İnsanın Varoluş Amacına Dair Temel Sorular
Bu suallere birçok yazarlarımız Risale-i Nur’lardan iktibas ederek insanın dünyaya geliş sebebini yazmışlar. Ben de aynı konuyu Risale-i Nur’dan iktibas ederek ifade-i kelâm etmek istedim. Şöyle ki:
“Necisin? Nereden geliyorsun? Ve Nereye gidiyorsun?” suallerinin “Bütün ukûlü hayret içinde meşgul etmesi” insanları arayış içine sevk etmiştir. Kimi güneşe, kimi putlara tapmışlar. Bu batıl ve yanlış düşüncelerin etkisi altında kalan insanoğlu peygamberlerin ve kitapların davetiyle hak yola bulmuşlar. “Necisin, nereden geliyorsun? Ve Nereye gidiyorsun?” En mükemmel cevap ise Kur’ân’ın irşadıyla ve Hazreti Muhammed (asm)’ın bildirilmesiyle anlaşılmıştır.
Bediüzzaman’ın Üç Temel Soruya Cevabı
Asrın müceddidi Bediüzzaman Said Nursî hazretleri, Hazreti Muhammed (asm)’e verasetten ve vekâleten bu üç sualin cevabını şöyle vermiştir:
“… Nereden geliyorsunuz? Nereye gidiyorsunuz? Bu dünyada işiniz nedir? Reisiniz kimdir?”
“Bu suale, beniâdem namına, emsali olan büyük peygamberler gibi, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, nev’-i beşere vekâleten karşısına çıkarak şöyle cevapta bulundu:
‘Ey hikmet! Bu gördüğün insanlar, Sultan-ı Ezelî’nin kudretiyle yokluk karanlıklarından ziyadar varlık âlemine çıkarılan mahlûklardır. Sultan-ı Ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş ve emanet-i kübrayı bize vermiştir. Biz haşir yoluyla saadet-i ebediyeye müteveccihen hareket etmekteyiz. Dünyadaki işimiz de o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle, re’s-ül malımız olan istidadlarımızı nemalandırmaktır.'” (İşârâtü’l-İ’caz, Fatiha Suresi Tefsiri)
Necisin? Nereden geliyorsun? Ve Nereye gidiyorsun?
Bu müthiş üç sualin cevabı Efendimiz (asm)’ın teşrifiyle bulunmuştur. Onun teşrifiyle küfür, zulüm ve bâtıl inançlar tarumar olmuş. Her ne kadar “batıl zail olmuş” ise, gene de bazı insanlar ruh ve hayallerini sefahat, eğlence ve malayani şeylere heba ediyorlar. İşte en bibaht ve sıkıntılı insanlar da bunlardır.
Dünya, imtihan dünyası olduğunu idrak edemeyenlerin başlarına bir musibet ve hastalık gelse hemen isyan etmeye başlarlar. Çünkü dünyaya geliş ve gidiş sebebini bilmediklerinden veya düşünmek istemediklerinden huzurları kaçıyor, dünyada iken adeta bir cehennem hayatı yaşıyorlar.
Geçmişte dünya sıkıntısı ile müptela birisine “sen sıkıntı içinde görünüyorsun, büyük ıstırap içinde hayatını zehirliyorsun” dedim. Bana: “Evet, ruhumda sıkıntı var, nefesim kesiliyor.” dedi. Evinden, köyünden, ailesinden hep kaçmak istiyordu, evine dönünce sıkıntı, ıstırap ve öfke gene başlardı. Demek ki, kimi dünya hadisatlarından mustarip oluyor, kimi de inanç zafiyetinden dertlere müptela oluyor.
İnsan nereden geldiğini, vazifesi ne olduğunu ve nereye gidişini düşündüğü zaman anlar ki, bu âlem başıboş değildir, tüm varlıklar kaderin bir planı ile devam ediyor. “Benim de plan ve projem o kaderin kaydına tabidir.” demeli.
Demek ki, dünyaya gelen ve dünyadan götüren biri vardır. Güneşe hareket veren, dünyayı ve sair gezegenleri döndüren, insanları da gezdiren O’dur.
Hülâsa: İnsan dünya imtihanı kazanmak üzere gönderildiği şuuruna varmak, hayatını doğru istikamet üzerinde devam ettirmek üzere gönderilen bir misafirdir. Misafir ev sahibinin emrine tabi olmalıdır. Vesselam…