Niçin yazdın?

Yeni Foça’nın hemen sahilindeki bir kafede ikinci buluşmamızı yaptık.

Sahilde hem de denize girilen kısmında, bir kafeyi teklif etmişti. Biraz tedirgindim ama mevsimin kış olması sebebiyle denize girenlerin olmaması, görüşmeyi burada yapmamıza müsait bir zemin teşkil etti. Masaya otururken bu rahatsızlığımı dile getirdiğimde hemen başka bir yere gidebileceğimizi ifade etti ama havanın soğuk olması, burada sohbet edebileceğimize fırsat verdi, deyince rahatladı.

Kader Risalesi Mütalâası’nın genişletilmiş ikinci baskı çalışmasını da masanın üzerine koydum, birinci baskıyı ve geçen haftalarda kendisiyle ilk tanışmamızı konu edinen hatıralık yazımızın köşemizde yayınlandığı Yeni Asya’yı da kendisine verdim, sevinçle teşekkür etti.

İlk tanışmamızda konu kader olduğu gibi bu görüşmemizde de oldu. O soruyor biz de hemen ana kaynak olan Kader Risalesi’ndeki cümlelerle ve o ifadelere yapılan mütalâalarımızla cevab veriyoruz. Arka arkaya gelen suallere verilen cevapların ikna ve tatmin edici olması onu daha derinlere sevk etti. Mesleğinin erbabı olduğunu isbat eden ve hiç beklemediğim bir sual ile bizi muhatap eyledi.

Önce kibarca bu sual için izin istedi ve ardından cevap verip vermemekte serbest olduğumuzu ifade ederek suali sordu:

-Bu kitabın elli yılınızı aldığını ifade ediyorsunuz. Sizi elli yıllık bir araştırma ve gayrete sevk eden çok önemli bir sebep olmalı. Geçmişinizde unutamadığınız, içinize sindiremediğiniz, belki de sizi rahatsız eden bir şey olmalı ki koca bir ömrü buna sarf etmişiniz. Sizce bir mahzuru yoksa bunu öğrenmek isterim, deyiverdi bir çırpıda.

Hayatının tam ortasında, idealinin en zirve heyecanını yaşayan, danışanlarına bir kardeş nazarıyla yaklaşan, onlarla hemdert olan, işinin ehli uzman psikolog Mehmet Bey, bu sorusuyla haklı idi, galiba!

Başımı önüme eğdim, sonra kaldırdım, denizin dalgalarında bir müddet gezindim, olmadı ufuktaki tepeye çıktım, oradan Ege’nin engin dalgalarıyla bütün mazimi taradım. Lise yıllarımda Hasanoğlan Öğretmen Okulunda 1970’lerin başında Risale-i Nur’u tanımıştım. O yıllarda hamdolsun elimiz kalem tutardı. Kompozisyon yazılılarındaki ifadelerimiz sebebiyle hocamızla acılı hatıralar geçti hayalimden. Sonrasındaki tahsil hayatımız, ticarî hayatımız ve günümüze hızla geliverdim. Nazarımı topladım, nefesimi tazeledim ve gözlerine bakarak şunları ifade ettim:

-Böylesi bir sualle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Geçmişimi düşündüm ama rahatsız eden bir hatırayı hatırlayamadım, doğrusu. Elimiz kalem tuttuğundan bu yana kalem dünyasında iki hedefimiz vardı; biri, mesleğim kuyumculukla ilgili bir kitap hazırlamak, diğeri de iman esaslarının hepsini kucaklayacak bir başka eser hazırlamak idi. Rabbime hamdolsun ki bu ikisini de lütfetti. Bu sualin için de çok teşekkür ederim, dedim.

Kader ile meşguliyet, eşya ve hâdisenin kimyasını tahlil etmeye benzer. Yağan yağmur damlasının fizikî merhalelerinin incelenmesi eşyanın zahiriyle meşgul eder. O damlanın teşekkülünde kabul edilen bir noktasından itibaren vesile olduğu kimyevî hâdiselerin, kaderî cereyanların idrak ve tefekkürü, insanın eşya ve hâdiseye olan nazarını daha bir küllîleştiriyor ve âlemi kucaklayarak her şeyin arka cephesine nazarı dolaştırıp, oralarda hikmet meyvesi, tefekkür incileriyle meşguliyet benim dükkândakilerden daha kıymetlidir.

Telefonum çaldı, hanımım Sultanım arıyordu ki görüşmemizi nihayete erdirip, sonraki görüşme için bahçemize dâvet edip ayrıldığımızda ikimiz de huzurlu idik.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*