![]()
Sason ayaklanmasının sebebi bir önceki yazımda belirttiğim üzere köylerde vergi toplamak için Sason kaymakam vekili, müftü, malmüdürü, vergi tahsildarı, askeriyeden de bir yüzbaşı bir köye gidiyorlar. Köyde misafir oldukları evin hanımına yüzbaşı sarkıntılık ediyor. Evin sahibi farkedince silaha sarılıyor. Bu arada yüzbaşı kaçıyor, geride kalanları öldürüyor. Hadise Ankara’ya isyan olarak intikal ediliyor. Ankara’dan gelen talimat üzere rast gele köylüler top, tüfek ve uçakla saldırmaya başlıyorlar. Tarihte en uzun ayaklanma olarak geçen Sason isyanı yedi sene devam eder. Sonuçta 800 sivil,80 asker zayiatıyla isyan bastırılmış oluyor.
İsyanın ardından yöre halkı zoraki göçe tabi tutulup, trenle iç Anadolu ile Batı ilerine binlerce insan sürgün ediliyor. Memuriyet icabı 2000 yıllında Diyarbakır’dan Boğazlıyan’a TMO şube Müdürlüğüne tayinim çıktı. Mevsim hasat dönemine denk gelmişti üreticilerle haşir neşir olduğumuz bu dönemde, bir gün yörede namı değer çiftlik sahibi Halim ağa isminde bir çiftçi yanıma geldi, bana son derece yakınlık gösterip dayı diye hitap ediyordu.
Halim ağa: “Dayı çok acıklı bir hadiseyi sana anlatacağım” dedi. Buyurun dedim.
Halim ağa: Annem aslen Siirt’in Kurtalan kazasından Abdullah Tandoğan’ın ablasıdır. “Abdullah bey bizim de aile dostumuzdur” dedim.
Halim ağa, Sason ayaklanmasının ardındaki zulmü şöyle anlatmaya başladı:
Sason’dan iç Anadolu ve Batı illerine kömürle çalışan buharlı trenle insanları sürgün ettiler. Sürgün edilenlerden bir grup Yozgat’ta bağlı Yenifakılı tren istasyonunda indirip ikiye ayırdılar. Bir grup Sivas’sa, diğer grupta Yozgat’ta bağlı Boğazlıyan ilçesine gönderdiler. Annemin kocası Sivas grubuna düştü, annem iki çocuğu ile Boğazlıyan’a getirdiler. Ne annemin kocası, ne de annem Türkçe bilmedikleri için sesiz kalıp kaderlerine teslim olmuşlar.
Hulâsa annemin kocası Sivas’ta on iki sene kaldıktan sonra aftan yararlanarak Kurtalan’a dönüyor.
Annemi de iki çocuğu ile birlikte Boğazlayan’a getiriyorlar. Boğazlayan’da babam anneme sahip çıkıyor. Babam Yugoslav göçmeniydi, annemden ben ve Salim isminde iki kardeş dünyaya geliyoruz. Annemin eski kocası on iki sene sonra trenle Yenifakılı’ya, oradan da Boğazlıyan’a geliyor. Bir kahvehanede başından geçeni oradakilere anlatıyor. O esnada babam da oradaymış, babam ona, “senin anlattığın üzere kadın iki çocuğuyla birlikte yanımdadır. Ben eve gideyim, durumu hanıma anlatayım, senin yanına dönmek isterse iki çocuğunla sana getireceğim.” der.
Babam eve gelir anneme durumu anlatır. ” Annem on iki sene sonra geri dönmem.” der. Babam, kahveye gelir “ karı seni istemiyor “ der. Babam onun yol parasını veriyor, tekrar Kurtalan’a dönüyor.
Bu arada iki üvey kardeşlerimiz de büyüyünce Edirne’de sürgünde bulunan amcalarına gittiler.
Halim ağa ile dayı yeğen olarak münasebetimiz devam etmeye başladı, bir gün Halim ağa bana “dayı filanca köyde bir teyzem var gel onların köyüne gidelim.” dedi. Teyzesinin köyüne beraber gittik, teyzesi çok basit bir evde oğlu ile beraber kalıyorlardı, biz de teyzenin kumasından hal vakti yerinde olan çocuğun evine gittik, teyzeyi yanımıza çağırdılar.Teyze yaşlı amma çok zeki biriydi, ona, “biraz kendinden bahseder misin.” dedim.
Teyze bir ah çekip konuşmaya başladı…..!
Bizi Diyarbakır’dan trenle Yenifakılı ilçesine getirdiler oradan da bir kaç asker himayesinde bulunduğumuz bu köye getirdiler. Ben çok küçüktüm köyün ağası kolumdan tutup evine götürdü. Hanımına: “Ben dilsiz bir kuş sana getirdim” dedi. küçük yaşta evin hanımı ve hizmetçisi olarak kaldım. Teyze, halinden pek memnun değildi, çok zorluklarla bugüne kadar geldiğini anlattı. Geçmiş günlerin acısını sanki o gün yaşıyormuş gibi mustarip idi.
Bir ara bana “seni tanımak istiyorum,” dedi. Kürt musun, dümbüli (Arap) misin, kimlerdensin yöreyi çok iyi hatırlıyordu sorularına cevap verdim. Memleket hasreti ile tutuşan teyzemiz dertliydi, konuştukça konuşması geliyordu, çektiği zorluklar ve memleket hasreti onu bihayli çökmüştü, epey onu dinledim, zaman bihaylı ilerlemişti, ona, ” teyze müsaade edersen eve döneceğiz.” dedim. Teyze ayrılmamızı pek istemiyordu, daha anlatacak çok sözleri vardı, kısmet olursa tekrar geliriz, deyip müsaade istedik. Boğazlıyan’dan tayinim çıkınca bir daha teyze ile görüşmemiz nasip olmadı. Kısa bir zaman sonra teyzemizin vefat haberini aldım, onun ziyaretine bir daha gidemedim, fakat ruhuna Fatihalar gönderdim. Allah rahmet etsin.
Evet, Sason hadisesi çok teyzeleri, amca ve dayıları gurbetlerde memleket hasreti içinde bıraktı, zulmün izleri de tarih arşivlerinde kara leke olarak yer aldı.
Değerli Rüstem ağabeyim. Süfyanizmin zulmünü dile getiren bu yürek ağlatan yazınızdan dolayı tebrikler. Allah razı olsun.