Müslümanlar tek bir cemaattir

Kâzım Güleçyüz: “Aslında tek bir cemaat var. Peygamberimizin (asm.) riyasetinde dünya üzerinde sayısı bir buçuk milyar olarak ifade edilen bütün Müslümanlar o cemaatin mensupları.”

BÜTÜN MÜSLÜMANLAR TEK BİR CEMAATTİR

GAZETEMİZ Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz, Demokrat Eğitimciler Derneği′nin, Yeni Asya Vakfı Toplantı Salonu′nda düzenlediği  programda, “Cemaatler ve Bediüzzaman Modeli” konulu bir seminer verdi.  Seminerde, cemaatleşme ihtiyacı, cemaat-birey ve cemaat-devlet-siyaset ilişkileri üzerinde duran Güleçyüz, cemaatlere yönelik siyasallaştırma ve ticarîleştirme tuzaklarına dikkat çekti.

Konuşmasına, “Aslında tek bir cemaat vardır. Peygamber Efendimizin (asm) riyasetinde dünya üzerindeki sayısı bugün bir buçuk milyar olarak ifade edilen Müslümanlar o cemaatin mensuplarıdırlar. Bütün asırlarda yaşamış olan Müslümanlar da aynı cemaate mensupturlar.

CEMAATLEŞME İNSAN RUHUNUN İHTİYACI

Cemaatler tabirinin ifade ettiği mânâyı, aynı cemaatin içinde aynı inanç ve değerleri paylaşan insanların iş bölümü içerisinde dönemin ihtiyaçlarına göre, fıtrî bir şekilde oluşan hizmet grupları olarak ifade etmek gerekiyor” diyerek başlayan Güleçyüz, insanın cemaatleşme ihtiyacını Bediüzzaman′ın, “Öncelikle içtimaî hayatın temel taşı ve insan ruhunun zarurî bir ihtiyacıdır. Aile, kabile, millet, İslâmiyeti insaniyet dairelerinde en lüzumlu ve kuvvetli bir rabıtadır. Ve her insanın kâinata gördüğü ve tek başına mukabele edemediği medarı zarar ve hayret hallere, insanî ve İslâmî vazifelerin ifasına manî maddî ve manevî sebeplerin hücumlarına karşı bir nokta-i istinat ve medarı tesellidir” şeklinde açıkladığını ifade etti.

Bunun en yakın örneklerinden birinin Van-Erciş depreminde görüldüğünü belirten Güleçyüz, “Bütün Türkiye bir cemaat oldu adeta. Oradaki insanların yardımına koştu. Ve bu yardım seferberliği sadece ülkemize has kalmadı, bütün dünya aynı duyarlılığı gösterdi ” dedi.
Güleçyüz konuşmasına şöyle devam etti: “Diğer taraftan bilhassa ahir zamanda İslâmî vazifelerin ifasına maniler, engeller, baskı ve tahakkümler var. Buna karşı insanın tek başına mukabele etmesi zordur. Dolayısıyla bir cemaat dayanışması gerekir. Bediüzzaman ehl-i dalaletin cemaat halindeki taarruzuna karşı ancak cemaat şahs-ı manevîsiyle mukabele edilebileceğini ifade etmiştir. Yine Bediüzzaman bir mahkeme müdafaasında şöyle diyor: ′Biz bir cemaatiz, hedefimiz ve programımız evvelâ kendimizi, sonra milletimizi idam-ı ebedîden ve daimi haps-i münferitten kurtarmaktır. Ve vatandaşlarımızı anarşilikten ve serserilikten muhafaza etmektir. İki hayatımızı imhaya vesile olan zındıkaya karşı Risale-i Nur′un çelik gibi hakikatleriyle kendimizi muhafazadır.′ Biz bir cemaatiz ve hedeflerimiz bunlardır.”

“Cemaatleşme bölücülüktür” gibi iddiaların ortaya atıldığını belirten Güleçyüz, “Bütün Müslümanlar tek bir cemaattir. Diğer alt hizmet grupları o cemaati oluşturan ve her biri kendi alanında hizmetini yürüten oluşumlardır. Bu tariflerle ifade edilen beraberlikte ayrılıkçılığın zerresi yoktur. Yine Risale-i Nur′da ifade edilen şekliyle ′Öyle bir cemiyetimiz var ki, her asırda üç yüz elli milyon mensupları vardır. Her gün beş defa namazla o mukaddes cemiyetin prensiplerine kemal-i hürmetle alâkalarını ve hürmetlerini gösteriyorlar. Ve ′müminler ancak kardeştir′ mealindeki âyetin kutsî programıyla birbirlerinin yardımına duaları ve manevî kazançlarıyla koşuyorlar.′ Bizler “cemaat” dendiğinde, bunu anlıyoruz.

