Örtülü tarihimiz

Bundan yüz doksan yıl önceki tarihimizi, bundan doksan yıl önceki yakın tarihimizden çok daha iyi biliyoruz.
Zira, yakın tarihimizde yaşanmış birçok konu var ki, birer tabu niteliğinde duruyor.
Bu konuların üzerine gitmek, mayın tarlasında yürümekten daha riskli, daha tehlikeli.
Yaşanmış vak’aları doğru dürüst bilmemek bir yana, birçok konu var ki düpedüz yalan ve kasdî saptırmalarla öğretilmeye çalışılmış.

Bunu adına “resmî tarih” deniliyor.
Bir de “gerçek tarih”imiz var ki, insanlarımızın çoğu, bunu merak edip öğrenmek istiyor.
Bu meraklı insanlara, resmiyetin dışına çıkarak, alternatif öğrenme metoduyla yardımcı olabilirsiniz.

Meselâ, canlı şahitler bularak, resmiyetle örtüşmeyen kaynak eserleri araştırarak, veya yabancı ülkelerde bulunan bilgi ve belgelere dayanarak…

İşte, pek yakında gündemi sarsacak gibi görünen “Hür Adam” filminde tercih edilen metot da budur.Said Nursî hakkında değişik kanallardan araştırma yapan bu filmin yapımcı ve senaristleri, kendilerince gerçeğe en yakın bilgileri derleyip toplayarak çalışmalarını tamamlamışlardır.

Ne var ki, Said Nursî’yi anlatan Hür Adam filmi daha vizyona girmeden, resmî cenahta ve bu cenahın oksijen çadırında nefes alanlar, pek şiddetli bir reaksiyon göstererek, resmî tarihi hatırlatma cihetine gittiler.
Sanki resmî tarih, yakın tarihimizin gerçeğini yansıtıyor…
Buna kim inanır?
Sanki resmî tarih, yakın tarihimizde olup biten herşeyi bugünün nesline örtüsüz, filtresiz, doğru dürüst şekilde yansıtıyor…

Buna kim kanaat getirir?
Vasiyetine rağmen, daha Lâtife Hanımın Hatıraları yayınlanamıyor.
Daha İstiklâl Mahkelerinin belgeleri yayınlanamıyor. Aksine saklanmaya devam ediliyor.
Bunlar bir yana, daha Millî Mücadele kahramanlardan Kâzım Karabekir’in Günlükleri bile serbestçe yayınlanamıyor.
İki cilt halinde basılan bu Günlükleri alıp 1927–31 yıllarına ait notlara baktık ki, yerinde yeller esiyor.
Keza, 1932–38 yılları da öyle…
Öğreniyoruz  ki, Karabekir’in evine defalarca baskın yapılmış, evrakları alıp götürülmüş, çoğu da imha edilmiş…
Demek, gizli bir el, karanlık bir odak var ki, yakın tarihimizin hakkıyla aydınlatılmasını istemiyor. Buna bir şekilde engel oluyor.

Tıpkı, 1914–19 yıllarına aid Kafkas Cephesindeki olaylara ve Ermeni mezalimine dair belgelerde, sırf “Bediüzzaman” ismi geçiyor diye baskı safhasında yapılan sansürleme gibi… (Bkz: TC Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın Nu: 49, Sayfa: 126–128, Ankara 2001) 

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*