![]()
Ramazan ayında tutulan oruçlar, açlığın insanı ne kadar acze düşürdüğünü hissettirir. Kendini çok güçlü sananların kısa bir açlık sonucunda ne kadar aciz ve zayıf olduğunu hatırlatır.
Rızkı veren Allah’tır. Vermeye de devam ediyor. Sabahleyin uyandığı kuluna o gün rızkını da verecek demektir. Az olur çok olur o ayrı mesele. Kulundan da rızkının peşinde bir gayret bekliyor.
Rızıktan payına bolca verilenler ise başka bir sorumluluk taşımaktadır. Çünkü o mal emanettir. Beraberlikleri en fazla kabir kapısına kadardır. Oradan öteye götürme şansı yok. Madem ki emanettir, emaneti sahibinin rızası ve izni doğrultusunda kullanmak durumundadır. Emanetçi, kendisine emanet edilen mallar üzerinde keyfine göre davranamaz, mal sahibinin talimatlarına göre davranması gerekir.
İnsanın Aczini Hatırlatan Bir İbadet
Açlık hiçbir şeye benzemez. Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Toplumları ahlaken çökerten en etkili sıkıntı açlıktır. Aç insanların halini anlamak için onların yaşadığını kısa süreli de olsa yaşamak lazımdır. Ramazan bunu yaşatır ve tok olanlara bunu hissettirir. İşte tam bu nokta toplum sağlığının korunması için atılan ilk adım olan yardımlaşma duygusunun gelişmesini sağlar.
Zekat ve sadakalarla fakirin açlığını gidermeye çalışır. Onun için Peygamberimiz (a.s.m.) zekatı İslam’ın köprüsü olarak ifade etmiştir. (Keşfü’l-Hafa, c.1, s. 439, 1416) Yardımlar bu köprüden geçmelidir. Ana cadde burasıdır. Adaklar ve sadakalar da Allah için yapılacak olan ve bu ana damarı besleyen tali kanallardır.
Zekat ve Sadaka
İbadetler manevi hayatın direkleridir. Onlar olmadan manevi hayat ayakta kalmakta zorlanır. Zekat ve sadakalar, toplum hayatını ayakta tutan, huzur ve sükunu sağlayan ibadetlerdir. Toplumun huzuru bunların düzenli yapılmasına bağlıdır.
Zekat ve sadakaların kimlere verileceği de yine Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır.
“Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 9/60)
Hemcinsine şefkat göstermek insanlığın gereğidir. Kendi cinsinden olana acımayan ancak şefkat damarlarını kurutmuş bir vahşi olabilir. Tatmayan bilmez derler ya, açlığı tatmayan onun ne derece yıkıcı ve acı verici bir şey olduğunun farkına varmayabilir.
Açlığı, oruç vasıtası ile bir nebze de olsa tadan kimse, insan için açlığın ne derece yakıcı bir ateş olduğunu anlar ve fakirin bu noktadaki ateşini söndürmek için elinden geleni yapmaya gayret gösterir. Nefsine bu açlığı tattırmaz ise bu yardımı yapmakta ve onun yardıma muhtaç olduğunu da anlamakta sıkıntı çeker. Oruç bu bakımdan önemli bir ölçü birimidir.
Allah’ın yeryüzü sofrasında sergilediği nimetlerden istifade ederken her varlık, özellikle de insan çok dikkatli olmak zorundadır. Bu kurulu sofra herkesin, bütün varlıkların ortak sofrasıdır. Sadece insana özel kurulmuş değildir. İnsanın bunları yönetme konusunda özel bir konumu vardır. Bütün varlıklar bu sofradan istifade edeceklerdir. Allah, hiç kimsenin hakkını kimsede koymaz. Onun için herkesin hakkını doğru şekilde vermek gerekir.
Zekat malın içindeki kir olarak kabul edilir. Onun temizlenmesi için emredilen kadar başkalarına verilmesi gerekmektedir. Allah’ın mülkünde, onun verdiği emanet maldan, onun kullarına, onun istediği miktarda vermemek sadakate yakışmaz. Kula düşen sadakattir.
Allah maddi ve manevi ibadetlerimizi kabul etsin, rızasına uygun davranmayı nasip etsin. Âmin.