CEMAAT DOST İHTİYACINI KARŞILIYOR

Fanî dünyada dost ihtiyacını en güzel şekilde karşılayan kaynaklardan birinin cemaatler olduğuna vurgu yapan Kâzım Güleçyüz, “Bu birlikteliğin içerisinde maddî bir çıkar beklentisi yoktur. Tamamen samimane, ihlasla, uhrevî amaçlı olarak bir araya gelip bir dayanışma içerisine giriyorlar. Ve yine Bediüzzaman hapis dönemlerinde şöyle bir ifade kullanıyor. ′Şimdi bu acip dostsuz zamanda, samimi kırk elli dostunu birden bir iki ay görmek ve Allah için sohbet etmek ve hakiki bir teselli alıp vermek, elbette başımıza gelen bu meşakkatler ve zayiat-ı maliye ona karşı pek ucuz düşer ve ehemmiyeti kalmaz.′  Dostsuz zamanda dost ihtiyacını karşılamak ve Allah için sohbet ederek birbirine teselli vermek ihtiyacını cemaatler karşılamış oluyor. Meşhur bir söz vardır. ′Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, sıkıntılar da paylaşıldıkça azalır.′ İşte bu mânâ cemaat ortamında en güzel şekilde yaşanıyor” dedi.

Son zamanlarda cemaat yapılanmalarına, iç yapıyı tanımadıkları için ön yargı ve sathî değerlendirmelerle ′Cemaatler bireylere baskı yapıyor, birey kişiliğinin ve kimliğinin oluşması ve gelişmesine engel oluyor′ şeklinde yöneltilen eleştirileri Güleçyüz şöyle cevapladı: “Konuyla ilgili olarak Risale-i Nur′da adalet-i mahza prensibi anlatılırken şöyle deniyor: ′Cemaatin selâmeti için dahi fert feda edilmez.′ Yine başka bir prensip: ′Cenab-ı Hakk’ın nazar-ı merhametinde hak haktır. Küçüğüne büyüğüne ve azına çoğuna bakılmaz.′ Bu, işin hukukî boyutu. Diğer bir boyutunda ise Bediüzzaman ′Kimse demez ki ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor. Hatta benim sözümü de ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsat ediyorum. Öyleyse her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz′ diyor. Bütün cemaat mensupları bu sözlerin muhatabıdırlar. Burada Bediüzzaman muhatap olunacak bütün telkinler karşısında bu dikkat ve teyakkuzun gösterilmesi gerektiğine işaret ediyor. Ve yine bir soru üzerine ′Biz cahiliz nasıl anlayacağız? Sizin gibi ehl-i ilmi taklit ederiz′ deniyor. Cevaben ′Gerçi cahilsiniz, fakat akıllısınız, hangi birinizle üzümü paylaşsam zekaveti ile bana hile edebilir. Demek cehaletiniz özür değildir′ diyor. Günlük hayattan örneklerle söylüyor. Bu şuura sahip bireylerden oluşan cemaatlerde kimse kimseye tahakküm edemez. Ayrıca, imanın iki önemli neticesine işaret eden Bediüzzaman ′İmandan gelen şehamet ve cesaret insanı Allah′ın yarattığı hiçbir şeye boyun eğmeyecek bir şahsiyete sahip kılar. Ve yine imandan gelen şefkat, kimseye tahakküm etmeme ahlâkı kazandırır′ diyerek bir başka önemli gerçeğe daha işaret ediyor.”

Güleçyüz, “Şahs-ı manevî iradesinin teşekkülüne bütün bireylerin katkısı olmalıdır. İdeal cemaat yapısı budur ve böyle işlemesi gerekir” dedi.

Devlet ve cemaat ilişkisi konusuna da değinen Güleçyüz 12 Eylül döneminde başlayıp 28 Şubat′la devam eden süreçte cemaatlere yoğun baskılar yapılırken, bazılarıyla pazarlıklar yürütüldüğünü ve cemaatleri siyasallaştırma veya ticarîleştirme tuzaklarının kurulduğunu anlattı.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*