Nurlar ile yolculuk

İlk kelime ile başladık. ”Bismillah her hayrın başıdır.”

Hep onu virdi zeban ettik.
Her derdimize derman olan Nurlar ile hem hâl olduk.Kederlerimize merhem oldu.
Ümitsizliğe düştüğümüz anda ümidimiz oldu.
Sevincimize sevinç oldu.
Ufkumuzu saran belirsizlikler içinde o bize ümit oldu.
Her yeni dünyaya gelen kardeşlerimize ve yavrularımıza yol gösterdi.
Hasta olduğumuzda “Hastalar Risalesi”ne el uzattık.
Hayatımızın mânâ ve önemini onda bulduk.
Saçlarımıza ak düştüğü an “İhtiyarlar Risâlesi” ile teselli bulduk.
Her on beş günde bir “İhlas Risalesi”ne koştuk.
Öldükten sonra dirileceğimize dair şüpheler kafamızı karıştırdığında “Haşir Risalesi”ni doya doya okuduk.
Yeryüzü kitabına her nazar gezdirdiğimizde Mesnevî’yi okuduk.
Zalimlerin satranç oyunlarını bozmak için lâhikalara müracaat ettik.
Tesanüdümüzü bozmak istediklerinde “Hücumat-ı Sitte”yi mütalâa ettik.
Karakollarda Müdafaalar’dan aldığımız örnekler ile hukukumuzu müdafaa ettik.
Mahkemelerde hakikati haykırırken, kahraman Zübeyir Gündüzalp’i örnek aldık.

Bir yakınımız veya annemiz, babamız veya kardeşimiz ya da yavrumuz vefat ettiğinde Yirminci Mektub ve Çocuk Taziyenamesi’nde teselli aradık.

Her vefasızlıkta Nurlar ile müteselli olduk.

Dünya ziynetinden bıkıp, fani lezzetlerden usandığımızda “Ey nefsim!” diye geçen mısralara koştuk.

Tarihçe-i Hayat’ta Üstadın hayat hikâyesini okuyunca insanlığımızdan utandık.

Şefkat ve merhameti,
Feragat ve fedakârlığı,
Azimet ve kahramanlığı,
İktisat ve bereketi,
Musîbetlere karşı metaneti Nurlardan öğrendik.
Okudukça ufkumuz açıldı.
Sonra bu ufuk açışı çevremize tesir etti.
Hayatımız değişti.
Zararlı alışkanlıklarımızdan bir bir uzaklaştık.
Eşimiz ile muhabbetimizi Hanımlar Risalesi’nden okuduk.
Gençliğimizi “Gençlik Rehberi”ni okuyarak yaşadık.
“Divan-ı Harb-i Örfî”yi okuyunca mertliğin kaynağının iman olduğunu anladık.
“Hutbe-i Şamiye”yi Şam ilinde okuyunca daha iyi anladık.
Okudukça acizliğimizi ve fakirliğimizi anladık.
Sonra ifadelerimizi,
Sonra kıyafetimizi,
Daha sonra ise çevremizi değiştirdik.
Toptan bir bakımdan geçtik.
Lâhika mektuplarında bizlerle konuşan ifadelere rastladık.
Kardeşlerimizi aziz bildik.
Sevmeyi ve sevilmeyi, insanlar arasındaki muhabbet ve uhuvveti öğrendik.
“Otuz Üçüncü Pencere”den bakarak güzellikleri yakaladık.
“Lemaat”taki derinliği,
“İşârâtü’l-İ’câz”daki yüksek belâgatı,
Muhakemat’taki mükemmel muhakemeyi,
“Sikke-i Tasdik-i Gaybî”deki ince sırları,
“Mektubat”taki mektupları,
“Lem’alar”daki lem’aları,
“Şuâlar”daki şuâları,
“Sözler”deki sözleri,
“Eski Said“ dönemindeki hayat maceralarını,
En dehşetli zata karşı hakikatleri haykırışını,
Sabrını ve metanetini,
Çektiği çile ve ıztırapları,
Hapishanelerde kendisine yapılan bed muameleleri…
Bir bir hayalimizden geçti bu manzaralar.
Onu sevenler,
Ona kara sevdalı olanlar…
Yetiştirdiği mümtaz talebeleri…
Nurlar ile yolculuk böyle başlamıştı.
“Bil ey kardeşim!” hitabı,
“Sizlere hitap ediyorum!” nidaları,
“Bilirsiniz ve biliniz!” hatırlatmaları…
Zerre kadar taviz vermeyen haletini…
İşte bu haller Nur Talebelerinin hayat hikâyesi olmuştu.

“Aziz kardeşlerim, siz kat’î biliniz ki, Risale-i Nur ve şakirtlerinin meşgul oldukları vazife, ru-yi zemindeki bütün muazzam mesailden daha büyüktür” demişti.

Ve bunu Nur Talebeleri kendisine hedef ettiler.
Bu yolun adeta kara sevdalısı oldular.
Bir çığ halinde dalga dalga yayıldı bu halka.
Tıpkı denize atılan bir taş gibi ilk halkadan son halkaya kadar.
Dost dedi, talebe dedi, kardeş dedi, sahipler dedi, varisler dedi, haslar dedi, hasların hasları dedi…

İstediğiniz kategoriyi seçebilirsiniz.
Adına “şahs-ı manevî” dedi.
Bir adı ise; ”şirket-i manevî” idi.
Şartı sadakat ve metanet oldu.
Nurlar ile yolculuk uzun bir yoldur.
Kıyamete kadar uzanan bir yoldur.
Bu yola muhabbeti olanlar bile hissesini alacaktır.

Biri dünyada, biri ahirette, biri doğuda, diğeri batıda, başkası güneyde, diğeri kuzeyde olsa da bu birliktelik devam edecektir.

Bu ihlâsı kıranın hâli, gayet yüksek bir yerden düşen bir insanın durumu gibidir.
Bu yola kanaat ve itimat gerektir.
İşte size nurlu yolculuk.
Bu yol öyle bir yol ki;
Cennet gibi güzel,
Güneş gibi parlak
Ve saadet-i ebediye gibi şirindir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*