Ramazan ve açlık tedavisi

Siz hiç yakınlarda bir hastahaneye gittiniz mi? Eğer gitti iseniz oradaki kargaşa, kalabalık ve insanların telaşlarının, sizi sağlamsanız dahi, hasta etmeye yettiğini görürsünüz. Çünkü hasta sayımız sürekli olarak artıyor ve hastahaneler bu hastaları tedavi etmekten çok uzaklar. Eğer hastahaneler tam olarak tedavi etmiş olsalar idi hasta sayımız da o derece düşecekti. Ne acıdır ki modern tıp, bu kadar teknik ve teknolojik gelişmeye rağmen, gerçek ve kalıcı tedaviyi yapmıyor veya yapamıyor. Diğer bir acı gerçek de bazı kesimlerin bunu bilerek ve kast-ı mahsusla yapması.

Bu gün tıp teknolojisi ilaç şirketlerinin esiri olmuş durumda. İlaç şirketleri ise daha çok elde edecekleri yüksek kazançları hedefliyorlar. Bu nedenle hastalıkları tedavi etmek yerine var olan problemin üzerini örtüp, bir ölçüde hastalığın devamını temin ediyorlar. Sebep ise devamlı ilaç satmak. Şeker ve tansiyon hastaları buna en açık örnek. Bir kere tansiyon ve şeker problemi yaşadınız mı ve bir doktora da elinizi kaptırırsanız ömür boyu ilaç kullanmak zorunda kalıyorsunuz. Halbuki tansiyonun da, şeker hastalığının da tedavisi ilaç ve haplar değil. Beslenmenizi düzeltin hiçbir şeyiniz kalmaz.

Zaten bu günkü hastalıklara bir bakınız, ekseriyeti gıdaya bağlı hastalıklardır. Yani ya GDO’lu ve bisküvi ve çerezler gibi raf gıdaların çokça tüketilmesi veya aşırı gıda tüketimidir. Bilhassa gelişmiş ülkelerde bu çok yaygın. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde insanların bir çoğu aşırı beslenme neticesinde hasta olup kalp ve kanser gibi hastalıklarla hayatını kaybetmekte.

Geleneksel tıp, yani atadan ve babadan kalma tıp ise hem tedavide fıtri ilaçları kullanmamazı, hem de hastalanmadan önce tedbirli davranmamızı tavsiye ediyor. “Hastalanmadan önce sağlığın kıymetini” bilmek düsturu meseleyi çok güzel izah ediyor.

Peki hastalık öncesi nasıl tedbir alabiliriz?

Bu sualin elbette ki pek çok cevabı var, temiz hava, fıtri gıda, stresten uzak bir hayat, tevekkül, ibadet ve manevi değerlere göre yaşamak gibi… Bütün bunlar yanında gerek tedbir açısından, gerekse hastalık esnasında tedavi noktasında çok etkili bir yöntem var; o da az yeme, belli bir süre aç kalma ve açlık tedavisi.

Bu tedavi yöntemi ise 19. Lemada şöyle izah edilmiş:

“Yani, ilm-i tıbbı iki satırla topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra dört beş saat kadar daha yeme. Şifa hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.”

Evet insan bu hayatı idame ettirmek için gıdaya ihtiyaç duyar. Bu gıda miktarı ise kişinin harcadığı enerji şekline göre değişir. Elbette ki tarlada ve bir inşaatta çalışan bir işçi ile günlük sekiz saat büroda oturan memur arasında bir fark olacaktır.

İşte insan midesini gereksiz gıdalar ile tıka basa doldurmaz ise kolay kolay hastalanmaz. Hastalandığı zaman da insan vücudundaki savunma mekanizması her hastalığın üstesinden gelir. Zira, “Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam bir şehir misalinde yaratmış” sırrınca insan vücudundaki savunma hattı her mikrop ve virüsü alt edecek bir kabiliyettedir. Yeter ki insan aşırı gıdalar ile vücudu yorup bu savunma mekanizmalarını zayıflatmasın.

Vücuttaki savunma hattını da güçlendiren en önemli şey ise israfa dalmadan mideyi fazla doldurmadan, “az konuş, az uyu, az ye” prensibince bir hayat sürmektir. Şayet insanlar açlıktaki nimeti bilseler belki de günde bir tek öğün ile idare ederler. Bakınız günümüzde topluma üç öğün yemek adeta dayatılmakta. Üstelik bu günkü hastalıkların kahir ekseriyeti bu üç öğün yemek neticesinde meydana gelmekte. Bu fıtri bir hal değil. İnsan bedeni üç öğün yemeği kaldırmaz. Zira vücut için en ağır ve yorucu durum enzim ve hormon salgılamaktır. Bu enzimlerin bir çoğu hazım için harcanır. Ne kadar çok yerseniz o kadar enzim salgılanır ve o kadar da vücudunuzu yıpratırsınız. “Yani, kolayca hazmedeceğin miktarı ye, nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir” ifadesi tam da bu durumu tanımlar.

Demek ki belli bir süre aç kalmak vücut için son derece önemli.

İşte Ramazan ayı geldi. Açlık tedavisinin en önemli zamanı Ramazan ayıdır. Bu ayda insan bedeni baştan aşağıya bir onarımdan geçer. Gün boyu midede bir ağırlık olmadığı için hem vücuttaki yağlar yakılır, hem de organların hasara uğramış bölümleri büyük bir onarımdan geçer. Sahurda ve iftarda makul düzeyde gıda tüketimi yapılır ise vücut tamiratı çok da üst seviyeye çıkar.

Üstelik ramazan ayında tesbihler, zikirler ve ibadetler ile hücreler de zikre başlar ve çok daha güzel bir faaliyetle insan bedeni rahatlar. Böylece hem maddi hem de manevi hayatımız bir düzene girmiş olur.

Benzer konuda makaleler:

1 Comment

1 Trackback / Pingback

  1. En önemli şifa kaynağı:az yemek | EuroNur · SaidNursi.de

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*