Mühim olan milletin ittifakıdır

Bu başlıktan muradımız partiler bazındaki ittifaklar değildir. Yani ilk bakışta, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın karşısına çıkan ve muhalefet yaparak yoluna devam eden Millet İttifakı’ndan söz edeceğimiz akla gelebilir..

Hayır, hayır.. Onu biz ehline bırakalım.

Yani her iki ittifakın öncelikli siyasî maksatlarını adım adım, an be an takip edenlere, günlük yazılar yazanlara, hele hele yakın olan seçime endeksli üretilen plan ve projelerin içini, dışını bilenlere bırakalım.

Yanlız şu kadarını ifade etmiş olalım.

Malumunuz Cumhur İttifakı’na dahil olanlar, zaten iktidarda olan bir partinin etrafında hazıra kondular. Devlet imkânlarını, iktidar nimetlerini ve satın alınmış bir medya ordusunu emirlerine amade buldular.

Devlet diyerek, beka diyerek iktidarlarını tahkim ettiler. Bir sistem kurarken; onlarca sistemi bozarak, yıkarak yollarına devam ettiler.

Kendilerine oy verenleri öyle hipnoz ettiler ki, akıl almaz bir bağlılık içinde onların kendi akıllarını adeta kullandırmaz hale getirdiler.

Milletin yüzüne baka baka illet dediler, zillet dediler. Hatta hain dediler. Kendilerine oy verenler de aynı milletin içinde olmalarına rağmen bu ifadeleri onayladılar.

Millet adına milleti unuttular!..

Unutulmuş milletin halini yakından takip eden bazı partiler de, kurdukları siyasî ve seçime endeksli ittifakın adını Millet İttifakı koydular.

Ne âla ne güzel!

Ancak adını koymakla iş bitmiyor.

Bunun adını, asıl söz sahibi millet koyacaktır.

Onun için biz diyoruz ki, asıl mesele milletin kendi içindeki uyanışıdır.

Uyku bes demeleridir.

Ve şunu haykırabilmeleridir: Yeter, söz milletin!..

**

Demokrasi adına işlenen yanlışlardan, hatalardan kurtulmak; ancak o yanlış uygulamaların demokratik ortamlarda tartışılarak, demokrasinin doğru bir zemine oturtulmasıyla mümkündür. Yoksa gücü eline geçirenin, demokrasi var diye gücünü keyfince kullanmasını nasıl durdurabiliriz?

Zira adam “hürriyet” diyerek, “demokrasi” diyerek, hatta bazen “din” diyerek meydana çıkar, kuvvetler ayrılığındaki hiyerarşiye hâkim olduktan ve medyayı da ele geçirdikten sonra, en büyük müstebid kesilebilirdi.

Her şeyde olduğu gibi demokrasi bahsinde de asıl olan özdür, mânâdır, isim değil, müsemmadır. Hele hele Bediüzzaman’ın ve bize emaneti olan Nur Külliyatının rehberliğinde yol alanlar demokrasiye de böyle bakarlar.

Farklı bakanlara ise sormak lâzım:

Acaba farkında olmadan “siyasal İslâmcı” söylemlerin moduna girerek, “hâkimiyet-i millet” tabirine mi itiraz ediyorlar?

Ve bu itirazlarına da, bazı âyet-i kerimelerin sadece meallerine bakarak, kendilerince delil mi getirmek istiyorlar?

Ezel ve Ebed Sultanı, Hâkim-i Kadîr-i Zülcelâl’n kudret ve hâkimiyeti; tamamen yerel, arzî ve beşerî seviyedeki hâkimiyetleri düşünmeye ve telâffuza mâni değildir. O takdirde, “sultan, hâkim, padişah ve hükümdar” gibi ünvanlara da itiraz edilmeliydi. Yani bir şahsa, bir zümreye, bir hanedanlığa hakimiyet yüklemeye evet, ama millete yüklemeye hayır! Öyle mi?

Hem faraza yerdeki bütün sultanlar, hakimler, krallar ve hükümdarlar, Allah’ın emirlerini unutsalar, keyiflerince yönetseler, acaba Allah’ın saltanatına -hâşâ- zerre kadar halel gelir mi?

Nerede şimdi Firavunlar, Nemrudlar, Şeddadlar, Deccaller ve dünyada keyiflerince saltanat sürenler? Kadîr-i Zülcelâl Hazretleri kudret-i ezeliyesiyle onları perçemlerinden tutarak lâyık oldukları yerlere atmamış mıdır?

Halbuki Hazret-i Üstad bu “hâkimiyet-i millet” tabirini birçok defa kullanmıştır. Meşrutiyetin “hâkimiyet-i millet” demek olduğunu her vesileyle ifade etmiştir.

“Evet, meşrûtiyet hâkimiyet-i millettir; siz dahi hâkim oldunuz. Umum akvâmın sebeb-i saadetidir; siz de saadete gideceksiniz. Bütün eşvâk ve hissiyât-ı âliyeyi uyandırır. Uyku bes! Siz de uyanınız. İnsanı hayvanlıktan kurtarır; siz de tam insan olunuz. İslâmiyetin bahtını, Asya’nın tâliini açacaktır. Size müjde. Bizim devleti ömr-ü ebedîye mazhar eder.”1

Dipnot: 1-Münazarat, 24

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*