Risale-i Nurda kuantum düşünce tekniği

Giriş

Bu çalışmada Risale-i Nurda kuantum düşünce tekniği üzerine bazı kısa işaretler ve izahlar yapılacaktır. Kuantum düşünce tekniği diyoruz, çünkü her ne kadar kuantum meselesi bir fizik veya mekanik olarak tanımlanmış olsa da kuantum olayı bir düşünce tekniğidir. Deha derecesindeki bilim ve fen insanlarının ortaya koyduğu bir fenomenler topluluğudur.

Peki kuantum mekaniği nedir?

Bu sualin cevabı için basit bir araştırma yaparsanız yüzlerce sayfa bilgi ile karşılaşırsınız. Bu noktada farklı bir izah yapılacaktır.

Şöyle ki:

Kuantum fiziği, mekaniği veya düşünce tekniği, adına ne derseniz deyin; eski çağlardan bu yana gerek Çin mistikleri, gerekse Hint ve Tibet yaylarındaki keşişlerin ve din adamlarının, gerekse ilahi dinlere ait insanların ve nihayet İslam dünyasındaki evliya diye tavsif olunan zatların tecrübe, eğitim ve davranış dili tarzında yaşamış oldukları hal ve durumların yirminci yüz yılın başından itibaren çeşitli bilim adamları tarafından keşfedilip belli formüller ve kurallar içinde ifade edilmesi olayıdır.

Yani kuantum olayı yeni bir olay ve düşünce tekniği değildir.

Bu gün “kuantum fenomen” olarak tanımlanan bir anda farkı yerlerde bulunmak, kuantum dolanıklık ve telepati, maddenin mahiyetine nüfuz etmek, zamanın kısalıp uzaması, insan bilinç ve şuurunun temel unsur olması gibi hal ve durumlar, geçmiş zamanlarda, bir çok insan tarafından uygulanan bir durumdur. Hint fakirleri, Tibet keşişleri ve İslam alemindeki tarikat dergahları ve tekkeler bu konuda yüzlerce misal ve örnekle doludur.

Bu hakikat Fritjof Capra’nın “Fiziğin Taosu”, Paul Davies, “Tanrı ve Yeni Fizik” adlı kitaplarında geniş bir şekilde izah edilmiş. Bilhassa Michael Talbot’un “Mistik Düşünce ve Yeni Fizik” ve “Holografik Evren” kitapları da son derece önemli kitaplar. Nobel ödüllü fizikçi Fred Alan Wolf’un da bu konuda neşrettiği çok önemli ve meşhur kitapları var.

Benzer tarzda, Risale-i Nur Külliyatında da kuantum düşünce tekniği konusunda mühim izahlar yer almakta. Bu çalışmada işte bu hususlar nazara verilecektir. Elbette ki, Risale-i Nur bir fen ve fizik kitabı değildir. Fakat Kuran’dan aldığı ders ile bir çok ilmi ve fenni tabir yoruma tabi tutularak izah edilmiş. Bu kısa çalışmamızda da kuantum ile ilgili bazı önemli prensip ve kuralların Risale-i Nur tarafından da ortaya konduğunu, kuantum fiziği ve mekaniğinin temel prensiplerinin Risale-i Nurun değişik bölümlerinde izah edildiğini göstermeye ve anlatmaya çalışacağız.

Kuantum ve süreksiz kainat modeli

Kuantum mekaniğinin kurucusu ve fikir babası Max Planck adlı Alman bilim adamıdır. Bu bilim adamının en büyük keşfi ise enerjinin kesikli bir şekilde yayıldığı, sürekli enerji yerine süreksiz enerji fikrini ortaya atmasıdır. İşte bu belli aralıklarla kainata salınan enerji paketçiklerine de “Kauntum” ismi verilerek bu önemli teorinin temelleri atılmış. Madde de bir enerji yoğunlaşması olduğu için, kainattaki her şey bir kuantum elemanı olarak gözükür.

Yani kainattaki madde belli aralıklarla salınan enerjiden meydana gelir. Newton mekaniğinin iddia ettiği gibi kainat sürekli değil, kesiklidir. Adeta bir var, bir yok durumundadır. Aynı alternatif akım misalinde olduğu gibi. Biz bir lambaya baktığımız zaman onu sürekli yanıyor gibi görürüz. Halbuki belli bir uzaklıktan bakıldığı zaman o lambanın yanıp söndüğü görülür. İşte buna alternatif akım denir ve bu akım türü sinüsoidal türü bir akımdır. Yani bir var bir yok türü.

İşte kainat da bir var bir yok şeklinde bir hareket yapar. Planck aralığı olan 10^-35 m aralığından salınan enerji paketçikleri ile bu maddi yapı meydana gelmiş. Yani kainat bir kalp atışı gibi bir atıyor, bir duruyor. Sürekli değil, kesikli bir kainatta yaşıyoruz.

Bilimin keşfettiği bu hakikat Risale-i Nurda şöyle izah edilmiş:

“Ehl-i tahkikin bir kısm-ı ekseri demişler ki: “Âlem-i bekàya şümulü yok.” Diğer kısmı ise: “Âni olarak onlar da az bir zamanda bir nevi helâkete mazhar olurlar. O kadar az bir zamanda oluyor ki, fenâya gidip gelmiş hissetmeyecekler.”

Amma, bazı müfrit fikirli ehl-i keşfin hükmettikleri fenâ-yı mutlak ise, hakikat değildir. Çünkü, Zât-ı Akdes-i İlâhî madem sermedî ve daimîdir; elbette sıfâtı ve esmâsı dahi sermedî ve daimîdirler. Madem sıfâtı ve esmâsı daimî ve sermedîdirler; elbette onların âyineleri ve cilveleri ve nakışları ve mazharları olan âlem-i bekàdaki bâkiyat ve ehl-i bekà, fenâ-yı mutlaka, bizzarure, gidemez.

Kur’ân-ı Hakîmin feyzinden şimdilik iki nokta hatıra gelmiş; icmâlen yazacağız.

Birincisi: Cenâb-ı Hak öyle bir Kadîr-i Mutlaktır ki, adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi, gayet kolay bir surette oraya gönderir ve getirir. İsterse bir günde, isterse bir anda oradan çevirir.” (15. Mektub)

İşte kuantum mekaniği ile ifade edilen belli aralıklarla salınan enerji prensibi, Risale-i Nurda, “adem ve vücut, kudretine ve iradesine nisbeten iki menzil gibi” ifadesi ile tanımlanmış. Bu ifadeye göre Kainatın Yaratıcısı bir anda yok eder, bir anda var eder. Bu ise her an yaşanan bir durumdur. “an” denilen zaman dilimi ise kuantum zamanında en küçük birim olan 5,39106(32) × 10^−44 saniye olarak tanımlanan Planck zamanı olabilir. Yani bu günkü ilmi verilere göre 5,39106(32) × 10^−44 saniye denilen anda kainat bir yaratılıp tekrar diriltiliyor.

Maddenin altında ne var

Yirminci yüzyılın başlarında atom hakkında ciddi keşifler yapıldı. Önceleri bölünemez denilen atomun bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlardan müteşekkil olduğu ortaya kondu. Devam eden çalışmalar neticesinde ise nötronlar, protonlar, kuarklar, leptonlar, bozonlar gibi bir çok atom altı parçacık keşfedildi.

Bütün bu keşifler gösteriyor ki, atom altı dünya inceldikçe maddi yapıdan uzaklaşıp adeta soyut bir hal alıyor. Yani atom altı dünya derinlere inildikçe belirsizleşen bir yapıya sahip. Adeta atom altı dünya başka bir alemin şartlarına ve kurallarına bağlı.

İşte bu atom altı dünyanın mahiyeti ise Risale-i Nurda farklı bir şekilde izah edilmiş:

“Hem, bizzarure, madde lüb değil, esas değil, müstekar değil ki, işler ve kemâlât ona takılsın, ona bina edilsin. Belki yarılmaya, erimeye, yırtılmaya müheyyâ bir kışırdır, bir kabuktur ve köpüktür ve bir surettir.

Görülmüyor mu ki, gözle görülmeyen hurdebinî bir hayvanın ne kadar keskin duyguları var ki, arkadaşının sesini işitir, rızkını görür, gayet hassas ve keskin hisleri vardır. Şu hal gösteriyor ki, maddenin küçülüp inceleşmesi nisbetinde âsâr-ı hayat tezayüd ediyor, nur-u ruh teşeddüt ediyor. Güya madde inceleştikçe, bizim maddiyatımızdan uzaklaştıkça, ruh âlemine, hayat âlemine, şuur âlemine yaklaşıyor gibi, hararet-i ruh, nur-u hayat daha şiddetli tecellî ediyor.

İşte, hiç mümkün müdür ki, bu madde perdesinde bu kadar hayat ve şuur ve ruhun tereşşuhâtı bulunsun; o perde altında olan âlem-i bâtın, zîruh ve zîşuurlarla dolu olmasın? Hiç mümkün müdür ki, şu maddiyat ve âlem-i şehadetteki mânânın ve ruhun ve hayatın ve hakikatin şu hadsiz tereşşuhâtı ve lemeat ve semerâtının menâbii, yalnız maddeye ve maddenin hareketine ircâ edilip izah edilsin? Hâşâ ve kat’â ve asla! Bu hadsiz tereşşuhat ve lemeat gösteriyor ki, şu âlem-i maddiyat ve şehadet ise, âlem-i melekût ve ervah üstünde serpilmiş tenteneli bir perdedir. (29. Söz)

Mezkur ifadeye göre şu gördüğümüz maddi alem altında melekut ve ruh alemi var. Bu maddi alem o ruh ve melekut aleminden güç ve kuvvet alıyor. O alem esas ve öz, bu görünen maddi alem ise o manevi aleme istinat ederek hayat kazanıyor.

Bu noktada bir önceki konuya dönersek, Plank’ın bulduğu bu kainata salınan enerji paketçiklerinin de yine melekut ve ruh aleminden bu şehadet alemine salındığını anlayabiliriz. Yani 10^-35 m aralığından salınan enerji paketçikleri ruh ve melekut aleminden bu dünyaya salınan kuantum paketçikleridir denilebilir.

Aynı anda iki farklı yerde bulunmak mümkün mü?

Kuantum mekaniğinin en önemli fenomenlerinden birisi Çift Yarık Deneyidir. Bu deney sonucunda madde hem parçacık, hem de dalga davranışı göstermektedir. Bu durum foton denilen ışık parçacıkları ile ve maddenin ana yapısı olan elektronlar üzerinde yapılan deneyler ile ispat edilmiştir.

Çift Yarık Deneyi ile ortaya çıkan en ilginç sonuç ise, bir elektron veya fotonun aynı anda iki yarıktan da geçmesidir. Yani bir madde aynı anda iki farklı bir yerde bulunabilmektedir. Bu durum tüm maddi yapılar için de geçerlidir, çünkü maddi yapıların temel taşı elektronlardır.

Bu noktadan yola çıkarak bir kişinin aynı anda iki farklı yerde bulunabileceği fikri kuantum dünyasının önemli bir tartışma konusu olmuştur. Halbuki bu tartışma konusu geçmiş zamanlarda sıra dışı insanların sıklıkla yaşadığı bir hal ve durumdur.

16. Söz tam da bu durumu izah eder:

“Üçüncüsü: Nuranî ruhların aksidir. Şu akis hem hayydır, hem ayndır. Fakat âyinelerin kabiliyeti nisbetinde tezahür ettiğinden, o ruhun mahiyet-i nefsü’l-emriyesini tamamen tutmuyor.

Meselâ, Hazret-i Cebrail aleyhisselâm, Dıhye suretinde huzur-u Nebevîde bulunduğu1 bir anda, huzur-u İlâhîde, haşmetli kanatlarıyla Arş-ı Âzamın önünde secdeye gider,2 hem o anda hesapsız yerlerde bulunur, evâmir-i İlâhiyeyi tebliğ ederdi. Bir iş bir işe mâni olmazdı.

İşte, şu sırdandır ki, mahiyeti nur ve hüviyeti nuraniye olan Hazret-i Peygamber aleyhissalâtü vesselâm, dünyada bütün ümmetinin salâvatlarını birden işitir ve kıyamette bütün asfiya ile bir anda görüşür. Birbirine mâni olmaz. Hattâ, evliyadan, ziyade nuraniyet kesb eden ve abdal denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyormuş. Aynı zat, ayrı ayrı çok işleri görüyormuş.”

İşte kuantum mekaniği fenomenlerinden olan aynı anda birkaç yerde görülme olayı Risale-i Nurda nuraniyet sırrı ile izah edilmiş.

İnsan maddenin mahiyetini değiştirebilir mi?

Kuantum mekaniğinde bir deney için gözlemci değil, katılımcı kavramı öne çıkmıştır. Klasik fizikte bir olay gözlemlendiği zaman gözleyen kişi gözlenenden ayrı olarak düşünülürdü. Fakat kuantum mekaniğinde “gözleyen gözleneni etkiler” prensibi geçerli hale geldi. Yani “bir olay üzerinde gözlem yapan kişi, o olayı değiştirme kabiliyetine sahiptir” gibi bir düşünce kabul gördü.

İşte kuantum dünyasının bu önemli fikri Mesne-i Nuriye adlı eserin Katre Risalesinde şöyle ifade edilmiş:

“Ve keza, nazar ile niyet mahiyet-i eşyayı tağyir eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet âdi bir hareketi ibadete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibadeti günaha kalb eder. Maddiyata esbab hesabıyla bakılırsa cehalettir. Allah hesabıyla olursa mârifet-i İlâhiyedir.”

İfadeye göre insan düşüncesi ve bakış açısı eşyanın mahiyeti üzerinde çeşitli değişikliklere sebep olabiliyor. Daha ileri manaları da ihtiva eden bu ifadelerin aynı zamanda kuantum mekaniğinin en önemli prensiplerinden birisi ile örtüşmesi de son derece ilginç bir durumdur.

Telepati ve Kuantum dolanıklık

Kuantum dünyasının en ilginç deneylerinden birisi de EPR deneyidir. Bu deney ile iki atom, aradaki mesafe ne olursa olsun birbiri ile haberleşme yeteneğine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum da hali ile telepati denilen uzaktan haberleşme kavramını fizik biliminin önemli bir gündem maddesi haline getirmiştir.

Halbuki telepati dediğimiz uzaktan vasıta olmaksızın iki kişinin haberleşmesi olayı bazı özel kişiler tarafından yaşanan bir hal ve durumdur. Bu konuda çok misal var. Risale-i Nurda geçen iki misali nazarlara sunuyoruz:

“Zaten mesleğimizde zaman, mekân sohbetimize mâni olamaz. Şarkta, garpta, hattâ âhirette, berzahta olsa da beraberiz. Meselâ, berzahta Hafız Ali (r.h.) hergün mânen yanımızdadır. Bu hakikate binaen, sûrî ayrılmaya, hattâ ölüme ehemmiyet vermemeliyiz. (Emirdağ Lahikası, s. 102”

Bu ifadeye göre bırakın dünya şartlarını, ölüm ötesindeki alemler ile de haberleşmek mümkün. Bu konuda yine yaşanmış olan bir çok hadise var. Evliya menkıbelerinde bir çok hal ve davranış ilgili kitaplarda yer almaktadır.

Bir diğer misal de Kastamonu Lahikasında geçmekte:

“Risale-i Nur’un bir kerametidir, öküze et ve arslana ot atmaz. Öküze ot verir, arslana et verir. O arslan Hocanın en evvel İhlâs Risaleleri eline geçmiş.”

İşte, Hafız Ali’nin bu mektubunu aldığımdan ya altı, ya yedi gün evvel, Karadağ’dan inerken, birden diyordum: “Yahu, ata et, arslana ot atma; arslana et, ata ot ver.”

Bu kelimeyi beş altı defa hoşuma gitmiş, tekrar ediyordum. Ya Hafız Ali benden evvel yazmış, bana da söylettirdi; veyahut ben evvel söylemişim, ona yazdırılmış. Yalnız bu garip tevafukta bir farkımız var. O, “öküze ot” demiş, ben “ata ot” demişim. (Kastamonu Lahikası s. 313)

Kuantum tünelleme ve bir insan duvardan geçebilir mi?

Yine kuantum dünyasındaki ilginç bir olay da bir elektronun aşılmaz denilen bir engeli kolayca aşarak engel ötesine geçmesi olayıdır. Buna kuantum tünelleme adı verilmiştir. Bu noktadan hareketle, elektronlardan müteşekkil olan bir maddi yapının da aşılmaz denilen bazı duvarları aşıp aşamayacağı sorusu kuantumcuların önemli bir tartışma konusu olmuştur.

Halbuki bu konu bir çok insan tarafından yaşanan bir durumdur.

Mesela Üstad Bediüzzaman Eskişehir Hapishanesinde iken aşılmaz denilen duvarlardan geçerek Ak Camide namaz kılmıştır. Bu olay görgü şahitlerinin şehadeti ile sabit bir olaydır. İşte bu durum da önemli bir kuantum prensibinin bazı zatlar tarafından tatbik edilip yaşandığının bir göstergesidir.

Üstad Said Nursi’nin hapishane duvarlarını aşması Risale-i Nurda şöyle anlatılır.

“Aynen bunun gibi bir vakıa da, Bediüzzaman Denizli hapsinde iken olmuştur. Üstadı, halk, iki-üç defa muhtelif camilerde sabah namazında görür. Savcı işitir. Hapishane müdürüne pürhiddet:”Bediüzzamanı sabah namazında dışarıya, camiye çıkarmışsınız” der. Tahkikat yapar ki, Üstad hapishaneden dışarıya kat’iyen çıkarılmamış. Eskişehir hapishanesinde iken de, bir Cuma günü, hapishane müdürü, kâtip ile otururken bir ses duyuyor:”Müdür bey! Müdür bey!”Müdür bakıyor. Bediüzzaman yüksek bir sesle:”Benim mutlaka bugün Ak Camide bulunmam lâzım. Müdür: “Peki Efendi Hazretleri,” diye cevap veriyor. Kendi kendine: “Herhalde, Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilemiyor” diye söylenir ve odasına çekilir. Öğle vakti, Bediüzzamanın gönlünü alayım, Ak Camiye gidemeyeceğini izah edeyim düşüncesiyle Üstadın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar, “İçeride idi, hem kapı kilitli” cevabını alır. Derhal camiye koşar. Bediüzzamanın ileride, birinci safda, sağ tarafta namaz kıldığını görür. Namazın sonlarında Bediüzzamanı yerinde göremeyip, hemen hapishaneye döner; Hazret-i Üstadın “Allahü ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hadiseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmıştır. (Tarihçe-i hayat s.272)

Gözlenmeyen eşya yerinde yok mu?

Kuantum düşüncelerinden belki de en ilginç olanı gözlem olayıdır. Şöyle bir düşünce öne sürülüyor: Kainatta her şey dalga şeklinde bulunur, siz ancak bir olaya baktığınız zaman, yani gözlem yaptığınız zaman o dalga fonksiyonu çöker ve siz o nesneyi bir parçacık olarak görürsünüz. İşte bu düşünceden yola çıkarak bazı bilim adamları “eşya ancak gözlendiği zaman vardır” gibi son derece ilginç bir hüküm vermişlerdir. Bu fikrin öncüsü olan Neil Bohr adlı bilim adamı bakın bu konuda neler söylüyor:

Gözlem yapmadığınızda kainatta gerçeklikten bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur ve ölçüm yapmadığınız zamanlarda kuantum sistemleri “yani elektronlar, fotonlar gibi parçacıklar” mümkün olan tüm özelliklere aynı anda sahiptirler. buna süperpozisyon durumu denmekte.

Bu ise bir Yaratılış hikmetini tanımlaması açısından oldukça dikkate değer bir fikirdir:

“Gizli, kusursuz kemâl ise, takdir edici, istihsan edici, “Maşaallah” deyip müşahede edicilerin başlarında teşhir ister. Mahfî, nazirsiz cemâl ise, görünmek ve görmek ister. Yani, kendi cemâlini iki vech ile görmek; biri muhtelif âyinelerde bizzat müşahede etmek, diğeri müştak seyirci ve mütehayyir istihsan edicilerin müşahedesiyle müşahede etmek ister. Hem görmek, hem görünmek, hem daimî müşahede, hem ebedî işhad ister. (10. Söz)

Bu ifadeye göre kainat İlahi bir gözlem tarafından gözlendiği için varlığına devam etmektedir. Bu da Basir olan Allah’ın varlık ve birliğini bildirir. Aynı zamanda eşyanın, her bir atomdan kainatın heyet-i mecmuasına kadar, melekler ve diğer ruhani varlıklar tarafından gözlemlendiğine de işaret eder. Çünkü eşya ancak gözlendiği zaman varlığını devam ettirir.

