Mukaddes bir lezzet-i ruhaniye

Eski zamanlarda, İslâmiyet’in maddî manevî her şart ve zamanda -bütün hükümleri olmasa da kısm-ı azamının hükümferma olduğu zamanlarda- insanlar daha talihli, daha şanslı mı idiler acaba? Özellikle de dinî eğitimin gerçekleşmesi açısından büyük bir kolaylık ve imkân mevcut muydu?..

Evet hem zaman hem de çevre faktörleri açısından Kur’ân, iman, İslâmiyet noktalarından bir vecihle mü’minler, Müslümanlar şanslı sayılabilirler. Zamanımıza gelene kadar ilimler, fenler noktasından zamanda bir noksanlık, eksiklik ve terakkisizlik vardır. Bugün itibariyle ehl-i dalaletin, ehl-i tuğyanın, yoldan çıkmışların en büyük hücum ve saldırı kaynakları ve menbaları ise yanlış ve kasdî yorumladıkları ilimler ve fenlerden gelmektedir.

Eski zamanlarda inadî ve ısrarlı müdellel küfür had safada olmadığı için imanın telkin ve tebliği noktasından sadece kalbin iknası, ruhun ferahlaması bile kafi geliyordu. Zamanın terakki etmesindendir ki, bu zamanda sadece kalp ve ruh değil aklın da tam ikna edileceği bir tebliğ, irşad ve telkin gerekiyor.

İman ve irşad noktasında zamanımızın en büyük mürşidi ve tebliğ edicisi, asrın imamı ve en büyük âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin bu konudaki teşhisi ve tebliği ise: İmanın izah ve isbatı görevinde akıl ve kalp kolkoladır, iç içedir. Yeni, yepyeni bir tefsir ve izah tarikiyle, metoduyla akıl ve kalbin desteklediği ikisinin arasında bir yeni yoldur.

Bu yeni açılan yolda en mühim nokta, ihsan ve ikram edilen imanın taklitten tahkike çıkarılmasıdır. En ufak bir hücum ve çevre faktörüyle dahi sarsılan, zayıf düşen ve şübehata yenilen taklidi imanın, hem nefsi hem gayre bakan bütün cephelerinin mükemmelleştirilerek tahkike yüzünün çevrilmesidir.

Tahkikî imanın üç basamak ve üç gayret, himmet kapısıyla aynelyakin, ilmelyakin, hakkalyakin mertebe ve derecelerinde terakki ederek çıkılan mertebesi; marifetullah, muhabbetullah meyveleriyle misli ve benzeri olmayan bir faideyi, kazancı mü’min ve muvahhid ehl-i imana kazandırıyor. Bu kazanç aynı zamanda iman ve marifetullah’ın anlaşılmasındaki yeni açılan tefsir yolunun da bir bakıma izahı oluyor.

Bizlerin Rabbimiz’den kavlî ve halî olarak yapacağımız dualarımızda daima isteyeceğimiz taklidî imanımızın, tahkikî olmasıdır. Tahkikî imanın aynelyakin, ilmelyakin ve hakkalyakin mertebelerine yükselmesidir.

Aklın, kalbin, ruhun ve bütün latife-i Rabbaniye tabir edilen duygularımızın birlikte, beraber yürüyeceği marifetullah ve muhabbetullah yolunda; lezzet-i daimiye, huzur-u daimiye ulaşmak; mukaddes bir zevk-i ruhanîyi bütün varlığımızla hissetmek için daima herşeyimizle, bütün azalarımızla duada ve niyazda bulunabilmeliyiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*