EURONUR ÖZEL

Risale-i Nur Röportajları: Acz , Teslimiyet ve Huzur

Özel Makale / Röportaj

Risale-i Nur Röportajları

Röportajı Yapan: Deniz Pamir
Misafir: Mert Ali Erdem

İnsan Aczini ve Fakrını Anladığı An Hakiki Huzuru Bulur

Hoş geldiniz. Dünya hayatının hengâmesinde genelde unvanlarımızla, elde ettiğimiz başarılarla var olmaya çalışıyoruz. Bir insanı tarif ederken önce etiketlerine bakıyoruz. Bütün bu sıfatları, makamları ve insanların sizin hakkınızda bildiklerini bir kenara bıraktığımızda; yalnız kaldığınız o sessiz anda aynaya baktığınızda geride kalan kimdir?

Hoş bulduk Deniz. İnsanın kendini tanımlarken düştüğü en büyük yanılgı, kendine ait olmayan elbiseleri “ben” sanmasıdır. Risale-i Nur’daki Ene hakikatine baktığımızda, insanın kendi başına bir hiç olduğunu görürüz.

Unvanlar ve makamlar birer geçici elbisedir. O elbiseleri çıkardığımda aynada gördüğüm şey; mutlak bir acz ve nihayetsiz bir fakrdır.

İnsan, kendi kendine yetebilen bir varlık değildir. Yaratıcısının sonsuz kudretine ve rahmetine muhtaç, O’nun isimlerine aynalık eden aciz bir kulum. İnsan aczini ve fakrını anladığı an, kendi gururunu kırıp ilahi rahmete sığınır. Yalın ben; muhtaç ama o ihtiyacı sayesinde Sonsuz Sığınağı bulmuş bir faniden ibarettir.

Teslimiyet Kaygıyı Nasıl Hafifletiyor?

Modern insan her şeyi kontrol etmek istiyor , ben yaparım diyor ve bu yüzden devasa bir kaygı taşıyor. İslam’ın gerçek manası olan “teslimiyet” kavramı, bu ağır  yükleri ve kontrol etme hırsını günlük hayatınızda nasıl hafifletiyor?

Risalelerde çok veciz bir temsil vardır: Bir gemiye binen adam, ağır yükünü sırtından indirip geminin güvertesine koymazsa, o yükün altında ezilir, rezil ve maskara olur. Dünya bir gemidir. Bizler her şeyi kontrol etmeye çalışarak, kaderin yükünü kendi zayıf omuzlarımızda taşımakla kendimize zulmediyor ve suhuletle yaşanacak hayatı kendimize zehir ediyoruz.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle; “Kadere iman eden, kederden emin olur.” İnsan elinden gelen gayreti gösterip gerisini Malikü’l-Mülk olan Allah’a teslim ettiğinde, sırtındaki o dert ve kaygı yükü bir anda kalkar. Teslimiyet pasiflik değil, kâinatın akışına ve arkasındaki ilahi hikmete güvenmektir. Ve aslında iman etmek güvenmek demektir.

Secdede Hissedilen Sonsuz Yakınlık

Peki, secdeye varıp dünyayı arkada bıraktığınızda, kalbinizde hissettiğiniz o sonsuz yakınlık hissini nasıl tarif edersiniz?

Namaz, “Müminin miracıdır.” Secde, insanın fiziken en alçakta olduğu ama ruhen İlahi Huzur’a en yakın olduğu yani zirvede  olduğu andır.

Bütün dünyanın gürültüsünü, hesaplarını arkana atıp;

“Sadece Sen varsın ve ben Senin aciz kulunum.”

demektir. O an hissettiğim şey; koca evrende kimsesiz olmadığımın, zihnimden geçen en gizli fısıltıları bile duyan Biri’nin varlığının getirdiği sarsılmaz bir emniyet duygusudur.

Dünya Misafirhanesi ve Ölüm Hakikati

Kur’an-ı Kerim’de dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğu sıkça hatırlatılır çünkü insan çok unutkandır. Siz bu “dünya misafirhanesi” hissini hayatınızda en somut ne zaman yaşadınız? Ölüm sizin için bir son mu, yoksa bir vuslat mı?

Annemi ve sevdiğim dostları toprağa verdiğim o birkaç dakikada… Bütün kütüphaneler, unvanlar, alkışlar bir anda anlamını yitirdi.

