Nur Talebelerinde sadâkat, sebat ve metanet

“Bediüzzaman’ın, Risâle-i Nur dâvâsında öyle bir itminanı, öyle bir sıdk ve sadâkati, öyle bir sebat ve metaneti, öyle bir ihlâsı vardır ki, din düşmanlarının o kadar şiddetli zulüm ve istibdadları, o kadar hücum ve tazyikatları ve bunlarla beraber maddî yokluklar içinde bulunması, dâvâsından vazgeçirememiş ve küçük bir tereddüd dahi ika’ edememiştir.”1

Evet, Bediüzzaman’ın o zor şartlar altındaki sadâkat, sebat ve metaneti sonucu, dâvâsında muvaffak olmuş ve arkasında binlerce Nur Talebesi bırakmıştır. Nur Talebeleri de Bediüzzaman Hazretleri’nde gördüğü ve ondan ders aldığı sadâkat, sebat ve metaneti kendilerine şiar edinmiş olup, bu dâvâyı sahiplenmişlerdir.

Şimdi, Nur Talebelerinin çok önemli ve olmazsa olmaz bu üç şiarı üzerinde durmaya çalışalım.

1- Sadâkat: Sadâkatin lûgat mânâsı “Dostluk. Bir kimseye Allah için kalpten bağlılık, kalbî ve samimî doğrulukla olan dostluk. Dostlukta sebat, vefadarlık, sıdk sahibi olma”dır. Sadâkat deyince akla ilk önce sahabeler gelir. Hepsi birer sadâkat timsalidir. Tıpkı sahabeler gibi, Saff-ı evvel Nur Talebeleri de sadâkat timsalidirler. Hepsi bu hizmet uğruna canları pahasına mücadele etmiş ve Üstadlarına sâdık olmuşlardır. Fakat Üstad Hazretleri’nin, “Ben Zübeyir’imi kâinata değişmem” veya “seksen evliyaya değişmem” gibi çok büyük takdirine ve iltifatına mazhar olan Zübeyir Gündüzalp’in sadâkati bambaşkadır.

Abdullah Yeğin Ağabey hatıralarında “Birgün Üstad, Zübeyir Ağabeye ‘Git Stalin’i öldür’ demiş. Zübeyir Ağabey hakikaten çıkmış, Rusya’ya gidecek olmuş. Sonra ‘Çağırın şunu gelsin’ demiş. Çağırmışlar, geri gelmiş. Yani bir taş gibi ‘Üstad beni nereye koyarsa ben orada kalırım’ diyor. Üstad’a çok bağlıydı.” diye bahsederek Zübeyir Ağabeyin Bediüzzaman Hazretleri’ne ne kadar sadık olduğunu anlatırmış. Kısaca Nur mesleğinde sadâkat demek, Bediüzzaman Hazretleri ve onun te’lif ettiği, asrımızın idrakine sunduğu Kur’ân’ın bir nev’i i’cazı olan Risâle-i Nur’un meslek ve meşrebini kabullenerek yaşamaktır.

2- Sebat: Lûgatte “Yerinden oynamamak, dayanmak. Kararlı olmak. Sözde durmak, ahde vefa etmek. İman ve İslâmiyet’e hizmette, Allah’a ibâdet ve taatte sabit olmak. Bir meslekte, meşrû bir kanaatte veya bir fikirde kararlı bulunmak. Sağlamlık göstermek.” gibi mânâlara gelmektedir. Bu vasıflar Mü’minin özellikle de Risâle-i Nur Talebelerinin iç dünyasını yansıtan vasıflardır. Dâhili ve haricî düşmanlarının baskılarına, hücumlarına maruz kalan Nur Talebeleri eğer güçlü bir iradeye, azme ve kuvvetli bir îmana sahip olmazsa her an sarsılabilir, sahip olduğu meslek ve meşrebinin çizgisinden çıkabilir ve sapabilir. Bu yüzden Nur Şakirdleri, düşmanlarına özellikle de dâhildeki düşmanlarına karşı her daim teyakkuz içerisinde olmalıdırlar.

Üstad Hazretleri “Düşman hariçte olsa, insan silâhsız o düşmanla geçinebilir. Fakat düşman kal’a içine girse ve gizlense, o vakit o düşmana karşı silâhlanmak, zırh giymek ve gayet dikkat etmek, hem pek ciddî sebat etmek lâzımdır. Tâ ki hayat-ı ebedîyesini hafî darbelerden kurtarabilsin.”2 buyurmaktadır. Buradaki zırh ve silâh, namaz ve takvadır. Kur’ân’ın zincirini muhkem tutup, O’nun sözüne kulak veren ve Risâle-i Nurdaki hakikatleri anlamaya ve yaşamaya çalışan Nur Şakirdleri, gösterdikleri sebatla düşmanlarından mahfuz kalacaktır inşallah.

Metanet: “Sağlamlık, kavilik, metinlik, dayanıklılık. Sebat, gayret” gibi mânâlara gelmektedir. Lâhika mektuplarında, birçok yerde “nihayetsiz bir metanet taşımak lâzımdır” diyen Üstad Hazretleri, metanetin üzerinde önemle durmuştur. Ayrıca Üstad’ın, talebelerine yazmış olduğu bazı mektuplarda “Sizin sebat ve metanetiniz, masonların ve münafıkların bütün plânlarını akim bırakıyor”3 demesi de metanetin ne derece önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü her yönden hücuma maruz kalan ve enva-i çeşit desiselerin, her türlü tuzak ve hilenin istimal edildiği bir zamanda nihayetsiz bir metanet taşınmazsa bu muarızların planlarını akim bırakmak zorlaşır.

Elhâsıl: Risâle-i Nur Şakirdlerinin öyle bir sıdk ve sadâkati, öyle bir sebat ve metaneti, öyle bir ihlâsı vardır ki din düşmanlarının o kadar şiddetli zulüm ve istibdadları, o kadar hücum ve tazyikatları onları dâvâlarından vazgeçirtememiştir.

“Risâle-i Nur Şakirdlerindeki bu cehd ve kuvvetin, bu feragat ve fedakârlığın ve bu derece sebat ve sadâkatin sebebi nedir diye bir sual sorulursa, bu sualin cevabı muhakkak ki şu olacaktır: Risâle-i Nur’daki cerh edilmez yüksek hakikatler, îman hizmetinin yalnız ve yalnız rıza-yı İlâhî için yapılması ve Bediüzzaman Hazretleri’nin a’zamî ihlâsıdır.”4

Said Yüksekdağ

Dipnotlar:
1) Sözler, Said Nursî, s. 1231, Yeni Asya, 2013.
2) Nur’un İlk Kapısı, Said Nursî, s. 143, Envar Neşriyat.
3) Şuâlar, Said Nursî, s. 488, Yeni Asya, 2013.
4) Tarihçe-i Hayat, Said Nursî, s. 261, Yeni Asya, 2013.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*