EURONUR ÖZEL

Risale-i Nur’dan Mutluluk İpuçları

Özel Makale / Mutlu

Huzurda Olmadan Huzur Bulunmaz: Aradığı Yeri Bilmeyen Mutlu Olamaz

Kardeşim! Günün koşuşturmacası içinde bazen omuzlarımızın ortasına oturan o ağır yükü sen de tespit ettin mi? Hani her şeyi kontrol etmeye çalıştığımız, yarının kaygısını ve dünün pişmanlığını aynı anda  zayıf omuzlarımızda taşıdığımız o anlar…

Günümüzün tüketim kültürü ve toksik pozitiflik anlayışı bize sürekli mutlu olmamız gerektiğini fısıldıyor. Bir acı hissettiğimizde ya da zorlandığımızda sanki suçlu bizmişiz gibi hissettiren çaresiz bir döngünün içine düşüyoruz.

Modern psikoloji acıyı tamamen yok edemeyeceğimizi, onunla yaşamayı öğrenmemiz gerektiğini söyler. Risale-i Nur ise bir adım daha ileri giderek, insanın acılarını ve sınırlılıklarını —yani o kalbimizi sıkan acziyet ve fakriyet hissini— adeta paha biçilmez birer mücevhere ve mutluluk aracına dönüştürür.

Çoğumuz mutluluğu hep dışarıda arıyoruz: Yeni bir ev, daha iyi bir kariyer veya yüksek bir gelir ve bir sürü şey… Bunları elde ettiğimizde kısa süreli bir sevinç yaşasak da çok geçmeden alışıyor, eski nötr halimize dönüyoruz. Daha fazla haz arayışı, kişiyi bitmek bilmeyen bir tatminsizlik döngüsüne sokuyor.

Çünkü insanın kalbi ve arzuları sonsuzdur, gücü ise son derece sınırlı… Fani ve geçici şeylere bağlanan bir kalp, o şeylerin yok olmasıyla veya yetersiz kalmasıyla kaçınılmaz olarak acı çeker. Geçici lezzetler, bittiğinde arkalarında kalpte derin bir yara bırakır.

Hakiki mutluluk, dış dünyayı değiştirmekle değil; dış dünyaya bakan zihni ve kalbi dönüştürmekle, yani bakış açımızı değiştirmekle mümkündür.

İnsan, kainattaki her şeyin bir Sahibi ve Yaratıcısı olduğunu kavradığında, o derin yalnızlık ve anlamsızlık hissinden kurtulur.

Yükünü Gemiye Bırak

Gemiye binen bir adam, ağır yükünü sırtından indirip geminin güvertesine koymazsa hem boşuna yorulur hem de komik duruma düşer. Sen şu an koca bir kâinat gemisinde, kendi küçük paketini sırtında taşıyıp eziliyorsun. O paketi geminin sahibine teslim etme zamanı gelmedi mi?

Bizler bu hayat gemisinde seyahat ederken; gelecek kaygısını ve başarıyı sürdürme stresini küçük birer paket yapıp kendi cılız omuzlarımıza yüklüyoruz. Sınırsız arzularımıza karşılık gücümüzün yetersizliğini yani aciz ve fakir oluşumuzu kabullenemediğimiz için bir bunalım yaşıyoruz.

Oysa sorumlu olduğun şeyleri yapıp, kontrol edemeyeceğin sonuçları Sonsuz Bir Rahmete havale etmek düsturunu benimsemek ruha öyle bir nefes aldırıyor ki…

“Kadere iman eden, kederden emin olur”

sırrınca, paketi Sonsuz Rahmet’e teslim ettiğimizde omuzlarımızdaki o hayali ama ezici yük bir anda hafifleyiveriyor.

“Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az bir zaman kalan bir memur misafirdir.” Sözler- Yirminci Söz

Kendimizi bu dünyanın ebedi sahibi sanmadığımızda, yaşadığımız kayıplar yıkıcı birer trajedi olmak yerine hikmetli birer  ve sonucunda kazanacağımız bir imtihana dönüşür.

İnsanın olayları okuma biçiminin iç dünyasını nasıl şekillendirdiği şu vecizede öylesine açık ve anlaşılır gösterilmiş bize.

