görürüz.

Netice; tam bir iç huzuru, lezzet ve mutluluktur.

Elhamdülillah.

Men Âmene Bi’l-Kaderi Emine Mine’l-Kederi

“Kadere iman eden, kederden (üzüntü ve tasadan) emin olur (kurtulur).”

Elhasıl

Eğer her şeyin Allah’ın kontrolünde, bilgisinde ve takdirinde (kaderinde) olduğuna gerçekten inanıp teslim olursak; geçmişin pişmanlıkları, geleceğin endişeleri ve şimdiki zamanın ağır yükleri ruhumuzu ezemez.

Başımıza gelen musibetleri birer imtihan veya temizleyici birer vesile olarak görür, “Vardır bunda da bir hayır.” der ve huzura ereriz.

Hızlı Trenle Uzun Bir Yolculuğa Çıkan İnsanların Hikâyesi

Diyelim ki Zeynep ve Metin adında iki yolcu, ellerinde çok ağır valizlerle Ankara-İstanbul hızlı trenine biniyorlar.

Tren son derece modern, güvenli ve tıkır tıkır işleyen bir sisteme sahip.

Biz görünmeden bu iki hayalî karakteri seyrediyor ve düşüncelerini duyabiliyoruz.

Zeynep, trene bindiği andan itibaren büyük bir güvensizlik yaşıyor.

Sürekli endişeli ve yorgun bir hâli var.

Koltuğuna oturduğunda o kocaman ağır valizini yukarıdaki bagaj rafına koymaya korktu.

“Ya raf çökerse? Ya birisi valizimi çalarsa? En iyisi kucağımda tutayım.” dedi içinden.

Yolculuk boyunca o koca yükü kucağında ve omuzlarında taşıdı.

Sırtı ağrıdı, nefes alamaz hâle geldi.

Trenin hızlanmasından, makas değiştirmesinden çok korktu.

“Makinist uykusuz mu? Tren raydan çıkar mı? Ya elektrik kesilirse?”

Sürekli panik hâlinde bir psikolojisi vardı.

Zeynep için o dört saatlik yolculuk bir işkenceye dönüştü.

Ne dışarıdaki manzarayı görebildi ne de ikram edilen çaydan keyif alabildi.

Yol bittiğinde perişan hâldeydi.

Bel, sırt ve baş ağrısı ile mide bulantısı da cabası…

Metin ise trenin ve şirketin kurallarına güvenen bir yolcuydu.

Trene biner binmez o ağır valizi bagaj rafına yerleştirdi.

Biliyordu ki o raf, o yükü taşımak için tasarlanmıştır.

Kendi omuzlarına o yükü bindirip işkence çekmenin bir anlamı yoktur.

Makinistin eğitimli olduğunu, trenin sinyalizasyon sisteminin mükemmel çalıştığını ve rayların güvenli olduğunu biliyordu.

“Ben biletini almış bir misafirim, gerisini işin uzmanı halleder.” dedi.

Koltuğuna rahatça yayıldı.

Sözler’i açtı, 26. Söz’e kaldığı yerden devam etti.

Çayını yudumladı, camdan akıp giden harika manzarayı izledi.

Yolculuğun tadını doyasıya çıkardı ve hedefine dinlenmiş olarak vardı.

Hayat Yolculuğunda Biz Hangisiyiz?

İşte bu örnekteki tren, içinde yaşadığımız dünyadır.

Ağır valizler ise; okul, evlilik, iş, gelecekte ne olacağımız kaygısı, geçim sıkıntısı, hastalık korkusu, savaşlar ve ölüm endişesi gibi omuzlarımızdaki ağır hayat yükleridir.

Metin’in Yaptığı

İnsanın kendi üzerine düşen sorumluluğu (biletini almak, trene binmek) yaptıktan sonra hayatın idaresini ve sonuçlarını sonsuz şefkat ve güç sahibi olan Yaratıcı’ya (Padişahın kanunlarına) bırakmasıdır.

İşte bu, “Kadere inanan, kederden emin olur.” sırrıdır.

Zeynep’in Yaptığı

Her şeyi kendi zayıf omuzlarıyla kontrol etmeye çalışıp hayatı kendine zindan etmektir.

Bizler hayat treninde kendi cılız gücümüzle her şeyi yönetmeye çalışarak Zeynep (ya da Ali, Nurgül, Hakan) gibi ezilmek yerine; Metin (Fatma, Nurdan, Hüseyin) gibi yükümüzü sisteme, kadere bırakıp hayatın güzelliklerinin tadını çıkarabiliriz.

Sahi…Siz hangisisiniz ve şu andan itibaren ne yapacaksınız?

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu