EURONUR ÖZEL

Ruhun Yıldızlara Yolculuğu

Özel Makale / yolcu

Ahirete Giden Sevdiklerimize Rahmet Duasıyla

Onu kaybettik, dedi ağlayarak; hıçkırıkları bütün bahçeyi kaplamıştı.

“Hayır,” dedi, “hayır. Kaybetmek Arapça ‘gayb’ kelimesinden gelir. Onu gaybettik, yani göremiyoruz sadece.”

Ve aslında ona tam ne oldu biliyor musun?

O Bir Yolcu

Onun ebedî bir hayata mazhar ve ebedî bir saadete namzet olan ruhu, eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktı; işte bu kadar…

Nazarı gafletle bakarsak, yani ölüme sadece maddeci ve sığ bir pencereden bakınca, hayatı bir “ömür ağacı” olarak görürüz. Bu ağacın en ucunda sallanan tek meyve ise ölümdür. Gafletle bakıldığında ölüm bir yok oluştur; insanın çürüyüp gitmesi, her şeyin bitmesidir. Bu bakış açısı insana dehşetli bir acı verir; dünyada insanın kalbi paramparça olur, buna dayanamaz.

İman gözlüğünü takınca o ağacın ucundaki meyvenin aslında bir “ceset” veya “yokluk” olmadığını “ilmelyakîn” (şüpheye yer bırakmayacak kesin bir bilgiyle) anlar, idrak ederiz. İnan bana, dene ve gör…

Biliyorsun, beden ruhun geçici olarak ikamet ettiği bir “yuva” sadece.

Ölüm ise ruhun yok olması değil; vadesi dolmuş, eskimiş, sınırlı ve hantallaşmış olan beden kafesinden kurtulmasıdır. Ne dersin?

Yıldızlarda gezmekten bahsediyor Üstad.

Ruhun, kısıtlı dünya kayıtlarından kurtulup çok daha geniş, nurani ve ebedî bir âlemde serbestçe dolaşmaya başlamasının tam veciz bir ifadesidir bu…

Hakiki bir Kur’an tefsiri olan Risale-i Nurlardaki iman bahisleri bize diyor ki: Sen sadece bu 60-70-80 yıllık kısa ve çok kayıtlarla sınırlandırılmış bir hayattan ibaret değilsin. Sen ebedî bir hayata mazharsın (ona layık görüldün, cennet senin için hazırlandı) ve sonsuz bir mutluluğa adaysın.

“Mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bakiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bakiyenin mukaddimesidir.” (Mektubat, Birinci Mektup, İkinci Sual)

Ve biliyor musun, o senin de benim de çok sevdiğin kişi var ya…

Yine Görüşeceksiniz

“Ahbabın gittikleri âlem karanlıklı değil, yalnız yerlerini değiştirdiler; yine görüşeceksiniz.” (Lem’alar, Yirmi Altıncı Lem’a, On Üçüncü Rica)

Aslında sadece yer değiştirdi. Allah ona rahmetiyle muamele etsin. Bir gün görüşeceğiz inşallah.

Aslında o gidenler kurtuldular ve gençleştiler, özgürleştiler. Bizim vazifemiz ağlamak değil; hem kendimize ibret almak hem de ahiret yolcusunun ardından ona destek azığı olan dualar, fatihalar, yasinler göndermek olsa gerek. Ne dersin?

“Ölüm, saadet-i ebediyeye mukaddemedir; bu itibarla nimet sayılabilir. Çünkü nimetin mukaddimesi de nimettir. Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir. Binaenaleyh ruh, ceset kafesinden çıkarsa necat bulur.” ( İşaratü’l-İ’caz )

Kardeşim, biz vücuda, nuristana ve saadet-i ebediyeye giden yolcularız. Aslında iman nazarıyla baktığımızda yüzümüzde bir gülümsemeyle “Ya Bismillah” deyip gideriz.

“Dünyanın bin sene mesudâne hayatı, bir saat hayatına mukabil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukabil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun.” (Mektubat, 20. Mektup)

Ağlamayı bıraktı ve hep birlikte bütün ehl-i imanın ruhlarına binler Fatiha niyetine bir Fatiha okudular.

Gonca gül açtı, tohum filizini çıkardı, bülbül şakıdı, kelebek tayran eyledi.

Ve Haşir Risalesi’ni açtılar.

Ya Bismillah.

“Bâb-ı İhyâ ve İmâtedir. İsm-i Hayy-ı Kayyûmun, Muhyî ve Mümîtin cilvesidir.”

Deniz Pamir

Satırlarında kainatın sırrını arayan bir kalem… Kelimeleri, hikmetin derinliklerinden süzülen bir nur gibi, zihinleri aydınlatır ve kalpleri ferahlatır. Her cümlesi, mahlukatın ince nakışlarından Halık’ın sonsuz rahmetine bir davetiye gibidir. O, fani sözcüklerle baki hakikatlere köprü… Devamı »

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu