Nurculukta Yeni Döneme Doğru – 13

RİSALE-İ NUR HİZMETLERİNDE FITRATA DÖNÜŞ

Risale-i Nur hizmetlerinde öze dönüş veya fıtrata muvafık hareketi yazabilmek için, konularımızı alakadar eden bir çok ön bilgiyi, açıklayıcı manalarıyla birlikte vermemiz gerekirdi: Fıtratın tarifi, Kur’an’ın bu zamandaki hakiki tefsiri olarak Risale-i Nur ile fıtratın izdüşümleri, yarı ümmice şu hakikatlere mazhar olmuş Said Nursi’nin; hayatının, yazdığı eserlerinin ve mücahedesinin tarihçeleri… Daha bir çok tabirin, hakikatin veya hadisenin ihata ettiği alanlardan da bahsetmemiz gerekirdi. Bunun ise, şu çerçevede takdimimizin mümkün olmadığını  biliyoruz. Okuyucularımız; hem üzerinde çalıştığımız  metinleri tekamül, hem yanlışlarımızı tashih ve hem de yanlış anlaşılabilinecek noktaları tasrih manasında bize yardım için müracaat ederlerse, hayra girmiş olurlar.

Fıtrata dönüş kelimesinin yanlış anlaşılmaması çerçevesinde; Bediüzzaman’ın Darü’l-Bekaa’ya irtihalinden sonraki hizmetlerin tarihçesini yakın mesafeden taakip etmemiz gerekebilir. Nur Cemaatinin tesanüdüne zarar verecek hadiseleri, olayların kahramanlarını ve şevk kıracak unsurları bir tarafa bırakarak; icmaa ile ortaya konulmuş çalışmaları ve şura ile tesbit edilmiş çizgileri medar-ı bahs etmemiz hem ilmi kaidelere muvafık olur ve hem de bununla istikbaldeki hizmet kahramanlarına, duygulardan uzak hakikatli duruşlarla yardımcı olmuş oluruz.

Bediüzzaman eserlerinde; kâinat insan münasebetini, Kur’an-ı Kerim ile kâinat  bütünlüğünü ve bu çerçevede yaratılış ve fıtratı en realist, hakikatli ve anlaşılır biçimde izah etmiştir. İnsan fıtratını terennüm eden ve ihtiyaçlarına cevap veren Kur’an’ın zamanımızdaki kerametli tefsirinin de fıtratın bir bestesi olduğunu, yüz seneyi aşkındır bütün müfessirler tasdik ede geliyorlar. Bizim aşağıda ele alacağımız mevzu, insanlığın zamanımızda ve gelecek zamanlardaki imani ve sosyal problemlerine reçete sunan Risale-i Nur’un, kendisinden ziyade ihtiyaç sahiplerine takdim metoduna karşı, zıt cereyanların yaptıkları tahriplerden haber vermek ve bilebildiğimiz kadar; yanlışların karşılarına „Nurlardan“ doğruları yazmaya çalışmaktır.

Denilebilir ki; üslup ve metodoloji olarak bu eserler, başlı başına ortaya bir „hizmet tarzı“ koyuyorlar. Fakat bu ilmi eserlerden istifadeye çalışan her ferdin; fıtri hizmet biçimini, irşad şeklini ve metodolojisini çıkaramadıkları da, bilimsel bir vakıa… Metodoloji sıralamasında eserleri müteakiben devreye; Said Nursi’nin hayatı ve mücahede tarzının gireceğini, akıl kendiliğinden kabul ediyor. Mücahedesindeki üslubu ve yaşantısıyla eserlerini tasdik eden Bediüzzaman’nın hayatı ve hayatının yansımaları olan „lahika mektupları“, Risale-i Nur Mesleğinin hem istikametini, hem yolunu ve hem de yol ve yolcunun maruz kalabileceği tehlikeleri ve tedbirleri ihtiva ediyorlar.

Üstadın vefatından sonra, şahs-ı manevinin toparlanması öncesindeki kısacık fetret devrini bilenler, Üstadımızın talebelerinin pek çoğunun çevrelerine „fıtri renk ve ahenklerini“ dağıtarak, zahiren onlarca-yirmilerce hizmet tarzı ve metodunun görünmelerine bilmeden vesile olmuşlardır. Bu gerçeği gören ve hayatını Said Nursi’nin hayatında eriten hizmetkârı Zübeyir Gündüzalp’in „kitap merkezli ve şuraya dayalı“ hareketini, bütün nurcular az çok tahmin edebiliyorlar. Tüm renkleri „Risale-i Nur ve Said Nursi’de birlemek“ üzere Hizmet metodolojisini alakadar eden bahisleri „Hizmet Rehberi“ ismi altında toplayarak Said Nursi’nin talebelerini Külliyatın etrafında toparlama ve farklılıkları burada giderme teşebbüsü, kanaatimizce bu mesleğin ta kıyamete kadar yanlışlardan korunmasının bir nevi sinyali olmuştur.

