EURONUR ÖZEL

“Nuşirevan’dan daha adilim”

Adalet mülkün temelidir

Özel Makale / Nuşirevan

Dünya adalet tarihine ismini altın harflerle yazdıran büyük sahabi, ikinci halife Hz. Ömer (r.a.) zamanında yaşanmış bir olayı özetleyerek nakledeceğiz. Her kesime ve herkese örnek olacak bir ibretlik hadise.

Hz. Ömer (r.a.) döneminde, Şam valisi Sa’d b. Ebi Vakkas (ra) bir camiyi genişletmek ister. Çevresindeki arazi sahiplerini bulur ve herkesin arazisini makul bir bedel karşılığı satın alıp kamulaştırır. Cami yapılacak bölgede bir Yahudi’nin de arazisi var. Yahudi arazisini satmak istemez. O arazi alınmazsa yer istenilen şekle gelmeyecektir. Vali Yahudi’nin arazisini değerinden daha fazla parayı vererek istimlak eder. Yahudi ise vermek istemez. Ancak valiye de engel olacak gücü yoktur. Durumu komşusu olan bir Müslümana anlatır. Müslüman vatandaş da kendisine, Medine’ye gitmesini, derdini halife Hz. Ömer’e (ra) anlatmasını ister. Hz. Ömer (ra), son derece adildir, elbette seni dinler, der.

Yahudi, bir yolunu bulup Medine’ye gelerek durumunu halifeye anlatmak ister. Yorucu bir yolculuktan sonra Medine’ye ulaşır. Halifeyi sorar. Vatandaşlar bir hurma ağacının gölgesinde dinlenen halifeyi gösterirler.

İlk intibaı olumlu olmaz. Herkesin huzurunda titrediği, adaletin keskin kılıcı, Hz. Ömer’i (r.a.) saraylarda oturan, şatafatlı elbiseler giyen, etrafında bir yığın korumaları olan biri olarak hayal ederken, onu gayet sade yaşayan, halkın içinde, korumaları olmayan normal bir insan olarak bulması ona bu intibaı verir. Kendi kendine ümitsizliğe düşmekle birlikte, Şam’dan uzana uzana Medine’ye kadar gelmiş, derdini anlatmadan gitmesinin doğru olmayacağını düşünür. Şansını bir denemek ister. Şam valisini halifeye şikâyet eder.

Hz. Ömer (r.a.) Yahudi’yi dinledikten sonra bir kemik parçasının üstüne, “Bilesin ki, ben Nuşirevan’dan daha az adil değilim.” yazar ve Yahudi’ye vererek, bunu valiye vermesini ister. Yahudi’nin ümidi büsbütün kırılır. Yazıyı da yanına alarak geri Şam’a döner. Sonucu merak ettiği için bir yolunu bulur ve halifenin kendisine verdiği yazıyı valiye verir. Halifenin size mesajıdır der.

Yazıyı gören valide bir telaş başlar. Rengi sararır. Uzun müddet başını yerden kaldıramaz. Sonra endişe içinde, başını kaldırıp şöyle der; arsanız size geri verilmiştir. Ne istersen yapacağım yalnız hakkını helal edeceksin der. Yahudi olup bitene bir anlam veremez. Ancak gördüğü de bir gerçek. Esasen arsasının değerinden fazlasını da almıştır. Valiye, bir şartla sana hakkımı helal ederim. Bu telaşının sebebini anlatırsan hakkımı helal ederim der.

Vali, o kemik parçasında yazılı olan cümlenin ne anlama geldiğini açıklamaya başlar.

Kral Nuşirevan

Biz, cahiliye döneminde, ben ve Hz. Ömer’in (r.a.) içinde bulunduğu bir kervanla İran’a ticaret için gitmiştik. Bir gurup insan, bizim iki yüz kadar devemizi gasp ettiler. Kalabalık oldukları için bir şey de yapamadık. Elimizde para da kalmamıştı. Üzgün bir şekilde, geceleyeceğimiz bir eski han bulduk. Hanın sahibine de sıkıntımızı anlattık. Adam iyi biriydi. Bize yardım etti. Biz de sabahleyin kralın huzuruna çıkıp durumu anlattık. Şikayetimizi bir mütercim krala tercüme etti. Kral Nuşirevan dikkatle dinledikten sonra her birimize birer kese altın verdi ve olayı inceleteceğini söyledi. Bize de, memleketinize dönün, dedi. Biz tekrar Han’a döndük. Ama doğrusu sonuçtan çok da memnun olmamıştık. Hancı sonucu öğrenince son derece üzüldü ve burada bir hata var, dedi. Gelin beraberce gidelim, ben size tercümanlık yapayım, teklifinde bulundu. Biz de gittik. Huzura çıktık.

Hancı durumu Nuşirevan’a anlattı. Develerimize el koyan kişilerin kıyafetini, halini, olayın geçtiği yeri anlattı. Dikkat ettik, Nuşirevan’ın yüzü sapsarı kesildi.

Bir gün önceki mütercimi çağırttı. Ona sorular sordu. Sonra ayağa kalktı, her birimize 2 şer kese altın verdi, akşama kadar develeriniz gelecek, develeri alın ve sabahleyin burayı terk edin dedi. Ama giderken biriniz doğu kapısından, diğeriniz de batı kapısından çıkın, talimatını verdi. Bizler de bir şey anlamadan huzurundan çıktık.

Akşamleyin 200 devemiz kapıya geldi.

Ertesi gün ben doğu kapısından çıktım. Kapının çıkışında iki kişinin darağacına asılı olduğunu gördüm. Halk toplanmış seyrediyordu. Bunlar kim ve ne için idam edilmişler diye sordum. Dediler ki, bunlardan biri Nuşirevan’ın büyük oğlu diğeri de veziridir. Bunlar, buraya gelen iki Arap’ı soymuşlar. Ceza olarak Nuşirevan ikisini de asarak idam etmiştir. Nuşirevan kendi öz oğlunu ve vezirini idam etmişti.

Hz. Ömer’in çıktığı kapıda ise bizim şikayetlerimizi yanlış tercüme ederek, kralın oğlunu korumaya çalışan kişinin asılı olduğunu gördük.

İdam gerekçelerinde şöyle yazıyordu: “Memleketimizdeki ahalinin ve diğer memleketlerden gelip ticaretle meşgul olanların can, mal ve ırzını korumak kanunumuzun gereği ve boynumuzun borcu olduğu halde Nuşirevan’ın büyük oğlu ve veliahdı Mirza Hürmüzan, memleketimizde ticaret yapmakta olan Arapların iki yüz devesini gasp ile ülkenin asayişini bozduğu için görenlere ibret olsun diye asılmıştır.”

Hz. Ömer’in (r.a.) valiye hatırlattığı, valiyi telaşlandıran bu hikâye idi.

Ali Sarıkaya

Adana'nın Saimbeyli İlçesi Çeralan Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve Liseyi Konya İHL de okudu. 1976 da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünden mezun oldu. Milli Eğitimin çeşitli okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Osmaniye'de yaşamaktadır. Osmaniye'de yerel… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu