Onun (asm) hayatından öğreneceğimiz çok şey var

-Kutlu Doğum Haftası bid’atlardan uzak olmalı-

Bu yıl Peygamberimizi (asm) anmak değil, anlamak programları dikkat çekti. Diyanet’in öncülük yaptığı “Kutlu Doğum Haftası”nda “kardeşlik” konusuna öncelik verildiği söylenebilir. Programların bazılarını medyadan takip ettim. Eskilerine göre büyük ilerleme olduğunu belirtmeliyim.

Ankara’da büyük bir salonda yapılan programa katıldım. Salon iki saat önce dolmuş, oturacak yer kalmamıştı. Çok masraflı, ama zayıf bir organizasyondu. Dinleyicilere “Kardeşlik Yazıları” ve “Hz. Peygamber (asm) ve Kardeşlik Hukuku” adında kitaplar ile güller hediye edildi.

“Kardeşlik Yazıları”nda hayatta olmayan Said Nursî’den Nazım Hikmet’e kadar kırk ismin yazılarına yer verilmişti. Takdim yazısında, “Onlara bu toplumun mensupları olarak minnettarız. Her birini ayrı ayrı rahmetle anıyoruz. (…) Bu topluma kim ilim, irfan ve hikmet öğrettiyse, bu topluma kim rehber olup yol yordam gösterdiyse ve bu toplumun kardeşlik mayasına kim alın teri akıttıysa Allah onlardan razı olsun ve bu geleneğin devamı ilelebet sürüp gitsin.” sözlerine yer verilmişti.

Güvenlik görevlileri adeta birer yasakçı (!) gibi çalışıyorlardı. Bazı insanlar izdihamı görünce geri döndüler. Programın başlama saati beklenirken bazıları sıkıntıdan salonu terk ettiler. Uzun bir boşluktan sonra program saygı duruşuyla başladı. “Saygı duruşunun kutlu doğumla ne ilgisi var?” diye düşündüm. Programda resmî zevat olunca böyle mi oluyor? Arkasından Kur’ân-ı Kerim okundu. Konuşmalara geçildi. D.İ.B.’nın gül dağıtımıyla program sona erdi.

Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) hayatına baktığımızda onun Allah’tan aldığı vahyi insanlara ilettiğini ve hayatına uyguladığını görüyoruz. Bir bakıma Resulullah’ın (asm) hayatı, İslam’ın ortaya koymuş olduğu değerler sisteminin uygulanmasından ibarettir. Bu konuda şu âyetleri hatırlayalım:

“Onları apaçık mu’cizeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’ân’ı indirdik.” (Nahl Suresi, 44)

“Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resûl gönderdik.” (Bakara Suresi, 151)

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” (Haşr Suresi, 7)

Burada önümüze Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) sünnet-i seniyyesi çıkmaktadır. Yani Resulullah’ın (asm) fiilleri, sözleri, davranışları…

Resul-i Ekrem (a.s.m.)’in ümmetini nasıl düşündüğüne de bir bakalım:

“Ey insanlar! Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Tevbe Sûresi,128)

Resulullah’ın hayatında ümitsizlik yoktur. Kendisine hiçbir kimse inanmasa, tabi olmasa, hatta arkalarını dönüp kaçsalar bile Allah’a tevekkül edecektir. Bu konuda Allah’ın emri şöyledir:

“Ey Peygamber, eğer insanlar senden yüz çevirirse, sen, de ki: ‘Allah bana yeter. Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ben O’na tevekkül ettim. Yüce arşın Rabbi de O’dur.” (Tevbe Sûresi,129)

Yukarıdaki ayetin işarî mânâsı da şudur: “Ey insan ve ey insanın reisi ve mürşidi! Eğer bütün mevcudat seni bırakıp fenâ yolunda ademe giderse, eğer zîhayatlar senden müfarakat edip ölüm yolunda koşarsa, eğer insanlar seni terk edip mezaristana girerse, eğer ehl-i gaflet ve dalâlet seni dinlemeyip zulümata düşerse, merak etme. De ki: Cenâb-ı Hak bana kâfidir. Madem O var, her şey var. Ve o halde, o gidenler ademe gitmediler. Onun başka memleketine gidiyorlar. Ve onların bedeline o Arş-ı Azîm sahibi, nihayetsiz cünud ve askerinden, başkalarını gönderir. Ve mezaristana girenler mahvolmadılar; başka âleme gidiyorlar. Onların bedeline başka vazifedarları gönderir. Ve dalâlete düşenlere bedel, tarîk-i hakkı takip edecek mutî kullarını gönderebilir. Madem öyledir; O her şeye bedeldir, bütün eşya bir tek teveccühüne bedel olamaz.” (Lem’alar, s. 177-178)

Allah’ı sevmenin yolu O’nun habibine uymaktan geçmektedir. Bu da yine şu ayetle emredilmektedir:
“Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (Al-i İmrân Sûresi, 31)

Allah’a muhabbetle Resulullah’a muhabbet arasında doğru orantı vardır. Allah’ı seven Resul-i Ekrem (a.s.m.)’i sevecektir. Resul-i Ekrem (a.s.m) şöyle ferman etmiş:

“Fesâd-ı ümmetim zamanında kim benim sünnetime temessük etse, yüz şehidin ecrini, sevabını kazanabilir.” (Lem’alar, s. 174)

Peygamber Efendimizin sünnetlerinin her birisi insanlığa birer model hükmüne geçmeye lâyıktır. Onun hayatı bir “bahr-i umman”dır. İnsanlığın ona (asm) ihtiyacı hiç eksilmemiştir.

Mekke hayatı, Müslümanların gündeminden hiç düşmemiş, hatta hep birinci sırada kalmıştır. Müslümanların özellikle muhacirlerin Mekke’ye dönüşü bir fetih havasında gerçekleşmiştir. Bu konu Kur’ân-ı Kerim’de özel olarak “Fetih” suresiyle tescillenmiştir.

Asr-ı Saadete, Arap yarımadasına gidelim! Hayalen dahi olsa onu (asm) vazife başında görüp ziyâret edelim. Acaba ne yapıyor?

Dünyaya gelen her insanın cevaplandırması gereken “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” sorularına muknî, makbul cevap veriyor. Onun neşrettiği nur ile, bu dünya, şevk ve cezbe içinde bir zikirhâneye dönüştü. O ecnebî, düşman varlıkları, birer dost ve kardeş şekline girdi. O, ağlayıcı ve şikâyet edici, kimsesiz yetimler, birer tesbih içinde zâkir veya vazife paydosundan şâkir sûretine girdi.
Hem o nur ile; kâinattaki hareketler, değişiklikler, mânâsızlıktan ve tesadüf oyuncaklığından çıkıp, birer Rabbâni mektuplar, birer tekvinî sahifeler, birer esmâ-i İlâhiye cilveleri ve âlem dahi birer hikmet-i Samedâniye kitâbları mertebesine çıktılar.

“Demek, o nur olmazsa, kâinat da, insan da, hattâ herşey dahi hiçe iner. Evet, elbette böyle bedî bir kâinatta, böyle bir zât lâzımdır; yoksa kâinat ve eflâk olmamalıdır.” (Sözler, s. 372-373)

Olayları bu günkü şartlarda düşünsek bile ne kadar zor olduğunu anlarız. Hâlbuki o günün şartları çok daha zordu. Resul-i Ekrem (a.s.m.)’ın hayatından (sünnet-i seniyye) öğreneceğimiz çok şey var.

Bid’atlardan uzak nice kutlu doğum haftaları olması dileklerimle…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*