“İman bir manevi tûbâ-i cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise manevi bir zakkum-u cehennem tohumunu saklıyor”  Sözler – İkinci Söz

Gafletli bakış; kainatı başıboş, insanı kimsesiz, ölümü ise ebedi bir yok oluş olarak görür. Böyle bir bakış açısı insanı saraylarda bile yaşatsa ruhunda manevi bir cehennem taşır ve yakar da yakar.

İmanlı bakış ise kainatı Sâni-i Zülcelâl çizilmiş bir sanat sergisi olarak okur. Başa gelen musibetleri birer terbiye, ölümü ise ebedi saadetin başlangıcı sayar. Nitekim Risale-i Nur’un o meşhur elmas kaidesi her şeyi özetler:

“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.”

Reçeteler

Ruhumuzu ve kalbimizi sıkıştıran pek çok hisse karşı Risale-i Nur sayfalarında son derece ferahlatıcı reçeteler buluruz.

Kaygı

Mesela gelecek kaygısı ve anksiyete karşısında kader ve tevekkülü hatırlatır Aziz Üstad ve “Kaderi tenkit eden başını örse vurur, kırar,” der. İşini yapıp gerisini Rahmet’e havale etmek insanı sakinleştirir.Bu bizzat test edildi.

Hırs

Günümüzün en büyük hastalıklarından olan hırs ve kanaatsizlik karşısında ise İktisat Risalesi imdadımıza yetişir: “Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.” Eldekinin farkına varıp şükretmek insana ebedi bir mutluluk, huzur ve zenginlik verir.

Hastalık

Hastalıklar ve fiziksel elemler konusunda ise Hastalar Risalesi bakış açımızı kökten değiştirir. Hastalık ömrü zayi etmez; ibadet hükmüne geçip ömrü meyvedar kılar. İnsana aczini hissettirip Halık-ı Rahim’ine iltica ettirir.

İnsanın kalbi sonsuz arzulara müpteladır ve gücü son derece sınırlıdır. İnsanın ruhundaki o gizli acıyı dindirmesi için iki temel dayanağa ihtiyacı vardır:

Birincisi, karşılaştığı sayısız musibet, hastalık ve felakete karşı ayakta kalabilmek için sığınacağı sonsuz bir Kudret’e dayanmaktır ki buna Nokta-i İstinad denir.

İkincisi ise, ebediyete kadar uzanan emellerini ve arzularını tatmin edecek sonsuz bir Rahmet’ten medet ummaktır, yani Nokta-i İstimdat…

Hakiki  elemsiz mutluluk problemsiz bir hayat yaşamak değil; fırtınaların ortasında bile sığınacak güvenli bir limana sahip olmaktır. İnsan bu iki dayanağı bulduğunda, bütün dünyayı verseniz dindiremeyeceğiniz o boşluk nihayet tam bir doyuma ulaşır.

Risale-i Nur sayfaları arasında dolaşırken insan bir vaaz dinlemiyor; aksine ruhunu çok iyi tanıyan, acılarına şefkatle dokunan samimi bir dostla dertleşiyor. Said Nursi bir vaiz gibi üstten konuşmaz; önce insanın ruhundaki o derin acıları teşhis eder, ardından Kur’an eczanesinden kalbe iyi gelecek pratik şifalar ve reçeteler sunar.

Eğer bugünlerde sizin de içinde bir yorgunluk varsa, sırtındaki o ağır yükleri bir an olsun güverteye bırak. Bir nefes Risale-i Nur açıp o ferahlatıcı iklime bir adım at. Nefes al.

Göreceksin ki bu kainat gemisinde seyahat etmek bir eziyet değil, her anı şükürle dolu eşsiz bir huzur seyrine dönüşecektir.

Hadi, şu an tam da bu satırları okurken yürekten bir “Hasbunallahu ve ni’mel vekîl” diyelim ve bütün yüklerimizi o kainat gemisinin güvertesine bırakalım.

Sana bu hayatı veren Rabbine güven, hayatından memnun ol ve şikayetleri bir kenara bırak. Şimdi derin bir abdest al, huzur bulmak için huzura çık ve tüm kalbinle ve ruhunla  de ki: “Rabbim, ben geldim…”

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu