Risale-i Nur’u doğru okumak üzerine

Başlığı Said Nursî’yi doğru okumak üzerine de demek mümkün, ama biz yine de ne demek istediğimizi ağabeyi Molla Abdullah ile arasında geçen konuşmadan ders çıkararak anlatalım.

Molla Abdullah, büyük evliyadan olan Hazret-i Ziyaeddin’e bağlıdır ve mensubiyetinin alâmeti olarak onun, her şey ile alâkasının olduğunu ifade eder. Üstad Bediüzzaman ise kişiye hakkını vererek, ama mübalâğa etmeden sevilmesini anlatır. İnsan sevdiği kişiyi kendi anladığı ve kabul ettiği şekilde ve ona atfettiği unvan ve makam ile muhabbet eder. Muhabbet öyle olmalı ki o kişinin aslı ve esası bilindiğinde muhabbet değişmemelidir. Muhabbetin mübalâğalı şekilde tatbiki, yapan kişiye belki zarar vermez, ama suizanlara sebebiyet verebilir. Hakikati gören ve anlayan kişi, muhabbeti; vazife ve hizmete vesile edilmeyi ölçü kabul etmelidir. Sünnet-i Seniyye dairesinde, hakikat mesleğinde, ehl-i imana halis ve tesirli hizmet ettiğine inanılan zevata muhabbet ederken, hayali Ziyaeddin’e değil hakikî Ziyaeddin’e muhabbet edilmelidir.

Muhabbetin tabiatında mübalâğa vardır ancak sınır tanımaz hâle gelirse şirk uçurumun düşme tehlikesi mevcuttur. Eğer, Risale-i Nur ve Üstad Bediüzzaman’a muhabbet ciddî ise onu sadece vesile ve vasıta olarak görmek gerekir. Zira üzümün özellikleri kuru çubuğunda aranılmaz. Risale-i Nur’da bulunan üzüm mesabesindeki Kur’ânî mânâlar, kuru çubuk benzetmesi ile vesile olan Said Nursî’ye ilhamen yazdırılan hakikatlerdir. “İfrat gibi tefrit de muzırdır, belki daha ziyade. Fakat ifrat tefrite sebep olduğundan, daha ziyade kabahatlidir.” Muhabbette ölçüyü aşan ifrat halleri, tenkit, ihraç ve tekfir gibi tefrit hallerine sebep olduğunu unutmamak gerekir. O halde sevdiğimiz zevata muhabbetin ölçüsü yine Kur’ân’dadır: Enbiyâ ve evliyâya Kur’ân’ın tarif ettiği tarzda muhabbetin neticesi: O enbiyâ ve evliyânın şefaatlerinden berzahta, haşirde istifade etmekle beraber, gayet ulvî ve onlara lâyık makam ve füyüzâttan o muhabbet vâsıtasıyla istifâza etmektir.” 1

Evet, Bediüzzaman Said Nursî ahirzamanın mühim bir müceddit ve müctehididir. Onu Mehdi-i azam olarak da kabul edebilirsiniz. Bundan ilerisi hata olur. Risale-i Nur Külliyatı Kur’ân’ın manevî tefsiridir, daha ilerisini yüklemek yanlış olur. Bu iki yanlışa sebebiyet verecek bir üçüncü yanlışa malzeme olmak katmerli hata olur. Evet, “Üstadınız lâyuhti ( hatasız) değil; onu hatasız zannetmek hatadır” tavsiyesinden hareketle muhabbet ettiğimiz zevatı hatasız kabul etmek hatadır. Kaldı ki ismet sıfatı sadece peygamberlere mahsustur. Risale-i Nur Külliyatı, hakikatlere dair meselelerde, bazen hepsi ve bazen de tafsilatı ilham ile kalbe doğan hakikatlerden olduğu için hemen umumiyetle şüphesizdir, kat’îdir.2 Hakkın hatırını âli tutan bir manzumedir.

Risale-i Nur’u takdim ederken mübalâğaya düşmeden, sloganvari ifadelerle değil hakkını vererek anlatmak en isabetli olanıdır. Hangi şey vasfedilecekse olduğu gibi vasfetmek en iyisidir. Esasında övmede aşırılığa kaçmak farkında olmadan medhettiği şeyi dolaylı olarak kötülemektir.

Risale-i Nur’un, medhedilmeye ihtiyacı yoktur, sadece perdesiz nakledelim kâfidir. Zira, Sözler güzeldirler, hakikattirler. Fakat benim değildirler; Kur’ân-ı Kerîm’in hakâikinden telemmu etmiş (parlamış) şuâlardır”3 ifadesindeki prensibe uyalım yeterlidir.

Dipnotlar:
1- Sözler (2016), s. 728.
2- Tarihçe-i Hayat (2013), s. 325.
3- Mektubat (2013), s. 627.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*