EURONUR ÖZEL

Risale-i Nur doğru düşünmeyi ve hakiki imanı nasıl öğretiyor?

Özel Makale / Risale-i Nur

Risale-i Nur’un Öğrettiği Doğru Düşünme ve İmanın Derinliği

İnsanoğlu binlerce yıldır hakikatin peşinde koşuyor. Dünyada binlerce din var ve her biri kendi öğretilerini insanlara ulaştırmak için misyonerler, rahipler ve öğreticiler göndermiş. Önce öğrenmişler, sonra anlatmışlar. Fakat İslamiyet’in yolu farklıdır. İslam, yalnızca sözle değil; doğru düşünmeyle yayılır. Çünkü insan doğru düşünmeyi öğrendiğinde, adım adım Allah’a varır. İnsanoğlu hakikati ararken çoğu zaman sebeplere takılıp kalır; oysa Risale-i Nur, doğru düşünmenin kapısını aralayarak hakiki imana giden yolu gösterir.

Risale-i Nur’un Yol Göstericiliği

Risale-i Nur, bu yolculukta bir pusula gibi yol gösterir. Yalnızca akla değil, kalbe de hitap eden bir nur gibidir. Üstad Said Nursî bu hakikati şöyle dile getirir:

“Evet, bu asrın dehşetine karşı taklidî olan itikadın istinad kal’aları sarsılmış ve uzaklaşmış ve perdelenmiş olduğundan, her mü’min, tek başıyla dalâletin cemaatle hücumuna mukavemet ettirecek gayet kuvvetli bir iman-ı tahkikî lâzımdır ki dayanabilsin.

Risale-i Nur, bu vazifeyi en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı bir tarzda, hakaik-i Kur’âniye ve imaniyenin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli burhanlarla ispat ederek, o iman-ı tahkikîyi taşıyan hâlis ve sadık şakirtleri dahi, bulundukları kasaba, karye ve şehirlerde, hizmet-i imaniye itibarıyla âdetâ birer gizli kutup gibi, mü’minlerin mânevî birer nokta-i istinadı olarak, bilinmedikleri ve görünmedikleri ve görüşülmedikleri halde, kuvve-i mâneviye-i itikadları cesur birer zâbit gibi, kuvve-i mâneviyeyi ehl-i imanın kalblerine verip mü’minlere mânen mukavemet ve cesaret veriyorlar.” (8. Şua)

Doğru Düşünmenin İlk Adımı

Doğru düşünmenin temel kuralı, kelimelerin hakkını vermektir. Ağzımızdan çıkan her kelimenin manasını bilmek, sınırlarını tanımak gerekir. Yanlış kavramlar yanlış sonuçlara götürür, doğru kavramlarla ise akıl hakikate ulaşır. Risale-i Nur bu hakikati şu sözlerle dile getirir:

“Hakikî hakaik-ı eşya esma-i İlahiyedir. Mahiyet-i eşya ise, o hakaikın gölgeleridir.” (Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

İlim, eşyanın hakikatini ortaya çıkarır; cehalet ise gözümüzü boyar. Bu yüzden doğru düşünmek, doğru bilmekle mümkündür.

Ülfetin Örttüğü Mucizeler

Her gün gördüğümüz için sıradan sandığımız şeyler aslında harikulade mucizelerdir. Çamurdan çıkan kavun, ottan meydana gelen süt, küçücük çekirdeğin koca bir ağacı saklaması… Bunlar sıradan olabilir mi? Oysa alışkanlık gözümüzü perdeleyince, bu mucizeleri fark etmiyoruz.

Telefon bugün elimizde sıradan bir araç gibi. Ama iki yüz yıl önce gösterilseydi mucize diye hayranlık uyandırırdı. Aynı şekilde kavunun çamurdan çıkması da aslında mucize iken bize basit görünüyor. İşte ülfet dediğimiz perde, hakikati gizleyen en büyük düşmandır.

“İnsanları fikren dalâlete atan sebeplerden biri; ülfeti ilim telâkki etmeleridir.” (Mesnevî-i Nuriye)

Sebeplerin Ardındaki Kudret

Bir çekirdekten koca bir ağacın çıkması, küçücük bir hücreden insan yaratılması… Sebepler bu sırları açıklayamaz. Sebeple sonuç arasında akıl almaz bir uçurum vardır. Bediüzzaman bu noktayı şöyle izah eder:

“Ey esbab-perest gafil! Esbab bir perdedir; çünkü izzet ve azamet öyle ister. Fakat iş gören, kudret-i Samedâniyedir; çünkü tevhid ve celâl öyle ister ve istiklâli iktiza eder. Sultan-ı Ezelînin memurları, saltanat-ı Rububiyetin icraatçıları değillerdir. Belki o saltanatın dellâllarıdırlar ve o Rububiyetin temâşâger nazırlarıdırlar.” (Sözler, Yirmi İkinci Söz)

Sebep yalnızca perdedir. Perde arkasında iş gören, kudret-i Samedâniye’dir. Bu bakışı kazanan insan, sebeplere takılıp kalmaz.

Tefekkür ve İmanın Derinliği

İman, düşünceyle kuvvetlenir. Kalpte kıvılcım olan iman, tefekkürle kök salar, dallanır budaklanır. Risale-i Nur bu hakikati şöyle dile getirir:

“O temsilâtı nûr-u iman ile tefekkür edenin nûr-u imanı inkişaf eder, kuvvet bulur.” (İşaratü’l İ’caz)

Demek ki iman, düşünmekle gelişir. Her şey Allah’ın varlığını bildiren bir işaret taşır. Kavun çekirdeğinin sırrı, ineğin süt üretmesi, arının bal yapması… Hepsi bir imzadır, bir delildir.

Risale-i Nur’un Öğrettiği Bakış

Risale-i Nur sadece bir kitap değildir. Bir Kur’an tefsiri olarak insanlara doğru düşünmenin yollarını öğretir. Ülfetin gizlediği mucizeleri ortaya çıkarır. Sebeplerin yalnızca perde olduğunu hatırlatır. İnsan, bu derslerle bakışını değiştirir. Gördüğü her şeyin bir işaret, bir imza, bir mucize olduğunu fark eder.

Evet, hakiki imanı elde eden insan iman dairesinde mutlu ve huzurlu yaşar. Sonunda ise iman ettiği hakikatlerin gerçekleştiğini görerek Cennetü’l-Firdevs’te ebedi saadete kavuşur, inşallah.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu