Neocon’ların Selefî silâhı ve Almanya…

Bediüzzaman Hazretleri bundan tam yüz sene önce, Avrupa’nın gelip dayanacağı “çıkmaz sokağı” sebep ve delilleri ile haber vermişti.

Avrupa`nın hissesine “geçmişi!”, Asya’ya ise “istikbali” vermesi de bundandı. Fakat asla Avrupa’ya düşmanlık etmedi. Yalnız mütecaviz, dinsiz İkinci Avrupa’yı ayırarak, insaniyet düşmanlarına karşı başta Avrupalılar olmak üzere bütün insanlığı ittifaka çağırdı.

“Doğru İslâmiyet” sözünü de ilk olarak Üstad seslendirmiş. 1911 yılında Şam-ı Şerif Emevî Camii’nde irad ettiği tarihî hitabesinde: “Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti gösterirsek, bundan sonra onlardan (Avrupalılardan) fevc fevc dahil olacaklardır“ diyor. Yolun sonuna gelmiş Avrupa’nın “insanî fıtratı”aramakta olduğunu birçok eserinde ifade eden Bedîüzzaman, zamanımızın tefsirini yaparak yaşadıklarımızı haber veriyor.

DECCALİYET VE ALMANYA

Bütün Peygamberlerin ümmetlerine haber verdikleri dehşetli deccaliyetin Avrupa’nın kuzeyinden doğacağını hadis-i şeriflerden ve âyetlerin işarî manalarından çıkaran Bediüzzaman Hazretlerinin, tabiri caizse bir gözü hayatı boyunca Avrupa’yı taramıştır. Gençliğinden son dersine kadar… Oradaki hareketleri titizlikle takip ederken: “Şimalin pek uzun günlerinde (orucun) bir çare-i tahfifi ve tehiri yok mu? diye sormuşlar. Demek Avrupa’nın yalnız o küçük hükümetleri değil, belki siyaset manası verilmemek için kendini izhar etmeyen, eskide büyük ve dünyanın yüksek mevkiini tutmakla beraber, gayet dehşetli bir tarzda dünyanın fena ve faniliğini dehşetli tokatla o yüksek mertebelerin hiçe indiğini görmekle hakikî teselli, yalnız ve ancak hakaik-i Kur’âniyede bulmasıyla, o küçüklerle manen beraber tahmin edilebilir.” (Emirdağ Lâhikası 210).

Almanya’nın tarihî misyonunu haber vermeye devam eder. Şerir ve felsefenin toprağında “dinsizlik felsefesinden” doğan deccaliyetin hayat evrelerini bilenler, bahtiyar Alman milletinin başına gelmiş ve gelmekte olan bu musîbetin mahiyetini de bilirler. Yahudilikten Hıristiyanlığa toptan geçen Frankistlerin Prens Bismark’la mücadeleleri, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasındaki hadiseler Almanya’nın ayaklarına kurulmuş prangalar, Alman halkının tarihinden dolayı ödediği faturalar ve nihayet 11 Eylül’den sonra yine hedef tahtasına konulmuş Almanya… Coğrafyasının, tarihinin ve İsevîliğin bedeli kadar, stratejik misyon ve fonksiyonuyla da Almanya i İkinci Avrupa’nın veya dinsiz felsefesiyle dünyayı tahribe çalışan neoconların, neo liberallerin gözünde günahkârdır.

Önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, bu ülkenin Türkiye´ye benzer bir talihi de vardır. Onları “Antisemitizm” kanunuyla kelepçeleyenler, bizi de “Koruma Kanunuyla” bağlamışlar. O topraklardan çıkmış deccaliyetin kin ve öfkesi sel olup Almanlara doğru akarken, süfyaniyetin Hazreti Muhammed’e (asm) duyduğu intikam duygusu da bir başka sel olup Anadolu’yu tar u mar etti ve etmeye devam ediyor.

AVRUPA’DA MÜSLÜMANLAR HEDEFTE…

20. yüzyıl Avrupa’sının tıkanma noktasına gelmekte olduğunu Bediüzzaman’dan başkaları da deha ve istidraçlarıyla biliyorlardı. Dinsiz felsefenin şakirtleri Marks, Freud, Adurno ve diğerleri de hadiseye kendi açılarından hazırlanıyordu. İnsaniyet karşıtı, ihtilâlci ve ahlâkî değerlerin yerlerde sürüneceği bir Avrupa için Vladimir Lenin ve Leo Troçki gibi yüzlerce dehayı Kur’ân’a karşı cepheye sürmüşlerdi. Ancak Kur’ân’ı mağlûp edebilirlerse, arzuladıkları Avrupa’ya ulaşabileceklerine o kadar inanıyorlardı ki… Belki de Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına, Birinci ve İkinci Frankfurt Mekteplerine, Henry Kissinger gibi dahi Troçkist diplomatların Vietnam’dan Orta Amerika’ya uzanan coğrafyada sebep oldukları zulümlere bu açıdan bakmamız, yakın tarihi yeniden keşfetmemize imkân verecek.

Almanya’nın “dinsiz felsefenin şakirtlerine karşı duruşu”nu Bediüzzaman mütemadiyen tebrik ediyor. Yeniden inşasında daha çok Müslüman ve Hıristiyan kökenli insanları tercihi de sıradan bir hadise değildir. Bu hususta Türkiye ile yaptığı işbirlikleri… Ve milyonları bulan insanları Türkiye’den dâvet etmesi… Bütün bunlar, Almanya’nın “semavî dinler üzerinden barışa giden köprü” olduğunu bize fısıldamaz mı? Bu güzel haberi ahirzaman dinsizleri elbette bizden önce duyacaklardı. Avrupa’daki ve bilhassa Almanya’daki Müslümanlar üzerinden “deccaliyetin” Birinci Avrupa ve hakikî Almanlarla yaptığı mücadeleyi anlayabilmek için ; tarihi, medyada olup bitenleri, Alman siyasetinin ince çizgilerini aynı karede Risale-i Nur gözüyle okumak gerekiyor.

Müslümanlara otuz sene önce yabancı düşmanlığı, Humeyni, Salman Ruşdi, Cemalettin Kaplan, Teslime Nesrin üzerinden hücum edenler, bugün yine kendi icadları olan “Selefîler” üzerinden vurmak istiyorlar.

ulyabanileştirilmiş, insanî değerleri dışlamış ve toplumun tepkisine yol açmış yedi bin genci bu ülkede bir araya getirebilecek hiçbir sivil güç yoktur. 11 Eylül’ün son kalıntısı Angela Merkel ve yardımcılarının himaye kanatları altında organize edilen bu tiyatroya hakikî Almanların bizden daha tepkili olduklarını söyleyebiliriz.

İslâmiyetten habersiz, birkaç slogan ezberlemiş, maceraperest ve “Selefîlik” adına Müslümanlığı bu kıt’ada “yaşanmaz” bir din olarak anlatmakla vazifeli bu binlerceyi organize edenleri, finanse edenleri ve ellerine yol haritası verenleri, herkesten önce Bavyera İçişleri Bakanı biliyordur. Eğer detaylarını neocon siyasetçiler bildirmemişse, mutlaka Angela’nın çevresinden bilenler çıkacaktır. Doğru İslâmiyetle zerre kadar alâkaları olmayan terörize edilmiş gençlerin, Türkiye Kemalistlerinin bilgisi, müsaadesi ve hatta desteği olmadan Musul’a ulaşmalarının mümkün olmadığını da, araştırmacılar internet ve blog yazılarında ifade ediyorlar.

Yani bildiğiniz üzere Kemalistlerle dinsiz Avrupa’nın veya neoconların ittifakları devam ediyor. 12 Eylül’ün başının oynadığı Cemalettin Kaplan tiyatrosunu bilmeyenler, mutlaka öğrenmelidirler. Oyunlar aynı, taraflar aynı, hedef aynı; yalnızca bazı sahneler ve figüranlar değişiyor, o kadar…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*