Paralel evrenler ne kadar gerçek?

Bu yaşadığımız kainattan başka kainatlar var mı? Başka dünyalar ne kadar gerçekçi? Buradaki olaylar ve hadiseler başka bir yerlerde de bulunuyor mu? Bu ve benzeri sorulara kuantum dünyası paralel evrenlerin varlığı ile cevap veriyor. İnsanın bu dünyada sayısız paralel evrenlerin arasında yaşadığını söylüyor. Tabi ki bu düşünce son derece tartışmalı bir konudur. Bazı bilim adamaları paralel evrene kavramına karşı çıksa da, işin özünde bu konuda Risale-i Nurda daha ileri seviyede müspet ifadeler yer almakta.

İşte onlardan üç adet anekdot:

“Hem herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Adeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır. (26. Lema)”

“İşte bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menâzır-ı sermediyeyi teşkil etmek için bir fabrika destgâhları hükmünde görünüyor. Meselâ, nasıl ki ehl-i medeniyet fâni vaziyetlere bir nevi bekà vermek ve ehl-i istikbale yadigâr bırakmak için, güzel veya garip vaziyetlerin suretlerini alıp sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor; zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve derc ediyorlar. Aynen öyle de, şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sâni-i Hakîmi, âlem-i bekàya ait gayelerini o âleme kaydetmekle beraber, âlem-i ebedîde, sermedî manzaralarda onların etvâr-ı hayatlarında gördükleri vezâif-i hayatiyeyi ve mu’cizât-ı Sübhâniyeyi menâzır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakîm ve Rahîm ve Vedûddur. (24. Mektub)”

“Salisen: Hiç mümkün müdür ki, kendi kemâlâtını ve kudret ve rububiyetini izhar etmek için bu kâinatı bütün zerrat ve seyyarat ve ecza ve tabakatıyla halk edip kemâl-i hikmetle herbirisini bir vazifeyle, belki çok vazifelerle mütemâdiyen çalıştıran ve sermedî, hadsiz cilve-i esmâsını göstermek için kàfile kàfile arkasında, belki seyyar müteceddid dünya dünya arkasında ve mahlûkat taifelerini bu misafirhane-i âleme ve hayat-ı dünyeviye meydan-ı imtihanına gönderip âlem-i misalde kurulan uhrevî sinemalar ve berzahî fotoğraflarla suretlerini ve amellerini ve vaziyetlerini alarak onları terhisten sonra, başka taife ve kàfile ve seyyal ve seyyar bir nevi dünyaları o meydana vazifeler ve cilve-i esmâsına âyineler olmak için gönderen bir Sâni-i Zülcelâl, bir Hâlık-ı Zülcemâl, bir Allah-ı Zülkemâl, bu fâni dünyada şuur ve akıl ile o Hâlıkın bütün maksatlarına karşı mukabele eden ve bütün istidadıyla o Hâlıkı sevip sevdirip, tanıyıp tanıttırıp, hadsiz dualarla bekà-i âhiret saadetini yalvaran ve akıl sebebiyle nihayetsiz elemler aldığından, bütün fıtratı ve ruhu ve istidadı ile ayn-ı lezzet olan hayat-ı bâkiyeyi isteyen bu nev-i insan için bir dâr-ı mükâfat ve mücâzât, bir haşir neşir olmasın? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ ve kellâ! (15. Şua)”

İşte bu üç ifadeye göre insanın her birisi bu dünya şartlarında dahi farklı bir dünyada yaşadığı gibi, yine her bir insanın tüm fiil ve davranışlarının çok farklı kainatlarda, alem-i misal gibi, alem-i melekut gibi ebedi levhalarda kayıt altına alındığını bize bildirmekte. Demek ki bu ifadeler paralel evren hakikatinin çok daha ileri seviyelerini ve ebedi hakikatlerini bize göstermektedir.

Vahdet aynasında kainattaki birlik ve bütünlük

Kuantum dünyasının belki de en önemli düşüncesi kainatın bir birlik ve bütünlük içinde ele alınmasıdır. Nesneler ayrı ayrı değil, bir bütünün parçası olarak dikkate alınır. Yani bir tek atomu bile kainattan ayrı düşünmek mümkün değil. Kainatta bir birlik ve beraberlik hakikati vardır.