Ölüm bizim için bir terhis tezkeresidir. Şualar

Dünya bir imtihan meydanı ve misafirhanedir. Ölüm ise dostlara, asıl memlekete ve Yaratıcıya kavuşma kapısıdır. Zindandan saraya geçen bir insan ölümden korkar mı? İman gözüyle bakıldığında ölüm, baharda toprağa düşen tohumun sümbül açması gibi ebedî bir hayatın başlangıcıdır.

Ailede Sevgi ve Saygının Sırrı

Dünyanın acımasızlığı dışarıda beklerken, evinizin kapısını kapattığınızda o huzur alanını nasıl koruyorsunuz? Fırtınalı anlarda eşinizle aranızdaki sevgiyi ve saygıyı ayakta tutan sır nedir?

Risale-i Nur’da aile, sadece dünyevi bir arkadaşlık değil; “ebedi hayatta da devam edecek bir refakat” olarak ifade edilir. Birbirine “Ahiret arkadaşım” gözüyle bakan ve aklı olan iki insan, ufak tefek dünya meseleleri veya ego çatışmaları için birbirinin kalbini kırmaz ve kırmamalı.

Eşimin bir kusurunu gördüğümde kendime; “Sen de kusursuz değilsin, cennette de beraber olacağın insanı üç günlük dünya için incitmeye değer mi?” diye sorarım. Bizim yuvamızdaki sır; haklı çıkma yarışı değil, hürmet, merhamet ve sadakattir.

Evlatlar En Samimi Aynadır

Peki, evlatlarınıza baktığınızda kendi gençliğinizi veya eksiklerinizi görüyor musunuz?

Çocuklarım benim en samimi aynalarım oldu. Onların gözlerine baktığımda kendi sabırsızlığımı veya gizli kibrimi gördüm. Onları büyütürken aslını isterseniz kendi içimdeki eksikleri tamir ettim. Çocuk büyütmek, insanı kendi ruhuyla yüzleştiren harika bir terbiyedir.

Dostluk ve Allah İçin Sevmek

İnsan zamanla dostluk çemberini daraltıyor. Hayat yolunda güvendiğiniz dağlara kar yağdığında, dostlarınızdan gördüğünüz eksiklikler size neyi öğretti?

Fani insanlara kapasitelerinin üzerinde bel bağlamak hayal kırıklığı getirir. İnsanlardan beklentiyi kesip, dostluğu Allah namına kurmak gerekir.

Eğer bir dostunuzu sırf Allah rızası için seviyorsanız, onun size yaptığı bir hatada sevginizi tamamen kaybetmezsiniz. Kırgınlıklar bana gösterdi ki;

Asıl dost Bâkî-i Hakikî olan Allah’tır.

İnsanlara verilen sevgi de O’nun hesabına olmalıdır ki incinmeyesin.

Kıskançlık, Şükür ve Nezaket

Kıskançlık insani bir duygu… Bu his içinizi kapladığında onu yakıcı bir hırsa dönüştürmeden “şükür” çizgisine nasıl çekiyorsunuz? Sertleşen ve kabalaşan bu çağda nezaket sizin için ne ifade ediyor?

 Risale bu hastalığın en net ilacını verir. Başkasının elindeki nimeti kıskanmak, aslında o nimeti ona takdir eden Zât’ın kararına ve iradesine itiraz etmektir. Bir kardeşinde güzellik gören mümin; “Maşallah, Allah daha çok versin.” diyerek onun adına sevinmelidir. Başkasının ışığı senin aydınlığını azaltmaz.

Nezakete gelince; nezaket zayıflık değil, sünnet-i seniyyenin ve edebin tecellisidir. Nezaket, ruhun asaleti ve muhatabına Yaratıcısından dolayı duyduğun derin hürmettir.

Sessizliğin ve Samimiyetin Hasreti

Son olarak… Gözün gördüğü, elin dokunduğu hiçbir şeyin tam olarak dolduramadığı o boşlukta, şu an en çok neyin hasretini çekiyorsunuz?

Sessizliğin ve samimiyetin… Bilginin çok ama hikmetin az olduğu bu gürültülü çağda; iddialardan arınmış, sadece Allah rızası için atan kalplerle hemhal olmanın ve “an”ın içindeki ilahi tecellileri gürültüsüzce seyretmenin hasretini çekiyorum.

Ruhumuza dokunan bu hikmetli ve derin cevaplarınız için sonsuz teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

Allah’ım! Bu röportajdaki sözleri ve bilgileri hakkımızda hayırlı ve faydalı kıl. Âmin.

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu