Osmanlı taraftarlığı

Osmanlı’yı seviyorum. İslâm’ın bayraktarlığını yapan şanlı ecdadımın miras bıraktığı, muhteşem bir imparatorluğun bakiyesi olan bu topraklar üzerinde yaşadığım için de şükrediyorum. Her gün Edirnekapı Vezneciler hattında, Suriçi’nde bu ihtişamı doya doya kokluyorum.

Bu millet de benzer hislerle Osmanlı’yı sever, ona hürmet besler, ona karşı yapılmış saygısızlığı da kendine yapılmış addeder. Bu karşılıksız sevgide şüphesiz resmî tarih politikalarının da büyük rolü vardır. Osmanlı’yı yok sayan Cumhuriyet elitisti bu milleti tarihinden koparmak ve soğutmak gibi büyük bir gafletin içine düşmüştü. Osmanlı hep kötülendi, aşağılandı, gözümüze batan ihtişamlı bir medeniyet görmezden gelindi. Tarihe sırtını dönme, milleti özünden koparma gayretleri, yanlışıyla doğrusuyla, eksiğiyle gediğiyle Osmanlıya sahip çıkma refleksini de beraberinde getirmiştir.
Son günlerde Osmanlı defterinin tekrar açılmasına vesile olan ‘Muhteşem Yüzyıl’ adlı dizi tartışılmaya devam ediyor. Ömrü at sırtında geçmiş Kanunî gibi kahraman bir padişahın özel hayatından yola çıkarak koca bir imparatorluğun merkezini zevk ve safa âlemlerinin odağı gibi gösterme çabaları pek çok kesimin tepkisini çekiverdi. Bu yazıda tepkilerin kaynağını oluşturan harem ile ilgili kısımları, bunların doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışacak değilim. Bu konuda tarafsız tarihçilerin araştırmalarına ve İslâm hukukunun hükümlerine bakmak yeterli olacaktır. Benim dikkat çekmek istediğim husus, yer yer fanatizme varan 2010 Osmanlıcılığına dair yaklaşımlarımızın nasıl olması gerektiği ile ilgilidir.
Risâle-i Nur okurlarının mutlaka dikkatini çekmiştir. Risâle-i Nurlarda Osmanlı’nın ölçüsüz taltif edildiği, her yönüyle model olarak sunulduğu satırlara rastlayamazsınız. Bediüzzaman’ın asırlarca üç kıt’ada hâkim kalan, adaletiyle nam salan, muhteşem bir medeniyetin mimarlığını yapan Osmanlı’yı değil de, her fırsatta Asr-ı Saadet’i önermesi, bir devlet modelinden ziyade Kur’ân medeniyetinin prensiplerini ön plana çıkarması son derece önemlidir.

Şunu kabullenmek gerekir ki, Osmanlı gibi koca bir imparatorluğun çöküşü yalnızca dış etkenlerle açıklanamaz. Zaman içinde aşındırılmaya başlanan İslâmî gelenek, Fuzuli’nin Kanuni’ye yazdığı “Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar” diyerek işaret ettiği bozulmalar, her alanda yaşanan yozlaşmalar, son dönemlere geldikçe içi boşaltılan bir dindarlık ve ahlâk anlayışı, Bediüzzaman’ın da eserlerinde değindiği gerileme sebepleriyle birlikte koca bir imparatorluğun başını yemiştir.

Bugün her şeyle yüzleşebilme imkânına sahip olarak tarafsız kalabilmeyi ve hakperest davranmayı başarabilmeliyiz. Osmanlı’yı sevmek ve yüceltmek; yanlışlarını görmemek, hatalarını sorgulamamak anlamına gelmemelidir. İçimizi acıtacak, canımızı sıkacak öyle sorular vardır ki… Meselâ, ‘Bizans Sistemi’ olarak bilinen ve İslâm dünyasında da fitnelerin başlangıcını teşkil eden saltanat sistemini ve uğrunda girişilen mücadeleleri; Hz. Peygamber’in tavsiye buyurduğu Hz. Ali, Hasan ve Hüseyin gibi sahabelerin uğrunda canını verdikleri “seçimle iş başına” gelme hakikatinin neresine oturtabilirsiniz? Şehzade Mustafa gibi yiğitlerin, masum bebeklerin “siyaten katl” hükmüyle yok edilmelerini Kur’ân’ın en mühim hakikatlerinden biri olan ‘adalet-i mahza’ prensibinin neresine koyabilirsiniz? Tarihte ‘Vaka-i Hayriye’ olarak bilinen Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması ile ilgili toplu kıyımları hangi adalet anlayışı ile bağdaştırabilirsiniz? Osmanlı’nın can çekiştiği anlarda borç paralarla yapılan Dolmabahçe gibi sarayları, kasırları ve köşkleri, israfat içindeki debdebe ve şamatayı hangi dindarlık anlayışıyla açıklayabilirsiniz? Bugün de sıkıntılarımızın temelini oluşturan “Devlet-ebed müddet” anlayışından doğan hak ihlâllerini, yapılan zulümleri bir mü’min olarak tevil edebilir misiniz? Böyle bir uğraşın içinde olmak yerine sevabıyla günahıyla tarihimizle tanışmak, Kur’ânî prensipler ışığında meseleleri değerlendirmek, hakkın hatırını da yedirmeden fikir beyan etmek daha gerçekçi ve doğru olacaktır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*