Muhabbet, uhuvvet ve okuma programı

alt

Son günlerde “Üstadımızın ‘Muhabbet, uhuvvet, sevmek İslâmiyetin mizacıdır, rabıtasıdır’ (Uhuvvet Risalesi) dediği muhabbet ve uhuvveti Nur dairesinde ve sosyal hayatımızda ne kadar önemsiyor veya yaşantımıza ne kadar aksettirebiliyoruz?” sorusu, zihnimi meşgul ettiği sırada, eğitim komisyonu tarafından hanımlara yönelik Risale-i Nur okuma programı düzenlendi.

Program sabah 10.00 ile 17.00 saatleri arasında.

İlk etapta “Nasıl yaparız? Ev hanımısın, eşin ve çocukların ihtiyaçları, ev işlerinin programlanması, yemek listesinin düzenlenmesi vs.” gibi uzayıp giden, nefis ve şeytanın yardımıyla da artan bahaneler zihni meşgul ediyor.

Ancak dünya ve içindekiler fani değiller miydi? O halde bu kaygı neden?

Bu sırada akla gelen, Uhuvvet Risalesi’ndeki şu satırlar, sıralanan bahaneleri bertaraf ediyor: “Biz, değil böyle cüz’î hukukumuzu, belki hayatımızı ve haysiyetimizi ve dünyevî saadetimizi Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye mükellefiz. O bize kazandırdığı netice itibariyle, dünyaya, enaniyete ait herşeyi feda etmek vazifemizdir.”

Ve yine Üstadımızın “Bilhassa bahar ve yaz mevsiminin meşgaleleri hizmetinize fütur vermesin.” sözü bütün kaygıları gideriyor ve rahat-ı kalp ile programa dahil olmak nasip oluyor. Elhamdülillah.

“Mü’minler mabeyninde muhabbet, ehl-i iman için güzel bir hasenedir. O hasene içinde, ahiretin maddî sevabını andıracak manevî bir lezzet, bir zevk, bir inşirah-ı kalp derc edilmiştir. Herkes kalbine müracaat etse, bu zevki hisseder.” (Uhuvvet Risalesi)

Risale-i Nur okuma programı, bu zevki zerrelerimize kadar hissettirdi bizlere. Evet, sevgi, muhabbet paylaşıldıkça çoğalır. Muhabbetin zevkini bir nebze de olsa hissettirebilmek adına, okuma programını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Program bir saat süren özel okuma ile başlıyor.

Sonrasında sabah kahveleri içilirken, aslında muhabbet yudumlanıyor, uhuvvetin kokusu yayılıyor etrafa. Saatlerimiz 11.30’u gösterirken Risâle-i Nur dersi başlıyor. Ders bitiminde, dershanede bir heyecan, bir telâş. Artık Cenâb-ı Hak’la buluşma vakti gelmiştir. Cemaatle öğle namazı kılınıp, tesbihat yapıldıktan sonra, namaz dersi başlıyor. Manevî gıdadan sonra sıra geliyor maddî gıdalara. Herbir elden Cenâb-ı Hakk’ın ihsan etmiş olduğu güzelim nimetlerle sofralar donatılıyor. Yemek sırasındaki muhabbet ise ayrı bir zevk ve lezzet veriyor. Yemek duâsının ardından, ana ders yapılıyor. Dersin bitiminde, Nur derslerinin olmazsa olmazı çay ikram ediliyor. Çay saatindeki uhuvvet, muhabbet doruğa çıkmakla kalmıyor, adeta cennet köşklerinde yapacağımız sohbetleri hissettiriyor bedenlerimize. Ve tefekkür saati, sinevizyon eşliğinde Rabbimizin o güzel Esmâ-i Hüsnâsını kalplerimize nakşediyoruz. İkindi namazı, tesbihat ve namaz dersinden sonra bir günlük program sona eriyor.

Fakat kalpler mutmain, gönüller sükûta ulaşmış.
“Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Meselemiz çok naziktir. Ben sizlere çok güveniyorum ki, bütün vazifelerimi şahs-ı manevinize bırakmışım. Siz de bütün kuvvetinizle benim imdadıma koşmanız lâzım geliyor.” (Uhuvvet Risalesi)

Ve karınca kararınca, Üstadımıza yardım etmiş olmanın verdiği mutluluk ve muhabbetle ayrılıyoruz gönül dostlarından.

“Bizi muhafaza eyle. Bizi cin ve insî şeytanların şerrinden kurtar. Kardeşlerimin kalplerini birbirine tam sadakat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur. Âmin.” (Uhuvvet Risalesi)

Üstadımızın bu güzel duâsına dahil olabilmek dileğiyle…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*