İşte bu düşünce Tevhid hakikatini bildirir. Bu konuda Risale-i Nurda yüzlerce misal bulmak mümkün.

Bu konuda iki anekdot ise şöyle:

“Her şeyde bir vahdet var. Vahdet ise, bir vâhide delâlet ve işaret eder. Evet, vâhid bir eser, bilbedahe vâhid bir sâniden sudur eder. Bir, elbette birden gelir. Her şeyde bir birlik bulunduğundan, elbette birtek zâtın eseri ve san’atı olduğunu gösterir.

Evet, bu kâinat bin birlikler perdeleri içinde sarılı bir gül goncası gibidir. Belki esmâ ve ef’âl-i umumiye-i İlâhiyenin adedince vahdetleri giymiş birtek insan-ı ekberdir. Belki, envâ-ı mahlûkat sayısınca dallarına vahdetler, birlikler asılmış bir şecere-i tûbâ-i hilkattir.(2. Şua)”

Heisenberg’in belirsizlik prensibi

Heisenberg’in ortaya koyduğu düşünceye göre bir elektronun konumu ile hızını aynı anda ölçemezsiniz. Hızını ölçtüğünüzde konumu, konumu ölçtüğünüzde hızı belirsizleşir. İşte bu prensibe “belirsizlik prensibi” adı verilmekte. Yani eşya vücuda gelmeden önce belirsiz bir konumda veya hızdadır.

Bu belirsizlik halini ise belirli bir hale getirmek için elbette ki bir üst İradeye ihtiyaç vardır. Yani atomlar ve zerreler başlangıçta sel gibi bir halde iken bir İradenin tercih ve emri ile belirli bir eşya haline gelirler.

Bu hakikat de şöyle ifade edilmekte:

“Halbuki herşeyin şekli, heyeti hadsiz tarzlarda olabildiği için, hadsiz had ve hesaba gelmez eşkâller, miktarlar içinde bir tek şekil ve miktarda, sel gibi akan anâsırın zerreleri dağılmayarak, muntazaman, miktarsız, kalıpsız, birbiri üstünde kitle halinde durdurmak ve zîhayata muntazam bir vücut vermek, ne derece imkândan, ihtimalden, akıldan uzak olduğu görünüyor. Elbette kimin kalbinde körlük yoksa görür. (Tarihçe-i Hayat, s.159)”

Kuantum sıçrama ve ışınlama olayı

Kuantum dünyasındaki belki de diğer bir ilginç düşünce ışınlama olayıdır. Yani maddeyi bir noktadan başka bir noktaya nakletmek olayı. Son yapılan çalışmalarda fotonların nakli yapılabilmekte. Belki de yakın bir gelecekte, Uzay Yolu filminde olduğu gibi, eşyanın kendisi de bir noktadan bir noktaya nakledilebilecek. Çünkü bu konunun gerçekleşeceği hakkında Kuran bize kesin bir bilgi veriyor.

Bu bilgi ise Risale-i Nurda 20. Sözde izah edilmiş:

“Semâvî kitapların esrarına vakıf bir âlim, ‘Sen daha gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm’ dedi.” (Neml Sûresi, 27:40.) ayeti işaret ediyor ki, uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sureten ihzar etmek mümkündür.”

Demek ki uzak mesafeden eşyayı yakına getirmek mümkün. Hz. Süleyman bir peygamber mucize si nevinden Yemen’deki tahtı Şam’a getirmişti. İşte bu mucize günümüzde kuantum ışınlama ile ifade edilmekte.

Netice-i kelam

Bu kısa çalışmada Risale-i Nurda geçen bazı tabirler ışığında kuantum düşünce tekniği konusunu izah etmeye çalıştık. Elbette ki bu çalışma bir akademik çalışma değildir. Belki teorik fizik konusunda çalışma yapabilecek ehl-i ilme bir işaret nevinden kısa bir fikir vermektir. Zira bu konu yüksek lisans ve doktora seviyesinde bir araştırmaya konu olabilecek bir husustur. Bu kısa çalışmamız umuyoruz ki bu konuda araştırma yapmak isteyenlere küçük bir fikri kapı açacaktır.

Benzer konuda makaleler:

1 Trackback / Pingback

  1. Risale-i Nurda İzafiyet Teorisi | EuroNur · SaidNursi.de

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*