Perdeyi yırtmamak

Hayatın pek çok hali, perde altında cereyan etmektedir.

Görünen yüzü, belki de bir aysbergin su üzerindeki kısmından çok daha azdır. İnsanın iç âlemi, dış âleminden daha geniştir. Hayatının bir çok hâdisesini iç dünyasında yaşar. Pek çok sırrını kendisinden başka kimse ile paylaşamaz. Allah’tan başka kimse bu haline vakıf değildir. Bu da insan için bir rahmettir.

Eğer hayatımız tamamen şeffaf olsa ve her yaptığımız iş, her yaşadığımız hâdise herkes tarafından görülseydi, hayatımız bir işkence hâlini alırdı. Her halimiz herkese âyan olsaydı, belki de utancımızdan insan içine çıkamayacak, kimsenin yüzüne bakamayacaktık. Yaptığımız her hata, işlediğimiz her günah alnımızda yazsaydı, başımızı yerden kaldırmazdık.

Cenâb-ı Hak, Merhametlilerin En Merhametlisi olduğu için kullarına acımış, onların ayıp ve kusurlarını “Settar” ismiyle örtmüştür. Ayıplarını gizlemiştir. Bu şekilde insanın hatalarını kendisinin fark ederek bu hatalardan kurtulmasını istemiştir. İnşâallah mahşerde de salih kullarının kusurlarını “Settar” ismiyle setredecek, başkaları yanında mahçup etmeyecektir. İnsan hatadan hâli değildir.

Her insan hata yapar, kusur işler, günaha girer. Cenâb-ı Hak mağfiret eder, insanın hata ve kusurlarını örter. Gözlerden saklar. Kul ne kadar günahkâr, hatta isyankâr olsa da, Allah onun günahlarını ve ayıplarını teşhir edip herkese göstermez. Bu da Rahman isminin bir cilvesini gösterir. ‘Gaffar’ ismi, günahların vücudunu ve ‘Settar’ ismi, kusurâtın bulunmasını iktiza ettikleri gibi; ‘Cemil’ ismi de çirkinliği görmek istemez.

Cenâb-ı Hak, kendisine karşı işlenen suç ve günahlara karşı bu kadar affedici, bu kadar hoş görülü ve merhametli olduğu halde, bize ne oluyor ki bir insanın kusurunu yüzüne vurup onu mahçup etmekten zevk alıyoruz? Hatta başkalarının kusurunu aramak için daima radarlarımızı açık tutuyoruz. Başkasının ayıbı üzerindeki perdeleri yırtmaya ve kaldırmaya çalışıyoruz. En küçük bir hata bulduğumuzda zafer kazanmış gibi seviniyoruz. Halbuki kendi hayatımıza bir baksak, belki de ayıbını aradığımız insandan çok ayıplı ve kusurlu olduğumuzu göreceğiz. Kendi ayıplarımızın açığa çıkmaması için ne kadar gayret ediyorsak, aynı hassasiyeti başkaları için de göstermek, insanlığımızın bir gereği değil midir? Bizim hayatımızdaki perdeleri birisi yırtmaya çalışsa, acaba nasıl bir tepki veririz? Buna ne kadar rıza gösteririz? “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi, başkalarına yapma” Hadis-i Şerifini içimize sindirsek, zaten böyle bir davranış göstermemiz mümkün olmaz.

Hadislerde deniliyor ki; mahşerde Rabbimiz kulunu şefkatle yanına yaklaştırır. Sorar: “Sen şunu, şunu yaptığını hatırlıyor musun?” Kul; “Evet Ya Rabbi” der. Allah bütün günahlarını kuluna itiraf ettirir. Nihayet kul helâk olmasına ramak kaldığını anlar. Kaçacak, gidecek, sığınacak yeri kalmamıştır. Mazereti de yoktur. Başını önüne eğer ve korku ile utanç içinde verilecek kararı bekler. İşte o anda, merhamet sahibi olan Allah (cc); “Haydi git. Dün seni örtmüştüm. Bugün de örtüyorum” buyurur. (Buharî, Edeb, 60; Müslim, Tevbe, 52)

Haya ve hata perdelerini muhafaza etmek, şahsî hayat için olduğu kadar sosyal hayat için de çok önemlidir. Özellikle hizmet içinde bulunan kardeşlerimizin yanlış ve kusurlarını ifşaa etmek, onları ortalığa yaymak, hem o şahıslara, hem hizmete büyük zararlar verir. Üstâd Hazretleri böyle durumda nasıl davranmamız gerektiğini şu ifadelerle bizlere ders veriyor:

“Faraza, bazılarının altında büyük fenalıkları varsa da, hücum edilmemek gerektir. Zîra, çok fenalık vardır ki, iyilik perdesi altında kaldıkça ve perde yırtılmadıkça ve ondan tegafül edildikçe mahdut ve mahsur kaldığı gibi, sahibi de perde-i hicab ve hayâ altında kendisinin ıslâhına çalışır. Lâkin, vakta ki perde yırtılsa, haya atılır; hücum gösterilse, fenalık, fena tevessü eder.”

Demek ki altında fenalıklar olduğunu düşündüğümüz bir perdeyi yırtmak, varsa o fenalığı açığa çıkarıp ortalığa saçmak, ancak çevreyi kirletmeye yarar. Başka bir amaca hizmet etmez. Ama o fenalığı görmezden gelip sahibini rencide etmemek, mahçup edip insanlar arasında itibarını düşürmemek, o fenalıktan daha çabuk kurtulmasına sebep olabilir. Belki perdeyi yırtmak yerine uygun bir şekilde hissettirmek ve ona lisan-ı hal ile bunu anlatmak, daha çabuk kurtulmasına vesile olacaktır.

Yanlış anlaşılmasın, ayıp ve kusurlar üzerindeki perdeyi muhafaza etmek demek, onları hoş görmek, kabul etmek, hatalara rıza göstermek demek değildir. Bunların ortalığa yayılmasını, sahibini daha da arsız yaparak günahların alenî işlenmesini önlemek içindir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*