Mi’rac Kandili’nde Mescid-i Aksa’da olmak

“Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan alıp, çevresini mübârek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir.” (İsra Sûresi: 1)

Cenâb-ı Hak, insanlar içinde peygamber olarak seçtiği kullarına, onların risâletini tasdik makamında mutlaka mu’cizeler ihsan etmiştir. Mu’cizeleri Allah yaratır ve peygamberler ona mazhar olur.
Peygamberlerin en sonuncusu, Hâtemü’l-Enbiyâ vasfına haiz ve Habib-i Rabbü’l-Âlemîn olan Hazret-i Muhammed’e (asm) ihsan edilen mu’cizeler hem binden fazla, hem de geçmiş peygamberlere verilmeyen cinsten en yüksek derecededirler. Meselâ; bir parmağının işaretiyle ayın ikiye ayrılması ve on parmağından çeşme gibi su akıp bin beş yüz kişilik ordusuna ikram edilmesi gibi.. Mi’rac mu’cizesi de Ona (asm) ihsan edilen mu’cizelerin en büyüklerindendi ve geçmiş peygamberlerin hiçbirisine ihsan edilmemişti.
Yıllarca kavim ve kabilesi içinde İslâm dinini tebliğ ettiği halde çok az sahabe ona iman etmişti. Geri kalan insanların inkârlarından mübârek kalbi çok mahzun idi. Hüzün yılıydı. Hem sevgili eşi Hazret-i Hatice (ra), hem de hayatı pahasına kendisini koruyan ve himaye eden amcası Ebu Talib vefat etmişti. Kudsî bir teselliye şiddetle muhtaçtı. Receb ayının yirmi yedinci gecesiydi. Çoğu zaman olduğu gibi yine Kâbe’nin yanındaydı ve yalnızdı. Birden gecenin zifirî karanlığı aydınlandı ve Hazret-i Cebrail (as) ona yaklaştı. Cennetten bir binek de getirmişti. Burak denilen o bineğe binen Hazret-i Peygamber (asm), Hazret-i Cebrail’in (as) refakatinde Mescid-i Aksa’ya götürüldü. Geçmiş bütün peygamberlerin ruhaniyetleri hep oradaydı. Hazret-i Cebrail’in (as) bildirmesiyle onlara imamlık yaparak hepsine namaz kıldırdı. Bu aynı zamanda umum peygamberlerin dâvâsına mutlak vâris yapıldığı anlamı taşıyordu.
Sonra, Cennetten getirilen ve fâni dünyanın bâkî bir temel taşı hükmünü taşıyan ve muallakta duran Sahret namındaki taşa basarak Refref’e binip, yine Hazret-i Cebrail’in (as) refakatinde göklere yükseltildi. Her semâ tabakasında bir peygamberin ruhaniyetiyle görüşerek semâ tabakalarından geçirildi. Cennet ve Cehennemin ahvâli gösterildi. Bir noktaya gelince Hazret-i Cebrail (as) ona “Ya Resûlullah! Bundan sonra kendi başına gideceksin. Eğer ben buradan bir parmak ucu kadar geçersem yanarım, dayanamam.” dedi. Hazret-i Cebrail’i (as) de arkada bırakarak yoluna devam etti. Cennetü’l-Me’va gövdesi olan Sidretü’l-Münteha’da, imkân ve vücub ortasında, Kab-ı Kavseyn ile tâbir edilen bir makamda Cenâb-ı Hak’la görüştü. O vakit Sidretü’l-Münteha’yı Allah’ın nuru kaplamıştı. Âyetin ifâdesiyle “Göz ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü.” (Neml Sîresi: 17–18) Bizim bilemeyeceğimiz bir keyfiyette Allah (cc) bizzat kendi cemalini ona gösterdi. Namazda okuduğumuz tahiyyattaki sözlerle selâmlaştılar. Bakara Sûresi’nin son iki âyetini Allah (cc) doğrudan kuluna vahyetti. Sonra günde elli vakit namazı emretti. Dönüş yolunda Hazret-i Musa (as) ile görüştüğünde ümmetinin buna güç yetiremeyeceğini söyledi. O da Rabbine dönerek niyazda bulundu. Elli vaktin azaltılmasını istedi. Birkaç defa gidip niyaz ettikten sonra nihayet beş vakit namaz bütün mü’minlere farz kılındı. Bu aynı zamanda Allah’ın (cc) mü’minlere en büyük hediyesiydi. Kim beş vakit namazı hakkını vererek kılarsa, elli vaktin sevabını alacağı müjdesi de vardı. Bu olay, bir mu’cizeydi. Kısa bir zamanda gerçekleşmişti. Sabahleyin bu mu’cizeyi Kureyş reislerine haber verdi. Tabiî ki her zaman olduğu gibi yine yalanladılar. “Mescid-i Aksa buraya bir aylık mesafededir. Şayet gitmişsen Mescid-i Aksa’nın kapılarını, pencere ve duvarlarını bize tarif et.” dediler. Hazret-i Peygamber (asm) çok sıkılmıştı. Hatta o zamana kadar öyle bir sıkıntı hiç görmemişti. Zira oraya kapı ve pencere saymaya gitmemişti ki…  O zaman bir mu’cize daha gerçekleşti. Cenâb-ı Hak, Mescid-i Aksa’yı onun gözleri önüne getirdi. O da ona bakarak her sorulana doğru olarak cevap veriyordu. Müşrikler baktılar her şeyi doğru olarak tarif ediyor. Çok hayret ettiler. Hazret-i Peygamber (asm) gittikten bir müddet sonra yanlarına Hazret-i Ebu Bekir (ra) geldi. Dediler: “Duydun mu ya Ebu Bekir? Senin arkadaşın neler söylüyor?” “Ne söylüyor?” “Geceleyin göklere çıktığını, Cennet ve Cehennemi gördüğünü ve Allah ile görüştüğünü söylüyor.” “Bunları o mu söylüyor? O söylüyorsa muhakkak doğrudur. Vallahi o bana bundan daha garip şeyleri söylüyor da, ben yine onu tasdik ediyor ve inanıyorum.” dedi. Müşriklere söyleyecek hiçbir söz bırakmamıştı. Bu hadiseden sonra kendisine “tereddütsüz tasdik edici” mânâsında Hazret-i Peygamber (asm) “sıddık” ünvanını verdi.
Biz de, tereddütsüz tasdik ediciler olarak, Bizim Tur’un düzenlediği bir organizasyonla, 1390. sene-i devriyesinde ve 27 Haziran Pazartesi günü büyük bir Nur Talebesi grubuyla Mescid-i Aksa’ya gidiyoruz. Bahsi geçen mânâları 28 Haziran Salı günü akşamı Mi’rac Kandilinde hatırlamak, Hazret-i Muhammed’e (asm) olan biat ve bağlılığımızı tazelemek ve hem de diğer ziyaret yerlerini görmek istiyoruz. Peygamberler diyarına gitmek ve aynı mânâlara mazhar olmak isteyen bütün gönül dostlarımızı da bu programa dâvet ediyoruz. Gayret bizden, yardım Allah’tandır.
NOT: Okuyucularımızın mübarek Üç Aylar’ını ve içerisindeki mübarek gecelerini şimdiden tebrik eder, İslâm ve insanlık âlemi için hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*