Rahmetin eşiğindeyiz

Rahmetin kapısında, üç ayların eşiğindeyiz.
Bugün 30 Cemaziye’l-Âhir; yarın 1 Recep 1433.
Mânevî bir ticâret mevsimine giriyoruz.

Ufuklarımızı rahmet ışıkları kapladı.
Gönüllerimiz Allah’ın rızâsını gözetmekte.
Günahlarımızın affı için Nisan yağmuru gibi bir bağış tûfânı beklemekteydik.

Rûhumuz şeytanın dehşetli pençesinden kurtarabildiği ellerini Allah’a uzatmak için fırsat kollamakta.

Gözlerimiz Cennetin bağına, bahçesine, düzlüğüne, deresine, tepesine, toprağına, taşına, suyuna hasret!

İşte bir fırsat daha:
Allah’ın kullarının kalplerine sayısız defa nazar eylediği müstesnâ ayların eşiğinde, Rahmetin kapısındayız.

Çalarsak, içeriye kabul edileceğiz.

Eğer dönüp gidersek, kulaklarımızda bir süre daha çağrı sesleri, dâvet terennümleri, hak tebliğleri yankılanıp duracak.

O bizi bırakmayacak. Çünkü O bizim Cehennem ateşini tercih etmemizi istemiyor.

Çünkü O bizim için Cennet istiyor.
Çünkü O bizim için ebediyet istiyor.
Çünkü O bize kavuşmak istiyor!

Recep, Şaban ve Ramazan aylarından müteşekkil Üç Aylar, maddî-mânevî feyiz ve bereket aylarıdır. Bilhassa mânevîyâtta Üç Ayların açtığı feyiz, bereket ve rahmet çeşmesinden doya doya istifâde edebilmeliyiz.

Resûlullah Efendimiz (asm) bu mübârek aylar hakkında:

“Recep Ay’ı Allah’ın, Şaban Ay’ı benim, Ramazan Ay’ı ümmetimin ayıdır.” buyurmuştur.

Recep Ay’ında Allah’ın gazabından ve Cehennem azabından Allah’ın rahmet ve mağfiretine sığınmalı ve her vesîleyi Allah’ın rızâsını kazanmak için bir fırsat bilmeliyiz.

Şâban ayında nâfile ibâdetler arttırılmalı, feyiz ve sevap hanemiz rahmet bulutlarının bereket sağanağına tutulmalı.

Ramazan Ay’ında Cennet’e liyakat kazanabilecek derecede tezkiye-i nefs etmeli, nefsi kötülüklerden ve kalbi günah kirlerinden arındırmalı, farz oruç ve namazla Allah’ın her emrine, “Lebbeyk!” diyerek, kalbe rikkat, incelik ve duyarlılık kazandırmalıdır.

Ve artık bu duyarlılığı ömrün diğer günlerine ve aylarına yaymalıdır.
Yani Üç Aylar bittikten sonra da arınmış ve nurlanmış bir ruh ile, koca bir hayat acı-tatlı göğüslenebilmelidir.

Bedîüzzaman Hazretlerinin (ra), hapishanede bir üç aylar mevsimini (şuhûr-u selâseyi) mukabele ederken, yine aynı hapishanedeki talebelerine yazdığı bir mektubu, dilerseniz takip edelim:

“Azîz, sıddîk kardeşlerim,
“Bu gün mânevî bir ihtar ile sizin hesabınıza bir telâş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd-i maîşet için endîşe eden kardeşlerimizin hakîkaten beni müteellim ve mahzun ettiği aynı dakîkada bir mübârek hâtıra ile bir hakîkat ve bir müjde kalbe geldi ki: “Beş günden sonra çok mübârek ve çok sevaplı ibâdet ayları olan şuhur-u selâse gelecekler. Her hasenenin sevâbı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamda üç yüzden ziyâde, ve Ramazan-ı Mübârekte bine çıkar. Ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadîrde otuz bine çıkar. Bu pek çok uhrevî faideleri kazandıran ticâret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakîkat ve ibâdet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i îmâna temin eden şuhûr-u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese-i Yûsufiye’de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse, ayn-ı rahmettir. İbâdet cihetinde böyle olduğu gibi; Nur hizmeti dahi nisbeten, kemiyet değilse de, keyfiyet îtibâriyle, bire beştir. Çünkü bu misâfirhânede mütemâdiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişârına bir vâsıtadır. Bâzen bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fâide verir. Hem Nurun, sırr-ı ihlâsı siyâsetkârâne kahramanlık damarını taşıyan, Nurun tesellîlerine pek muhtaç bulunan mahpus bîçâreler içinde intişârı için bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da, ehemmiyeti yok. Derd-i maîşet ciheti ise, zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından, her biriniz çok şâkirtlerin bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin hâricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferahlandım. Ve Bayrama kadar burada bulunmak büyük bir nimettir, bildim.”1

Şuhûr-u Selâseyi (üç ayları), kabre doğru hızla akıp giden ömrümüz için bir mânevî ticâret mevsiminin, bir büyük âhiret pazarının ve bir yüksek vicdânî muhasebenin vesîlesi yapmamız büyük ehemmiyet taşımaktadır. Çünkü asl olan üç ay değil; bütün ömrümüzdür.

Üç Aylar, ömrümüzün karanlık noktalarını aydınlatmaya, ruhumuza rahmet ışıkları serpmeye ve bütün ömrümüzü bize yeniden kazandırmaya ehliyetli bir deniz feneri hüviyetindedir.

Dipnot:
1- Şuâlar, 424.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*