“Rey-i vâhid-i istibdat”

altGerçek şu ki, öteden beri ifsad şebekelerince demokratik Meclis sisteminin- “İslâm’la bağdaşmadığı” saptırması yapılır. Bu taktikle Osmanlı’da da yönetimin demokratikleşmesi “tehdit ve tehlike” olarak telkin edildi.

“Kudretli ve (demokratik) reformlar yapmış bir Osmanlı Avrupa diplomasisinde çok etkili olabilir” tesbitinde bulunan dönemin İngiltere Büyükelçisi Sir. E. Grey’in Osmanlı’da Meşrutiyetin ilânından duyduğu rahatsızlığı Londra’ya raporlayıp, “görünürde reformları tutarken”, perde altından “Müslüman halkın hissiyatını tahrik”le “demokratik süreçlerin akamete uğratılması” önerisinin maksadı budur (Erol Ulubelen, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, 60-61)

Maksat, İslâm ülkelerinin demokratik yönetimlere geçmeyip krallıklarla, despotlarla, “tek kişilik rejimler”le, iç çekişme ve çatışmalarla geri kalmalarını sürdürmek. Bunun içindir ki, Osmanlı’nın son döneminden bugüne başta İngilizler olmak üzere ecnebi mihraklarca hep “demokrasinin İslâm’la telif olunamayacağı” yanlışı enjekte edilir; dahası bu uğurda Müslümanların hissiyatlarının hoşuna gidecek tarzda “hilafet” bile istenir.

İngiltere ve Amerika’nın halen Ortadoğu’da ve İslâm dünyasında krallıkları, sultanlıkları destekleyip başta tutması, “hilâfet konseyleri” kurup, El Kaide ve IŞİD benzeri bazı “hilâfetçi örgütleri” palazlandırıp emellerinde istimali bunun tezâhürleridir.

ŞAHIS, ŞAŞIRTMA VE ŞANTAJA GELİR

Bundandır ki Bediüzzaman, aynı dönemde “velî sultan” dediği Sultan Abdülhamid örneğinden hareketle “eski padişahların irâdesini, Ermeni rüzgârı ve ecnebi havası veya vehmin vesvesesi esmekle çevirebilirdi” tesbitiyle “tek kişilik yönetimler”in, baskı, şaşırtma ve şantajlara direnemeyeceğini ve yanlışlıklara sürüklenip ülkeyi felâkete sürükleyebileceğini ikaz eder.

Keza 9 Kasım 1922’de “hoşamedi merâsimi” ile karşılanıp, Meclis-i Âli, Anadolu gazileri ve muzafferiyet için tebrik ve duâda bulunduğu Birinci Meclis’te, 13 Ocak 1922’de mebuslara hitâben kaleme alıp neşrettiği “on maddelik beyannâme”nin sonunda, “Şu inkılâb ı azimin (büyük inkılâbın) temel taşları sağlam gerek!” ikazıyla “Meclis-i Âlinin (Büyük Meclis’in) şahsiyet-i mâneviyesi, sahip olduğu kuvvet cihetiyle, mânây-ı saltanatı deruhte ettiği (üzerine aldığı) gibi, mânây-ı hilâfeti dahi vekâleten deruhte etmesi gerekir” diye yazar.

Aksi halde, hilâfet mânâsının Meclis yerine isme ve lâfza verileceğini; halbuki Meclis elinde bulunmayan ve Meclis yoluyla olmayan böyle bir emr-i vakinin kuvvet parçalanmasına sebebiyet vereceğini ikaz eder.

“Halife-i şahsî”nin, ancak Meclis’e dayanmakla vazifelerinin yerine getirebileceğini ders verir. Asıl yetkinin millet irâdesinin temsilcisi Meclis olduğunu açıklar. (Mesnevî-i Nuriye, 85-87)

KANMAYA VE ALDATILMAYA AÇIK ZÂFİYET

Yine bunun içindir ki, Bediüzzaman, “Eski zamanda değiliz; eskiden hâkim (hükmeden) bir şahs-ı vâhid (tek kişi) idi. Şimdi ise zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar (Meclisler) o ruhu temsil eder. Fert dâhi de olsa, cemaatin ferd-i mânevîsine karşı sivrisinek kadar kalır” tesbitinde bulunur. (Sünûhat, 51,52)

“Rey-i vâhid-i istibdâdı (tek kişilik otoriter rejimi), “hevâ ve hevesin tehyîci (tahriki) ile her tarafa çevrilmeye müstaid (teşne), rüzgârın her tarafa çevirebileceği bir ince tel”e benzetir. “Meşrûtiyetin sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdâdın esâsı, kuvvet şahısta olur, kanunu kendi keyfine tâbî edebilir” diye ikaz eder. Buna mukabil, Meclis’in temsil ettiği “efkâr-ı âmme”nin (kamuoyunu) “lâyetezelzel (sarsılmaz) bir demir ve lâyetefellel (ağzı kırılmaz ve körelmez) bir elmas kılınç gibi olduğunu” belirtir. (Münâzarât, 38-40, 24)

Bu meyanda demokrasilerde “rey-i cumhur” dediği millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in hâkimiyetini, “içtimâ (bir araya gelip birleşme) ve ittihad (birlik) ile hâsıl olan hablü’l metin (sağlam halat) ve urvetü’l-vüskâ (kuvvetli kopmaz kulp)” olarak görüp, “değme şeylerle tezelzül etmeyeceğini (sarsılmayacağını)” kaydeder. “Tek adam yönetimi”nin kolay kanmaya ve aldatılmaya açık zâfiyetine dikkat çeker. (a.g.e., 40)

Özetle, “tek adam yönetim”leri “ecnebilerin parmak karıştırmalarına zemin hazırlar”; fitne ve iftirak projelerine gelmesine kırılgan ortam oluşturur. Yabancı mihrakların tuzağına düşürür.

Ve küresel güçler, demokrasinin güçlenip gelişmesini istemedikleri “hedef ülkeler”i “tek adam yönetimleri ” ile taşeron/maşa olarak “âlet” edip kullanma oyunlarına getirirler. Sonra da o “âlet”i kırıp bir kenara atarlar…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*