Nur Talebelerinin sorumlulukları

Risâle-i Nur’ları doğru okumak, doğru anlamak, doğru yansıtmak; müntesipleri için önemli bir vecibe olsa gerek. Oradaki prensip ve düsturları, hak ve hakikatları olduğu gibi fehmetmek, onlara elden geldiğince âyine olmak her talebenin titizlikle dikkate alması lüzumlu bir husustur. Daha da önemlisi, Bediüzzaman’ın cihanşümul, ulvî dâvâsına gölge olmamak…

Yanlış anlaşılmalara, sû-i zanlara sebep olacak söz, hal ve davranışlara meydan vermemek… O şerefli dâvâya bir zarar, bir nakîse getirmekten kaçınmak… Bütün bunlar her talebenin, her hâdimin üzerinde dikkatle ve titizlikle durması gerekli olan hususlar…

Elbette kolay değil… Bediüzzaman gibi bir dâhînin, onun gibi bir müçtehidin fikir ve düşüncelerini anlamak, anlatmak, yaşamak kolay olmayabilir… O yüce dâvânın derinliklerini fehmetmek, o okyanuslar genişliğindeki ilme vâkıf olmak elbette bir çırpıda olacak iş değil. Hüve hüvesine anlayıp, hayata geçirmek her insanın üstesinden gelip becerebileceği bir iş olmayabilir elbette…

Ama zor da olsa, meşakkatli de olsa; yanlış basmamak için, yanlış mânâlar yüklememek için, sû-i zanlara kapı aralamamak için doğru okuyup, doğru anlamak ve doğru göstermek her talebenin boynunun borcu olmalı.

Boynunun borcu olmalı diyorum; çünkü bir ihsan-ı İlâhî olarak hâdimlerinin omuzlarına konulan bu emaneti yere düşürmeden, ona bir nakîse getirmeden taşımak ve onu sâlimen emin ellere teslim ve tevdî etmek, bir önemli vecibedir, bir önemli sorumluluktur.

Allah korusun, bu değerli emaneti sahiplenmemek, onu gereğince koruyamamak, ona muhtemel zarar ve ziyanların gelmesine sebep olmak, hiçbir hadimin göze alacağı, kabulleneceği bir hâl değildir. Çünkü bunun mânevî mesuliyeti ve uhrevî bedeli ağırdır.

Hulusi Ağabey; “Bazan eserlerdeki bir tek harfi değiştirmek, bana bir büyük günah gibi geliyor” diyor. Şu ince anlayış, şu sorumluluk duygusuna bakınız. Zübeyir Ağabey; “Ben taş gibiyim, o vurur, ben yuvarlanırım” diyor. Bediüzzaman’ın saff-ı evvel talebelerinin hemen hepsi böyle idi. Bediüzzaman’ın ifadesiyle o “sadık, muhlis, fedakâr, sebatkâr, kahraman” talebeler sayesinde, o değerli emanet zayi edilmeden, zarar verilmeden günümüze kadar geldi ve bize tevdî edildi.

Bu değerli emaneti her daim korumak, muhafaza etmek de hadimlerine düşüyor. Onu korumanın en doğru, en etkili yolu da, eserleri doğru okuyup, doğru anlamak ve doğru hayata geçirmekle yani yaşamakla mümkün. Altı bin sayfalık külliyâtın hepsine muhatap olmak, hepsini okumak ve bir bütün olarak Bediüzzaman’ın fikir ve düşüncelerini anlamaya çalışmak… Müellif-i muhteremin vermek istediği mesajları, ortaya koyduğu prensip ve düsturları anlamak ve bütün bunları hayata geçirmenin gayretinde olmak… Evet bütün bunları elden geldiğince yerine getirmek, müntesipleri açısında önemli bir vecibe ve sorumluluk.

Ayrıca Üstad’ın; “Risâletü’n-Nur’un kitapları birbirine tercih edilmez. Herbirinin kendi makamında riyaseti var” tesbitini göz önünde bulundurarak Nur Külliyatı’nın hepsini önemsemek, hepsini okumak, hepsindeki derin hakikatları anlayıp hayata geçirmek de Nur Talebeleri için vazgeçilmez bir sorumluluk olsa gerek. Durum böyle olunca, altı bin sayfalık külliyatın önemli bir kısmını teşkil eden Bediüzzaman’ın içtimâî, siyâsî tesbitlerinin ve Nur mesleğinin esaslarının yer aldığı bölümleri okuyup anlamanın önemi, kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor.

Nur Talebelerinin dışındaki sâir mü’minler, bir ilim hazinesi olan Risâle-i Nur’dan beğendikleri kitapları, bölümleri tercih edip, okuyup onlardan elbette faydalanırlar. Velâkin; Bediüzzaman’a, Risâle-i Nur’a talebe olmaya tâlip olanların, Nur Külliyatı’nın hepsine birden muhatap olup, oradaki fikir ve düşünceleri anlayıp, doğru bir şekilde yaşantılarına geçirip, olduğu gibi yansıtmanın gayretinde olmaları gerekir diye düşünüyorum.

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*