Ömür biter, hayat devam eder

Image

Yazının başlığı bir kamyon yazısını andırıyor olabilir ama varsın olsun. Bazen kamyon yazılarına gözüm takılır da kamyoncuların sadece yük taşımadıklarını, aynı zamanda hikmet ve hakikat neşreden yazılar da taşıdıklarını görürüm. “Ömür biter, yol bitmez” sözü de bana, ölümden sonra da hayatın devam ettiğini, hayat yolculuğunun kabir kapısında sona ermediğini hatırlattır.

Her ne kadar “Ölümden öte yol gitmez, mezardan öte sal gitmez” denilse de, Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadesi, ölümden öteye yol gittiğini göstermektedir: “İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.” (Mesnevî-i Nuriye, s. 353) Demek ki mezardan öteye sal gitmese de yol gitmektedir. Yani dünya için verilen ömrümüz bitmiş olsa da, hayatımız devam etmektedir.

İşte burada “Ömür nedir, hayat nedir?” sualleri karşımıza çıkmaktadır. Ehl-i gaflet ve dalâlet için ikisi de aynı anlama gelmektedir. İnsanın ömrü bitince, hayatı da sona erer. Ama insanın fıtratı bunu kabul etmek istemez. Hayatının ebedî olmasını arzu eder. Hatta bu dünyanın fâni, ölümün de muhakkak olduğunu bildiği halde hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılır. Çünkü fıtratında ebedî yaşamak isteği vardır. İnsana ebedî hayat duygusunu veren Cenâb-ı Hak, bu duyguyu boşuna vermemiştir. Zira “Vermeyi istemese istemeyi vermezdi.” Öyleyse ölümden sonra ebedî hayat yolculuğu başlayacaktır.

İnsan bir yolculuğa çıkarken, gideceği yerin uzaklığına ve orada geçireceği sürenin uzunluğuna göre hazırlık yapar. Günü birlik gidip döneceği kısa bir yolculuk için çok fazla erzak almaya ve bavulları doldurmaya gerek yoktur. Ama uzun bir yolculuğa ve uzak bir menzile gidiyorsa, çok fazla erzak ve iâşeye ihtiyacı olacaktır.

Dünya ile ahiret yolculuğunu kıyasladığımız zaman da, dünya yolculuğunun bir gün kadar kısa olduğunu anlarız. Çünkü dünya hayatında “yolun sonu” görünmektedir. İnsan ne zaman dünya telâşından başını kaldırıp ileriye baksa, önünde kabir kapısını görecektir. Görünen köyün uzağı olmayacağından, kabir kapısı da görünen köy kadar insana yakındır. Ama ahiret yolculuğunu düşünecek olsa, kabirden sonra berzah, ondan sonra haşir, daha sonra mahşer, mizan, sırat ve oradan da ebedî kalacağı menzile doğru yolculuk devam edecektir. İnsan ömür sermayesinden gideceği mesafeye göre pay ayıracak olsa, günlük yirmi dört saatlik sermayenin belki bir saatinin bile dünya hayatı için fazla olduğunu görecektir. Ama insan gafletinden ve cehaletinden dolayı neredeyse bütün sermayesini bu kısacık dünya için harcamakta, çok uzun olan ebed yolculuğu için ise bir hazırlık yapmadan kabir kapısına kadar gelmektedir. Yine Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi, ”Her iki hayatın levâzımatı Mâlikü’l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levâzımatı cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı dünyeviyeye sarfediyor. Halbuki o levâzımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarfetmek gerektir.”

Ömür, dünya ve ahiret hayatında ihtiyaç duyulan erzak ve iâşelerin tedarik edilmesi için insana verilen bir sermayedir. Ömür sermayesini nefsin eline değil de, aklın ve kalbin eline verenler, dünya ve ahirete ait her türlü ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilirler. Hiçbir sıkıntıya düşmeden, zahmet ve meşakkat çekmeden yollarına devam ederler. Öyle güzel ve kârlı bir alış veriş yaparlar ki, çok az olan ömür sermayesi ile ebedî bir saadeti kazanabilirler. Yani insana verilen ömür ne kadar kısa olursa olsun, veriliş gayesine uygun olarak sarf edilirse, çok uzun bir hayata yetecek erzak ve iâşe için kâfî gelecektir.

Ömür sermayesi nefsin eline verilirse, hem dünyada, hem ahirette insanın başına çok belâlar açılacaktır. Zira nefis hem sefil, hem müsriftir. Eline geçen sermayeyi sefalet yolunda sarf eder. Çok önemli ve ebedî ihtiyaçlar dururken, fâni ve faydasız şeylere harcar. Alış veriş yaparken, sadece dünya hayatını düşünür. Bütün sermayesini fâni olan bu dünya için sarf eder. Kabir kapısına geldiği zaman önünde daha çok uzun bir yol olduğunu anlar. Fakat artık sermayesi bitmiş, iş işten geçmiştir. “Ne olurdu biraz daha ömrüm olsaydı da, onunla ahiret yolcuğu için hazırlık yapsaydım” diyerek pişmanlığını dile getirir ama, son pişmanlık fayda etmeyecektir.

 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*