EURONUR ÖZEL

Mutlu olmanın mühim bir yolu

Ramazan Bayramı vesilesi ile ikinci torunuma bir hediye alıp göndermiştim. Hediye kendisine ulaştığında beni görüntülü olarak aradı. Hediyemi üzerine giymiş ve bana göstermek istiyordu. Tam olarak ihtiyacına da mutabık geldiği için son derece mutlu olmuştu. Telefonda bana teşekkür ederek dua ediyordu.

Torunumun böylesine sevinip mutlu olması elbette ki beni de çok mutlu etti. Bu güzel ve sevinçli manzara şöyle bir düşünceye vesile oldu ki, mutlu olmanın en mühim yollarından birisi de başka birini mutlu etmekten geçiyor.

Evet insan için çok mutluluk yolları mevcut.

İşte bu yollardan en mühimi başka birisini mutlu etmekten geçiyor. Ona bir hediye alarak, bir ihtiyacını gidererek, ona ikramda bulunarak, onun sevgisini ve acılarını paylaşarak, güzel bir söz söyleyerek… Hangi yolla olursa olsun onu mutlu ederek.

Bu insan için son derece önemli bir duygu.

Hele ki Ramazanın son günlerini yaşadığımız ve bayrama yaklaştığımız bu günlerde bu durum daha da önem kazanıyor. Bilhassa fıtır sadakası ve zekatların muhtaç ellere ulaştırılması, ihtiyaç sahiplerinin bir nebze olsa ihtiyaçlarının giderilmesi o insanları mutlu edecektir. Dolaysıyla veren el de son derece mutlu olacaktır.

Bu noktada Nurlarda geçen mühim bir hakikat zihnimize geldi:

Nasıl ki insandaki müspet duygular bir yönü ile ilahi isim ve sıfatlara işaret eder ve onları tanıtır ise, aynı şekilde “başkasını mutlu etme” hissi de doğrudan Cenab-ı Hakkın sehavet ve cömertiliğine işaret eder ve Kerim ismini bize tanıtır.

Bu husus Nurlarda şöyle geçer:

“Meselâ, nasıl ki sehâvetli, âlicenap, müşfik bir zât, güzel bir ziyafeti, gayet fakir ve aç ve muhtaç olanlara vermek için, seyahat eden güzel bir gemisine serer. Kendi de üstünde seyreder. O fukaranın minnettârâne tena’umları ve o aç olanların müteşekkirâne telezzüzleri ve o muhtaç olanların senâkârâne memnuniyetleri, ne derece o kerîm zâtı mesrur ve müferrah eder, ne kadar onun hoşuna gider, anlarsın.

İşte, küçücük bir sofranın hakikî mâliki olmayan ve bir tevziat memuru hükmünde olan bir insanın mesruriyeti böyle ise, cin ve insi ve hayvânâtı feza-yı âlem denizinde seyir ve seyahat ettiren ve bir sefine-i Rabbâniye olan koca zeminin üstüne bindirip, yüzünde hadsiz envâ-ı mat’umâtı câmi’ bir sofrayı serip, bütün zîhayatı küçük bir kahvaltı nev’inde o ziyafete davet etmekle beraber, gayet mükemmel ve bütün envâ-ı lezâizi câmi’, sermedî, ebedî bir dâr-ı bekâda Cennetleri, herbirisini birer sofra-i nimet ederek hadsiz lezâizi ve letâifi câmi’ bir tarzda, nihayetsiz bir zamanda, nihayetsiz muhtaç, nihayetsiz müştak, nihayetsiz ibâdına, hakikî yemek için ziyafet açan bir Rahmân-ı Rahîme ait ve tabirinde âciz olduğumuz maânî-i mukaddese-i muhabbeti ve netâic-i rahmeti kıyas edebilirsin.(Sözler, s.848)”

Demek ki kainatın sahibi olan Cenab-ı Hak kullarının ihtiyacını giderip onlar mutlu ve mesrur etmekle kendine has bir memnuniyeti ve mukaddes bir süruru oluyor. İşte insan da ilahi isim ve sıfatlara ayna olmak hasebiyle o ilahi hassanın küçük bir yansıması insanda da bulunuyor.

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu