Said Nursî’den; insanlara, namaz nasihatleri…

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, imandan sonra en büyük hakikat olan namaz için birçok insana nasihatte bulunmuştur.

Bunu, insanların ‘cennet bileti’ mesabesindeki namazlarına dikkat etmeleri hususunda yapmıştır. Hele bazı meslek sahibi insanlara, bu mevzuda daha bir ayrı ehemmiyet vermiştir. Risale-i Nur’un çeşitli yerlerinde muhataplarına hitap ederken, “Farzlarını yapan, kebîreleri işlemeyen, kurtulur” demiştir. Bunu, çeşitli yerlerde, çeşitli insan sınıfına hitab ederek söylemiştir Üstad. Kırlarda v.s gezinirken rast geldiği bazı meslek sınıfındaki insanlara da, hapishanedeki mahkûmlara da, ziyaretine gelen öğretmen, subay v.s gibi insanlara da bu meyanda nasihatleri olmuştur. Genellikle yanında talebeleri olduğu halde yapılan bu görüşmelerde, insanlarla olan münasebetlerini ağabeylerimiz, bizlere şöyle aktarıyorlar:

“Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte bir gün, Eskişehir’deki Yıldız Otelinde bulunuyorduk. Şeker Fabrikasından yanına gelen birkaç işçi ve ustabaşına kısaca dedi: ‘Siz farz namazlarınızı kılsanız, o zaman, fabrikadaki bütün çalışmalarınız ibadet hükmüne geçer. Çünkü milletin zarurî ihtiyacını temin eden mübarek bir hizmette bulunuyorsunuz.’

“Yine bir gün, Eğirdir yolu altında oturmuş Rehber’i okuyorduk. Tren yolunda çalışan birisi geldi. Ve Üstad, ona da aynı şekilde: Feraizi eda edip (farzları kılıp), kebairden (büyük günahlardan) çekinmek şartıyla; bütün çalışmalarının ibadet olduğunu, çünkü on saatlik bir yolu bir saatte kestirmeye vesile olan tren yolunda çalıştığından mü’minlere, insanlara olan bu hizmetin boşa gitmeyeceğini, ebedî hayatında sevincine medar olacağını ifade etmiştir.

“Yine bir gün vaktiyle Eskişehir’de, tayyareciler ve subaylar ve askerlere de aynen şu dersi vermişti: ‘Bu tayyareler (uçaklar), bir gün İslâmiyete büyük hizmet edecekler. Farz namazlarınızı kılsanız, kılamadığınız zaman kaza etseniz, asker olduğunuz için her bir saatiniz on saat ibadet; hususan hava askeri olanların bir saati, otuz saat ibadet sevabını kazandırır. Yeter ki kalbinde îman nuru bulunsun ve îmanın lâzımı olan namazı ifa etsin.

“Hem Barla, hem Isparta, hem Emirdağ’da çobanlara derdi: ‘Bu hayvanlara bakmak, büyük bir ibadettir. Hattâ bazı Peygamberler de çobanlık yapmışlar. Yalnız, siz farz namazınızı kılınız, tâ hizmetiniz Allah için olsun.’

“Yine bir gün, Eğirdir’de, elektrik santralinin inşaasında çalışan amele ve ustaya: ‘Bu elektriğin umum millete büyük menfaati var. O umumî menfaatten hissedar olabilmeniz için, farzınızı kılınız… O zaman bütün sa’yiniz, uhrevî bir ticaret ve ibadet hükmüne geçer’ demiştir.”

Dikkat ediyor musunuz? Üstad, namaz ile alâkalı bu nasihatlerini, çeşitli meslek grubundaki insanlara yaparken, hem onları incitmiyor, mesleklerinin güzelliğini ve vatana, millete olan hizmetlerinin özelliğini anlatıyor; hem de muhakkak namaz kılmalarını tenbihliyor.

Üstadın bu mezkûr nasihatlerinde kullandığı “farzları kılsanız” ifadesiyle ilgili olarak “Acaba sadece namazlardaki farzların kılınmasını mı kastediyor?” diye soruyorlar. Beraber yaptığımız müzakerelerde, bunun iyi anlaşılması gerektiğini, burada namazlardaki, yani beş vakit namazda sadece farzların değil, beş vakit namazın, sünnetleriyle beraber, hepsinin kılınmasının kastedilmiş olması gerektiğini ifade ediyorduk.

Gerçekten de, dikkat edilirse, “kâinattaki en yüksek hakikatin imandan sonra namaz” olduğunu ifade eden ve beş vakit namaza birçok yerde tahşidat yapan Bediüzzaman Hazretlerinin kastettiği,  farz olan beş vakit namazdır. Nitekim yine bir yerde, “…Beş farz namazını kılan ve yedi kebâiri terk eden zatları…” diye ifadesiyle beş vakit namazı “beş farz namaz” olarak nazara vermektedir. Çünkü malûmunuz, beş vakit farz namazın dışında, çeşitli şekil ve vakitlerde kılınan sünnet namazlar, yani nafile olan namazlar da vardır. Beş vakit namaz kılmayan veya kılamayan insanlara Üstadın yaptığı nasihatlerde söylediği, farz olan beş vakit namazdır. Burada bizim anladığımız farz olan namazları (beş vakit) kılsalar, nafile kılmadan da olabileceğini ifade etmektedir. Çünkü beş vakit namazın usûlünü bize tarif eden Hz. Peygamber’dir (asm). O nasıl kıldıysa, bize de öyle tarif etmiş ve ümmet de öyle kılmaktadır.

Yine Peygamber’in (asm) buyurduğu şu hadis-i şerif de çok dikkat-i şayandır. Buyuruyor ki: “Sabah namazının iki rekât sünneti, dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır” Dikkat ediniz, ”farzı” demiyor, sünneti diyor. Yani bu beş vakit farz namazların kırk rek’âti de bir bütündür. Hatta tekidsiz olan (kuvvetli olmayan, yani Peygamberimizin (asm) bazen terk ettiği, ama çok az terk ettiği) ikindi ve yatsının dört rekât sünnetleri hakkında da Peygamberimizin (asm) yine teşvik ve terğibleri vardır.

Hülâsa, Üstadımızın buradaki ifadelerinden bizim anladığımız; farz olan beş vakit namazı sünnetleriyle birlikte kılmaktır. Ama önce farzlara teşvik ederek tedricen namaza alıştırmayı hedefleyen bir tebliğ metodu takip ediyor olması da mümkündür. Hiç kılmayanları evvelâ farzlara teşvik edip, ardından sünnetlere de özendiren bir metod…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*