Muhalefetin hedefi iktidardan öte, demokrasidir

Her siyasi partinin, iktidar olma hedefiyle kurulduğunu söyleyeceğinizi biliyoruz. Fakat içinde yaşadığımız ülkede demokrasinin unsurları kaybolduğundan, iktidar hedefli çalışan her partinin; geçmişin yanlışlarına ve suistimallerine bilmecburiye gireceğini de belirtmiş olalım.

Yani, 12 Eylül İhtilâli’nin ülkeyi sürüklediği istibdat bataklığında milliyetperver, adaletperver, demokratik iktidarlardan bahsetmemiz mümkün değildir. Kamuoyunda “Altılı Masa” olarak bilinen demokrasi ittifakının iktidar odaklı çalışması, ülkeden ziyade seslendirdikleri siyaset felsefesine zarar verecektir.

Milli iradelere dayalı “muktedir iktidarlar”, güçlerini elbette demokrasinin kaidelerinden alacaklardır. Ve bu yüksek değerlere bağlı programlarla millete müracaat edeceklerdir. Hürriyetin ve demokrasinin olmadığı yerde siyasi partilerden bahsetmemiz abesle iştigal olmaz mı? 12 Eylül denilen “millete ihanet” ihtilâlinin getirdiği acûbe hukuk ile, Siyasi Partiler Yasası ile, global hegemonyacılara ülkeyi peşkeş çekmiş kanunlarla, bireyin hakkını mahiyeti meçhul yapılara devreden yönetmeliklerle ve milli kimlikleri yok eden eğitim sistemleriyle demokrasinin bir arada durmayacağını hepimiz biliyoruz. Kırk küsur senenin sonunda, demokrasiye yaklaşmış milletimize “dış güçlerin” yardımıyla yeni yeni tuzaklar kuran CUMHUR İTTİFAKI’nın demokrasimizin dönüşünden ne denli korktuğunu, muhalefet yeterince millete göstermeli değil miydi?

Cumhur İttifakı, demokrasiden kaçtığı gibi cumhuriyeti de tek partili o ilk dönemler gibi anladığını, her vesile ile beyan ediyor. Sovyetler Birliği’ndeki, Baas rejimlerindeki veya Bağlantısızlar’daki cumhuriyet anlayışlarını örnek aldığını, başkanlık seçimlerinde de deklare etmişti. Şimdilik üçlü koalisyon halinde çalışan Cumhur İttifakı’ndaki siyasi oluşumların felsefeleri de demokrasiyi kabul etmiyorlar. Siyasal İslamcılığın, ırkçılığı esas alan milliyetçiliğin ve enternasyonal solu takip eden solculuk anlayışlarının, düşünce biçimlerinin gereği olarak demokrasiye itiraz ettiklerini burada tekrarlamamız, elbette malumu i’lamdır. Her ne kadar açıktan açığa demokrasiyi hedef alamazlarsa da; demokrasimizin vazgeçilmez hususu olan millet meclisinin karar merciliğini,vekilliği,hukukun bağımsızlığını ve siyaset üstü oluşunu, milli sermayeye ve ticarete taraftarlığı, Hristiyan değerlerini esas almış ve insaniyetperver Birinci Avrupa ile ittifakı peşinen reddettiklerinden, aslında Cumhur İttifakı bu mücadeleye “fiilen mağlup” olarak başlıyor. Muhalefet partileri gerçek demokrasi dersleriyle biraz daha millete yaklaştıklarında, bu güzel gerçeği daha berrakça göreceklerdir. Elbette milli bağımsızlık ve demokrasi yalnızca Altılı Masa’nın tekelinde değildir. Global sermayenin büyük desteğiyle ve uluslar üstü reklam şirketlerinin propagandalarıyla birçok gerçeği yanlış anlamış Cumhur İttifakı’ndaki vatanperverlerimiz de “Milli Demokrasi” cenahına destek vereceklerdir.

Muhalefet partilerimizin demokrasinin bütün unsurlarına yeni ve zamana uygun tanımlar getireceklerinden de eminiz. İktidarın tanımının ve telâkkilerinin ötesine geçerek, gelecekteki bütün nesilleri kucaklayacak yepyeni manalarla demokrasiyi anlatacaklardır. ABD’deki veya AB’deki, belli sermayedarlarca finanse edilen bazı enstitülerin yaklaşımlarının milli bünyemize uygun olmadığını biliyoruz. İktidara yardım eden enstitülerin muhalefete bu açıdan zarar verdiğinin de farkındayız. Ana çerçevelerde aynı olan tanımların, global hegemonyacıların müdahaleleriyle zehirli hale geldiklerini ilim adamlarımız da fark edebilirler. Washington’daki, New York’taki, Londra’daki, Paris’teki veya Frankfurt’taki enstitülerde hazırlanan modellerin “milli bünyemize” uymadığını R. Tayyip Erdoğan meydanlarda seslendirirse -kendisiyasi menfaati için– muhalefetimiz sahaya çıkmadan sıkıntıya girmiş olur. Dünyamızın küçüldüğünü, teknoloji ile bir odacığa dönüştürüldüğünü ve global tahripkâr sermayedarların imkanlarıyla teknolojiye bağlı kamuoylarını kazanmada zorluk çektiğimizi çoktandır yazarak geliyoruz. Bediüzzaman’ın bir asır önceden tespit ettiği bir hakikati, yine onun kelimeleriyle buraya alıyoruz: “….efkâr-ı amme hâkimdir.” Bu hâkimiyet mücadelesinde AKP’yi kendi menfaatleri için iktidarda tutan neoliberal çevrelerin Türkiye muhalefetine de yardımcı olacaklarını beklemek, bile bile lades manasına çıkar.

Altılı Masa’nın üzerinde çalıştığı demokrasinin milli olduğunu da yazmıştık. Hürriyetler ve demokrasiler zamanın medeni toplumları için nadide kumaşlar olsa da, her millet kendi kametine ve ölçülerine göre o kumaşı kesecektir ve zevkine göre dikecektir. Günümüzde ABD ve AB demokrasilerine büyük sıkıntılar yaşatan globalci dinsiz sermayenin dikte etmeye çalıştığı şarlatanlıkların demokrasi ile hiçbir ilgisi olmadığını da; Millet İttifakı’nın uzmanları, inşaallah biliyorlardır.

Demokrasinin gelmesi ve cemiyetin her karesinde hayat bulması uğruna bir araya gelmiş Millet İttifakı bileşenlerinin biricik hedefi AKP iktidarına son vermek olmamalı. Cumhur İttifakı’nın itirafıyla, tek avantajı olan Erdoğan’ın da fani olduğunu kabul ettiğimizde, bu milletin yüz elli seneden bu yana peşinde koştuğu DEMOKRASİ davasının, iktidar gibi geçici ve küçücük maksatlara bina edilemeyeceğini her akıl sahibi anlayabilir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*