Saldırı soruları…(2)

İsrail saldırısında, kuşatılan sivil yardım gemilerine “izin” verip koruyucu gözlemci verilmemesine, ardından yardıma koşmayıp İsrail’in insafına bırakılmasına mâkul bir cevap verilemiyor.

Doğrusu, gemilerin yardım çağrılarına kayıtsız kalınmasının, saatlerce süren kuşatmaya ve İsrail limanına çekilmesine Ankara’nın seyirci kalmasının hiçbir geçerli gerekçesi yok.

Sahi neden İsrailli yetkilileri açık bir dille uyaran görüşmeler yapmadı?

Başbakan Erdoğan, “Savaş için gitmediler, gözlemciye gerek yoktu” diyor. Lâkin deneyimli diplomatlar, İsrail’in Gazze’yi ablukaya almasına ve yardım filosunu engellemesine karşı Türkiye’nin elinde meşrû esaslı gerekçeler bulunduğunu belirtiyorlar.

Buna göre, Ankara, öncelikle 1860 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararını İsrail’e ileterek Gazze’yi ablukaya alıp ambargo uygulamaya ve sivil yardım filosunu engellemeye hiçbir hakkı olmadığını kararlı bir biçimde bildirebilirdi. Uluslar arası alanda ciddî diplomatik çabalarla İsrail’in barikatını kırabilir; filonun Filistin’e ulaşmasını sağlayabilirdi…

Gerçekten neden İsrail makamları aranmadı? Niçin gemiler daha kuşatma altında saldırıya uğramadan, bölgeye ve uluslar arası hava sahasına âcilen bir-iki savaş gemisi ve jetler gönderilmedi?

Hükûmet, İsrail makamlarıyla görüşmeden ve güvencesini almadan yardım konvoyunun yola çıkmasına hangi sâikle izin verdi? 600 sivili ve yüzlerce tonluk gıda, ilâç tıbbî ve yardım malzemesini taşıyan insanî yardım filosunu neden haydutlukta ve korsanlıkta sâbıkalı İsrail’in zulmüne bıraktı?

HANGİ ETNİK DİPLOMASİ?

İsrail, Gazze’ye gidişi engellemek için, gemilerin motorlarını susturup pervanelerini bağlayabileceği ve rahatlıkla Aşdood limanına çekebileceği halde, niçin havadan ve denizden otomatik silâhlarla, bombalarla saldırmayı seçti? “Yardım konvoyu” üzerinden Türkiye’yi tuzağına çekmek için mi?

Yine yüzlerce vatandaşının İsrail hapishanelerinde doldurulup günlerce hesâba çekilmesinin “mesaj”ı nedir? İsrail askerlerinin tutuklulara psikolojik tâciz ve işkenceyle birlikte “one minute” demeleri, İsrail kabinesinin sözde “en ılımlı” ismi Savunma Bakanı Barak’ın ve “one minute”ın muhatabı Cumhurbaşkanları Peres’in operasyona katılan ve askerleri ziyaret edip kutlamasının ve “Gemide teröristler vardı” cümlesinin anlamı nedir? Erdoğan’ın altı doldurulmayan “one minute!” çıkışının intikamını almak için mi?

Bütün bunlar bir yana, İHH sözcülerinin, gazetecilerin ve bazı yolcuların, ısrarla ölü ve yaralı listesinin daha kabarık olduğu ve bazı yolcuların denize atıldığı iddiaları ne derece doğru? Hâlâ kayıplardan bahsedilmesi benzeri çelişkilerin sebebi nedir? Saklanan bir şeyler mi var? Neden üzerinden günler geçtiği halde bir türlü doğru tesbitler yapılamıyor?

Türkiye’nin uluslar arası hukuktan kaynaklanan haklarıyla, başta Mavi Marmara olmak üzere, Gazze’ye yardım gemilerini üç gün içinde geri istediği belirtiliyor. Ancak İsrail, el koyduğu gemileri hâlâ iâde etmiş değil. İsrail’in gemilerdeki yüzlerce ton yardım malzemesini boşaltıp Gazze’ye gönderdiği ve Filistinli yetkililerin bunu kabul etmediği haberlerinin te’yidi neden hâlâ yapılmadı, yapılmıyor?

İsrail’in bu yardım malzemelerini alıkoymasına, hâlâ iâde edilmeyen, çoğu Türk vatandaşlarının kimliklerinden, paralarından, şahsî eşyalarına, gazetecilerin kamera ve fotoğraf makinelerine, bilgisayarlarına, kasetlerine el koymasına karşı hükûmet hangi etkin diplomatik teşebbüste bulunmakta?

İSRAİL’E “YENİ BÜYÜKELÇİ” HAZIR!

Görünen o ki, Ankara, İsrail’e lâfla bunca kınama yerine, savaş şartlarında bile benzeri görülmeyen uluslar arası hukuk ve insanlık dışı saldırıların hesâbını, Cumhurbaşkanı Gül’ün ifâdesiyle sonraya bırakmakta; “uluslar arası câmia”ya havale etmekle kalmaktadır.

Buna mukabil saldırının ilk gününde, “Kimse bizden savaş gemisi göndermemizi beklemesin” diyen Başbakan Yardımcısı Arınç, “Hislerimizle hareket edemeyiz; varlığını kabul ettiğimiz bir devleti yok farzedemeyiz, ‘ben seni defterden sildim’ diyemeyiz” diye güya “reel politik”ten dem vurmakta…

Oysa kimsenin AKP hükûmetinden İsrail’i defterden silmesini beklediği yok. Millet, siyasî iktidarın, salt “söylem”le ve “kınamak”la kalmamasını, eylem ve yaptırımda bulunmasını bekliyor. Erdoğan’ın meydan meydan dolaşıp halka karşı “İsrail’in devlet terörüyle her türlü rezilliği, alçaklığı ve zorbalığı yaptığı” yakınmalarının ve “Yanlarına kalmayacak, hesâbı sorulacak” meydan okumalarının gereğini gözlüyor…

Ve daha gemiler gelmeden İsrail’le “olumlu adımlar”dan bahsediliyor. Mâruz bırakıldığı “alçak koltuk krizi”yle daha önce geri çağrılan ve son saldırı üzerine “istişâreler için geldiğini” söyleyen Türkiye’nin Telaviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’un yerine atanan yeni Büyükelçi Kerim Uras’ın gönderilmesi için temaslar sürüyor…

Üç askerî tatbikatın iptali dışında sembolik de olsa bir tek askerî ihâleyi, savunma sanayii işbirliğini, ekonomik anlaşmayı iptal etmiyor, dondurmuyor; neden?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*