Zübeyir Ağabey’in  kendisinin içinde eridiği bir birliğin içinde “başkası ben varım“ diyecek değildi. Zira dava nurları anlama ve yaşama olunca, bu eser külliyatını bilmeden, şûrada her hangi bir meseleye itiraz mümkün olmayacaktı. Zübeyir Ağabey’in seslendirdiği  Risale-i Nur’un çağrısına gelen bütün ağabeylerin  o mecliste; bana göre, fikrimce, kanaatimce, benim düşüncem, yaklaşımım, telakkilerim, tasavvurlarım veya bize göre gibi sübjektif bakışlardan tamamen kurtulduklarına inanıyorum. Çünkü ortada yalnızca „Risale-i Nur“ vardır ve her kes oraya bağlanarak düşüncesini ve rengini belirtecektir. Kur’an’ın ahir zamandaki en büyük tefsiri olan Risale-i Nur’da eriyen Üstadı gibi, Zübeyir de pratiğiyle Risale-i Nur karşısında yok oluvermiştir.  Bilaistisna Bediüzzaman’a gönül vermiş tüm ağabey talebelerinin, Said Nursi’nin vefatından tam üç sene sonra Zübeyir Abi‘nin „Hizmet Rehberi“ çerçevesindeki çağrısına „belii!…“ demelerindeki sır burada gizlidir.

Zübeyir Gündüzalp’in; evvela Risale-i Nur’dan  farklı veya Said Nursi’nin hayat ve mücahedesinden ayrı hiç bir noktayı hayatına ve çalışmalarına almadığını biliyoruz. Bu çalışma (Hizmet Rehberi); Risale-i Nur külliyatını ve Bediüzzaman’ın tarihçe-i hayatını ihata ettiği gibi, kendisinden sonraki talebelerinin temsil ettiği tüm misyonları da ihata ediyor. Hizmet metodolojisinin merkezine; ferd veya cemaat yerine kitap oturunca, başarının ilk şartı kitapta olanı ihataya çalışmaktı. Hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyede koşmak isteyenlere günde en az yirmi sayfa Risaleyi  Nur Talebelerine tavsiye eden Zübeyir Ağabey‘in devam ettirdiği Hizmet şeklini anlayabilmemiz için; söz konusu kitap şartı ile beraber „şeri meşveret” gibi diğer şartları da yerine getirmek lazımdı. Rızkı veya temel ihtiyaçları için harcadığı zamanların dışındaki bütün  ömürlerini Zübeyrîce geçirenlere, Risale-i Nur’un haricindeki bir prensibi veya hayat tarzını Nur talebelerine kabul ettirmek mümkün mü? Veya onları farklı bir kulvara sürüklemek, Said Nursi’nin kabul etmeyeceği tarzlara razı etmek, Hadis-i Şeriflerde haber verilen Ahir zamandaki zararlı şahsiyetlerle onları dost yapmak hiç bir zaman söz konusu olmadı ve inşaallah olmayacaktır.

Önceki yazılarımızda, müşahhas  hadiselerle hikâyelerini anlatmaya çalıştığımız geçmiş zamanların muhasebe ve murakabesi çerçevesinde, yapılan-bizce- yanlışların zamanımızdaki doğrularla  nasıl yer değiştireceğini anlamamızın ve anlatmamızın yolu da, elbetteki Risale-i Nurları usülünce yoğun okumalardan ve cemaat halinde doğru anlamalardan geçiyor. Hizmet Rehberi kitapçığının bu yolda aynı zamanda bir „usul kitabı“ da olduğunu kabul ettiğimizde, okumaların yoğunluğuyla paralel olarak „fıtrata dönüş“ yolunun açıldığını da müşahede ediyoruz. Risale-i Nur Külliyatından aldığımız bilgilerin „muvaffakiyetli hizmete“ dönüşmesi için gereken diğer hususların da „Nur Talebeliğinin” olmazsa olmaz şartı olduğunu nazarda tutarak, gelecek yazılarımızda bu konuya devam edeceğiz, inşaallah.

Benzer konuda makaleler:

4 Comments

  1. “Kitap merkezli şura” sözcüklerinin açılımını yapacak yazınızı bekleyelim. Bunca tahribattan sonra tamiratın kolayca olmayacağı aşikar. Allah kaleminize kuvvet versin.

  2. Fıtrata dönüş, fıtrı hizmet yani ihlasla ve yaşam pratiğinin her anı ile İslamiyeti yaşamak ve tatbik etmek…

  3. Hizmet rehberinin önemini çok güzel ifade etmişsiniz, Zübeyir abinin üzerinde neden çok durduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Demek ki bu ayrılmalar kopmalar hatalar hizmet rehberini esas almamaktan kaynaklanıyor. Dolayısıyla fıtrata uygun olmayan sözüm ona hizmetler yapılmaya çalışılıyor maalesef.

  4. Öze dönüşün yolunu ve yolcunun halini güzelce anlatmışsınız ağabey. Teşekkürler.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*