Ağaçlar ve Orman: Sessiz Dostlarımız
Ağaçlar, ortalama yaşı 70 olan günümüz insanlarından daha uzun süre yaşarlar. Bir ağacın yetişmesi yıllar sürer. Ağaçların bizlere nasıl bir dost olduğunu bilmeyen yoktur. Bahçemizin, mahallemizin, köyümüzün, kasabamızın, şehrimizin, yurdumuzun ve dünyamızın vazgeçilmez hayat neşesi ve süsü ağaçlardır.
Ağacı olmayan bir hayat alanı, çorak çöller gibi yaşanmaz yerlerdir. Ağaç insanlar için büyük bir nimettir. Bu nimetin değeri diğer nimetlerde olduğu gibi ancak yokluğunda anlaşılır.
Ağaç ile arkadaşlığımız doğduğumuzda başlar, öldüğümüzde de devam eder. Beşiğimiz ağaçtan, kabrimize konulan tahtalar ağaçtandır.
Evimiz, evimiz içinde kullandığımız eşyalarımız, kaşığımız, tabağımız, kovamız, iskemlemiz, yatağımız velhasıl hayatımızın her köşesi ağaç ürünleri ile doludur.
İnsan hayatı ile bu kadar iç içe olan ağacı sevmeyen acaba insan olabilir mi? Kesin olarak diyebiliriz ki ancak insanlık seciyelerini kaybettikten sonra ağaç düşmanlığı yapılabilir. Yoksa etrafımızı kuşatan ve dili olmayan bu sessiz dost nasıl ateşe verilebilir? Bunu yapanın insanlık defterinden kaydı silinmiştir.
Ağaçları yakıp ya da kökünden söküp yerine beton dökme kararı verenler büyük bir gaflet içindedirler. Dünyamızın ağacı olmayan birçok alanı vardır. Buralara istedikleri kadar beton dökebilirler. İstedikleri binayı yapabilirler. Ancak ağaç yerine beton, akla ziyan bir tercihtir. Tam tersine ağacı olmayan alanları ağaçlandırmak için elimizden gelen her çabayı göstermemiz gerekir.
Birçok belediyeler çorak arazileri imara açmak suretiyle buralarda hem düzgün yapılaşmalar sağlamışlar hem de o çorak arazilerin yeşillenip canlanmasına vesile olmuşlardır. Bu örnek bir uygulamadır.
Sultan Fatih “yaş kesenin başını keserim” diyerek hükmünü vermiştir. Bu hüküm kıyamete kadar geçerli bir hükümdür.
Orman Yangınları: Sadece Ağaçlar Değil, Milyonlarca Can Yanıyor
Ormanlarımız ise hayat kaynağımız olduğu gibi vücudumuzdaki akciğerlerimizdir. Ormanların yanması ise insan hayatının sona ermesi anlamına gelir. Yetişmesi yüzyıllar alan ormanlarımızın bir iki gün içinde yanıp kül olması ne kadar hazin bir durumdur. Akıl ve vicdanları derinden sızlatan dehşetli bir haldir.
Ağaçlarımız zaten “can”dır; yanarak ölmesini seyretmek, bir insanın yanarak ölmesini seyretmek gibidir. Ya ormanlarımız içindeki diğer canlılar! Binlerce, milyonlarca hayvan orman yangını ile bunlar da yanıp kül oluyorlar. Buna hangi insanın vicdanı tahammül edebilir?
Karıncalar, kelebekler, arılar ve bunlar gibi küçük canlılardan kaç milyar tanesi telef oluyor, hiç düşündük mü? Ormanı mesken edinen daha nice hayvanlar yangınlarda meskenlerini kaybediyorlar. Kendileri gibi yavruları da hayata gözlerini yumuyorlar.
Yanan sadece ağaçlar değil, ağaçların içinde hayatını idame eden milyonlarca can yanıyor. Bunların hakkı, hayatı söz konusu.
Bir Topkapı Sarayı’nın avlusunda bir ağacı karıncalar basar ve ağacı içten içe çürütürler. Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman onlarca karıncanın canını yakmamak için bu hususta ne yapılması gerektiğini sormak üzere Şeyhülislam Ebussuud Efendi’ye sorar. Bunun üzerine Ebussuud Efendi o meşhur cevabını verir:
“Dırahta ger ziyan etse karınca
Günâhı var mıdır ânı kırınca?”
(Eğer karınca ağaca zarar veriyor, onu kurutuyorsa, karıncayı yok etmenin bir günahı var mıdır?)
Ebussuud Efendi, zamanın şeyhülislâmıdır. Kanuni’ye hoş görünmek için, “karıncanın ölmesinden ne olur padişahım” diyebilirdi, fakat o, ince bir nükteyle bakın ne diyor, bu da sanatkâr bir padişaha sıradan bir cevap değildir:
“Yarın Hakk’ın dîvânına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca.”
Son söz: Kasten orman yangını çıkaranlar; insan ismine layık olmadıkları gibi dünya ve ahirette en ağır ceza ile cezalandırılmayı hak etmişlerdir.
İhmal ile orman yangınına sebep olanlar; ölene kadar gözyaşı döksünler. Belki pişmanlıkları telef ettikleri onca canın haklarını ödemeye kâfi gelir.
Orman yangınını hafife alıp söndürmek için her türlü imkânı seferber etmeyenler, uçak, helikopter ve arazöz, itfaiye aracı gibi yangın söndürme araçlarını almayanlar; Japonya’ya gidip “harakiri” neden yapıyorlar onu bari öğrensinler.